Josiah, kendisinin tıpatıp aynısını gördüğünde afalladı. Ama sekreter ona bir not uzattığında…

Josiah evlilik dairesinin kapısından çıktığında derin bir nefes aldı. Artık özgürdü. Ama gerçekten bu özgürlüğe ihtiyacı var mıydı? Başını yavaşça gökyüzüne kaldırdı; gökdelenlerin arasında mavi bir leke gibi asılı duran göğe baktı. Evet, orada gökyüzünde özgürlük vardı; aşağıdaysa arabalar, evler, koşturmaca, talihin peşinde bitmeyen bir yarış. O da yıllarca koşmuş, en önemli şeyi—aşkı—fark etmeden kaybetmişti. Hatta gerçekten aşk var olmuş muydu, artık emin değildi. Özgür değildi; yalnızdı.

Josiah, Kayla ile bir partide tanışmıştı: o, yükselen bir iş insanı; Kayla, hevesli bir aktris. Kıvılcım çabucak çakmış, kentteki en iyi restoranlardan birinde evlenmişlerdi. Josiah belki daha sade bir hayatı isterdi; ama Kayla masal bekliyor, o masalı da alıyordu. Evlilik başladıktan sonra Josiah’ın hayali—akşam yemeği hazır, evde bekleyen bir eş—gerçek olmadı. Kayla geceleri tiyatroda, hafta sonları bohem arkadaşlarıylaydı. “Yapımcı bulmalıyım,” derdi. “Bizim işte başka yolu yok.” Tartışmalar, kavgalar sürer; Josiah ise güzel karısına duyduğu sevgiden katlanmaya devam ederdi. Bir yandan da davetlerde Kayla’nın güzelliğiyle duyduğu gurur, egosunu okşardı.

Yıllar geçti; Josiah’ın inşaat şirketi şehirde ün kazandı, iş ortakları, yatırımcılar buldu. Artık Kayla yapımcı aramazdı; Josiah her şeyi karşılayabilirdi. Kayla tiyatroda parladı, birkaç pembe dizide bile göründü. Çift mutluydu ama eksik olan bir şey vardı: çocuk. Kayla “gençken hatırlanacak roller oynamalıyım, çocuk sonra” diye erteledi. Yıllar aktı; on yıl sonra Josiah’ın şaşkınlığı siteme, sonra öfkeye dönüştü. “Eşim hiç çocuk istemiyor,” diye düşündü. Sonunda ültimatom verdi: “Ya çocuk ya boşanma.”

Kayla kabul etti ama hamilelik olmadı. Kliniğe gittiklerinde doktorlar, Kayla’nın gençken sınıf arkadaşından hamile kalıp kürtaj olduğunu, artık hamile kalamayacağını söyledi. Kayla bunu ancak doktorun hükmünden sonra itiraf etti. Josiah ihanete uğramış hissetti ama onu suçlamadı; “Keşke daha önce söyleseydin, tıp ilerledi,” diye düşündü. IVF önerildi; Kayla mutlu taklidi yaparken, surrogat (taşıyıcı) anneden söz açan da o oldu. Josiah istemedi; ama Kayla “Prosedürler, hormonlar, kilo alma, meslekten feragat” diye çekincelerini sıraladı. Josiah sonunda, onu acı içinde görmek istemediği için kabul etti.

Taşıyıcı anne olarak kırsaldan genç bir kadın buldular: Olive. Şehirde kuaförlük yapıyordu; liseden sonra sevgilisinden Maya adında bir kızı olmuş, sevgilisi sıcak bir bölgede askerlikte ölmüş, Olive’i annesi Madeline tek başına büyütmüştü. Maya üç yaşındayken ciddi kalp kusuru sonucu acil ameliyat gerekmiş, ücretsiz ameliyat için yıllar beklemek zor, ücretli ameliyat ise imkansız pahalıydı. Olive çareyi taşıyıcı annelikte buldu; durumu Josiah’a dürüstçe anlattı. Josiah masrafları hemen ödedi—usule uygun olmasa da—ve Maya ameliyat oldu. Olive, Josiah ve Kayla’nın malikanesine taşındı; gebelik sorunsuz ilerledi. Olive doktor tavsiyelerine uyuyor, klasik müzik dinliyor, Josiah akşamları hâl hatır soruyor, Kayla ise ilgisiz ve huzursuzdu.

Derken felaket: Josiah şehir dışındayken Kayla akşam aradı; ağlayarak bir şeyler anlattı. Olive ortadan kaybolmuştu. Ertesi gün polis, şehir dışındaki yanmış bir arabada hamile bir kadının yanmış cesedini buldu. Plaka, kan grubu, pasaport kalıntıları Olive’e aitti. Josiah yıkıldı. Cenaze işleri gerekiyordu ama Josiah başka şantiyeye çağrıldı; Kayla “sen git, ben ilgilenirim” dedi. O da polisin ilgilendiğinden emin olup gitti. Bir hafta sonra döndüğünde malikanede bir boşluk, bir sessizlik vardı. Kayla “harcanan paraya yazık” diye söylendi; Josiah “Olive’in kızına yardım ettik” diye teselli buldu.

Üç yıl geçti. Josiah yeniden IVF konusunu açmak istedi; Kayla yine ayak diredi. Derken Josiah, Kayla’yı genç şoförüyle yatakta bastı. Şoför, altı aydır birlikte olduklarını, daha önce de yönetmen, oyuncu ve başkalarıyla ilişkisi olduğunu itiraf etti. Josiah ihaneti affetmedi; boşandı. Kayla’ya mal varlığından pay verdi ama onu görmek istemedi. Kayla “zengin, özgür, çocuksuz” hayatına memnundu.

Boşanmadan iki yıl sonra Josiah yalnız yaşıyor, işe gömülüyordu. Eskiden anlayışlı olan patron sertleşmiş, ofiste disiplin kusursuz işliyordu. Sekreteri Ariel bu değişime tanık olmuştu. Bir gün resepsiyondan çağrıldı: Kapıda zayıf bir kadın ve beş yaşlarında bir oğlan. Kadın titrek sesle “Josiah’ın sekreteri misiniz? Oğlanı ona götürün; oğlu,” dedi, bir zarf verdi, çocuğu sevip öperek hızla uzaklaştı. Çocuk “Teyze, beni babama götür,” dedi. Ariel onu bekleme salonuna aldı.

Josiah geldiğinde, Ariel “Bu çocuk sizinmiş,” dedi, zarfı uzattı. Josiah, küçük çocuğun yüzündeki benzerliği görünce irkildi. Odaya geçip mektubu açtı: “Merhaba Josiah. Sana yüz yüze söyleyemem. O zaman hatalıydım, ama kızımı kurtardığın için minnettarım. Oğlumu sana veremezdim, öğrendiklerimden sonra. Sanırım ne demek istediğimi biliyorsun. İki çocuğu tek başıma büyütebileceğimi sandım; ama lanet hastalık… Yakında öleceğim. Maya’yı annem kontrol eder; Declan’ı ise yetimhaneye alırlar diye korkuyorum. Bu yüzden onu sana veriyorum. Declan senin oğlun; DNA yaptırabilirsin. Onu iyi bir insan olarak yetiştir. Olive.”

Josiah sersemledi. Olive beş yıl önce ölmüş değil miydi? Kim onu oyuna getiriyordu? Polisi arayacaktı, ama ya doğruysa? Bekleme salonunda oturan oğlan kendisine çok benziyordu. Sorular cevaplardan fazlaydı. DNA testi tek çözümdü. Dışarı çıktı; çocuk fısıldadı: “Sen benim babam mısın?” Josiah onu teskin etti, adını, annesinin adını sordu: Declan, annesi Olive… Çocuk ağladı; Josiah onu kucakladı. Onu eve götürdü, DNA örneği verdi; sonuç on günde çıkacaktı. Çocuğu yetimhaneye veremezdi. Malikanede hizmetçiler şaşırdı; Josiah alışverişe çıkıp Declan’a kıyafetler, oyuncaklar, bir de pasta aldı. O akşam helikopteri birlikte uçurup güldüler; Josiah, ilk kez bir çocuğa masal okudu. “Oğlum,” dedi, onu üstünü örterken; bu kelimenin tadını çıkararak.

Ertesi gün Josiah, yıllar önceki dosyalara bakıp Olive’in pasaportundaki köy adresini buldu. Önce polisle konuştu: Meğer kayıp dosyasında sonradan Olive’in köyünde “kaybolan pasaport” başvurusu tespit edilmiş, Kayla aranmış ama Josiah’a ulaşılmamış, o da haber vermemişti. Josiah, Kayla’nın her şeyi sakladığını anladı. Kayla’nın telefonuna ulaşamadı, evine gidip kapıyı açtıramadı. Çocuk mağazasından Declan’a daha çok şey aldı, sonra köye gitti.

Köyde Madeline (Olive’in annesi) ve Maya ile tanıştı. Madeline, Olive’in yıllar önce Kayla tarafından yönlendirildiğini anlattı: Kayla, embriyo transferinde kendi yumurtalarının işe yaramadığını öğrenince doktoru rüşvetle ikna etmiş, Olive’in yumurtaları kullanılmıştı. Sonra Olive’e gerçeği söyleyip “çocuğu istiyorsan git, kaybol; ben istemiyorum,” diyerek onu trene bindirmişti. Olive, karnındaki çocuğun kendi çocuğu olduğunu öğrenince, Josiah’a güvenemeyip köyüne dönmüş, Declan’ı doğurmuştu. Yıllar sonra Olive beyin tümörü teşhisi alınca, çocukların yetimhaneye düşmesinden korkup Declan’ı Josiah’a teslim etmişti. Josiah, Maya’nın diş fırçasını alıp kardeşlik DNA’sı için laboratuvara bıraktı; ayrıca Madeline’in evinin onarımı için ekip gönderdi.

Şehirde Josiah, oğluna bakması için güvenilir bir dadı (Lexi) ayarladı; Olive’i aramak için ipuçlarını Maya’nın, “şifacı” bir yaşlıya dair annesinin internet yazışmalarından buldu. Olive, “Caleb” adlı bu ihtiyarı bulmak için dağlık bir istasyonda inmiş, yaşlı adamın verdiği bitki şurubuyla bayıltılarak, tel örgülerle çevrili bir çiftliğe götürülmüştü. Orada Caleb ve karısı Willow, ağır hasta kadınları kamış kırbacıyla çalıştırıp, deve yününden örgüler ve hediyelik eşya üreten bir küçük köle atölyesi kurmuşlardı. Olive orada Leslie adlı bir kadınla aynı ahıra kapatıldı; kaçış imkânsızdı. Caleb, “iyileştirici” değil, “köleciydi.”

Josiah istasyonda Caleb’i bulup hasta numarası yaparak arabasına bindi; içeceği ağzına alıp yutmuş gibi yaptı, kendini baygınlığa bıraktı, yolu aklında tutarak çiftliğe vardılar. Gecenin bir yarısı ayıldığında ahırda Olive ve Leslie’yi buldu. Sabah kapı açılınca Caleb’i yumruklayıp bağladı; Willow’u da etkisiz hale getirdi, pasaportlar ve kadınlara ait evrakları toplayıp üçü öne, suçluları arkaya bindirerek istasyondaki karakola götürdü. Polis önce inanmadı; Olive’in vücudundaki kırbaç izleri kanıttı. Leslie fenalaşıp ambulansla alındı; belki bir daha görüşemeyeceklerdi. Josiah, Olive’i başkente götürüp tanınmış beyin cerrahı Cason’a teslim etti. Cason, riskli ama gerekli bir ameliyat planladı; tümör büyük, görme siniri yakınındaydı. Josiah tüm masrafları üstlendi.

O sırada Kayla, Arap Emirlikleri’ne “zengin sevgili” vaadiyle gitmiş, orada üçüncü eş yapılmaya çalışılıp şiddet görmüş, parasız belgesiz birkaç gün sürünerek sonunda elçiliğe sığınmıştı. Ülkeye dönünce Josiah’ı aradı—ulaşamayınca malikaneye gidip içeri girdi. Lexi ona “oğlan Josiah’ın oğlu” deyince Kayla’nın içi cız etti: Olive geri dönmüştü. Kayla hizmetçileri azarlayarak evdeki “hanımefendi” rolüne büründü, Josiah’a yeniden bağlanmayı planladı.

Josiah, akşam Declan’ı yatırıp koridorda Kayla’yla karşılaştı. Kayla, gözyaşları ve pişmanlık numarasıyla eski günlerden, “seni seviyorum” cümlelerinden dem vurdu. Josiah onu çalışma odasına aldı ve gerçekleri söylemesini istedi: Olive’in “ölümü”, doktorlara rüşvet, embriyo değişimi, sahte kaza… Kayla sonunda itiraf etti: Kendi yumurtaları kullanılamayınca doktoru para ile ikna etmiş, Olive’in yumurtalarıyla işlem yapılmıştı. Sonra Olive’i trene bindirmiş, pasaportunu çaldırmış, morgtan isimsiz bir kadın cesedi ayarlamış, “yanan araba” mizansenini emniyet içindeki sevgilisinin yardımıyla kurgulamıştı. “Bebeği ne yapayım, sahnemi, hayatımı isterim,” dedi. Josiah dehşetle onu evden kovdu: “Beş yılımı oğlumdan çaldın. Bir daha yaklaşma.” Kayla kısa süre sonra dairesini satıp ortadan kayboldu.

Cason ameliyatı başarıyla gerçekleştirdi. İlk histoloji iyi huylu tümörü işaret ediyor, ama büyüklüğü yüzünden zaten tehlikeliydi. Josiah’a genetik laboratuvarı da döndü: Josiah biyolojik babaydı; Declan ile Maya kardeşti. Josiah, operasyon sürecinde Declan’ı köye, büyükannesi ve ablasına götürdü; bu arada Madeline’in evi baştan aşağı onarıldı. Declan, Maya ve Madeline’in sarılması içini ısıttı. Josiah “hep birlikte olacağız” diye söz verdi.

Olive, birkaç gün sonra solgun ama hayatta, sağlıklı bir geleceğe adım atarak hastaneden çıktı. Başında yeni tüy gibi saçlar, arada gelen baş dönmeleri… ama doktorlar bunun geçici olduğunu söyledi. Josiah, Declan ve Maya onu çiçeklerle karşıladılar. Josiah, Madeline ve çocukları şehre taşımış, Maya’yı iyi bir okula yazdırmış, Declan’ı anaokuluna vermiş, Madeline’i uzmanlara götürmeye başlamıştı. Malikânenin bahçesinde dev bir yılbaşı ağacı, yeni alınmış bir Labrador yavrusu, evin içinde ilk kez gerçek bir aile sıcaklığı vardı. Declan, “Anne, ağacımız harika,” diye sevinirken, Maya “Bahçede duruyor, daha canlı,” dedi. Olive, “Ne harika bir babamız var,” diye gülümsedi. Josiah onun elini tuttu: “Bir şey daha var; bana hâlâ cevap vermedin. Benimle evlenir misin?” Olive, başını omzuna koydu: “Seni seviyorum. Ömrümün geri kalanını seninle geçirmek istiyorum. Evet.”

– Olayların ayrıntılı ilerleyişi

Kayla ile evlilik ve hayal kırıklıkları, IVF’e giden süreç, Olive’in geçmişi ve cesur kararı, Maya’nın kurtuluşu için surrogat oluşu, malikanedeki sessiz gerilim, Kayla’nın kıskançlığı ve ilgisizliği, Josiah ile Olive arasında kurulan sessiz, masum bağ… Tüm bunlar bir matematik gibi birbiri ardına dizildi. Kayla’nın baskısı ve sahicilikten yoksun “masalı”nın ardında, çıkar ve sahne ışıkları vardı. Josiah’ın eksikliği ise ancak bir çocuğun varlığıyla tamamlanacaktı.

Olive’in sözleşmeye sadakatle yaklaşması, kalbindeki büsbütün farklılaşan duyguyu bastırma çabası, Kayla’nın “gerçeği” açıklamasıyla kırıldı: Karnındaki çocuk kendi öz oğluydu. Bu noktada rasyonel hiçbir yol kalmamıştı; Josiah’a güvenecek dingin bir zihin, Kayla’nın manipülasyonları arasında boğuldu. Olive kaçtı—anne içgüdüsüyle. Köyünde sessizce doğurduğu Declan, Maya’yla el ele büyüdü. Bu süre boyunca Josiah “yanmış araba” dosyasına bakarak yas tuttu; Kayla’nın “gerekli işlere bakıyorum” yalanına sığındı.

Yıllar sonra Olive’in hastalığı ona en zor seçimi yaptırdı: “Çocuklarım yetimhaneye düşmesin.” Declan’ı babasına teslim etti; sevgi dolu ama yaralı bir kalp, çocuğunu kendi elleriyle bırakmanın yıkımıyla, çareyi sahte şifacı masalında aradı. O masalın içinden Josiah’ın aklı ve cesareti çekip çıkardı: İstasyonda yaşlı adamı bulup plan kurması, çiftlikteki soğuk kötülüğü ortaya çıkarması, Willow ve Caleb’i polise teslim etmesi… Hepsi bir restorasyondu: yalnız bir babanın, koparılmış bir anneden ve çarpıtılmış bir kaderden aile kurma çabası.

Kayla cephesinde ise, parıltılı vitrinlerin ardındaki çürüme, “Arap şeyhi” masalının içyüzü, eve geri dönme arzusunun bile hesapçı kibrinden arınamaması—hepsi tek perdede yüzüne çarptı. Josiah’ın odasında itiraf ettiği suç zinciri, onu bu hikâyeden temelli dışarı attı.

– En gerilimli an ve yüzleşmeler

Zirve, birkaç eksende aynı anda yükseldi:
– Olive’in Caleb’in çiftliğinde kırbaç ve kölelik düzenine yakalanması, gece yarısı ahırda Josiah’la fısıltılı buluşmaları; sabah kapı açıldığında Josiah’ın yumruğuyla Caleb’i yere serdiği an. Özgürlüğün kapısı kırılma sesiyle açıldı.
– Kayla’nın çalışma odasındaki itirafları: Doktora rüşvet, Olive’in yumurtalarının kullanımı, morgdan kimliği belirsiz ceset, polis içindeki sevgili, sahte kaza. “Bebeği istemiyorum; sahneyi istiyorum,” sözleriyle kendi karanlığını mühürlemesi.
– Ameliyat günü bekleyiş: Cason’un kapalı telefonları, Ariel’in titrek kahveleri, saatlerin ağır akışı. Sonunda histolojinin “iyi huylu” ışığı, Josiah’ın omuzlarından düşen kaya.

Bu zirvede Josiah sadece bir planın ustası değil, aynı zamanda kalbinin sahibiydi: Olive’in elini bırakmadı; Declan ve Maya’yı aynı çatı altında toplama sözünü verdi; Madeline’in evini onartıp, “borç” diye bir kavramı aile içinde anlamsız kıldı. Kayla’nın evden kovulması, geçmişin gömülmesi demekti.

– Kapanış ve yeni başlangıç

Yeni yılın arifesinde, hastane çıkışında küçük bir buket ve büyük bir kucaklaşma. Olive’in başındaki kısa saçlar bir “yeniden doğuş”un tacıydı. Madeline şehirde, eklemleri için iyi hekimlerin yanında, torunlar iyi okullarda. Malikanenin bahçesine kurulan dev çam ağacı, Labrador yavrusunun koşturması ve Declan’ın “Anne, ağacımız harika!” diyen sesi—hayatın sesi.

Josiah diz çökmedi belki, ama yüreği diz çökmüştü: “Benimle evlenir misin?” Olive, omzuna başını koyup fısıldadı: “Evet.” O evet, kayıp yılların telafisine, yalanların susturulmasına ve gerçek bir ailenin doğmasına verilmiş bir cevaptı.

Artık bu hikâyede özgürlük, gökdelenlerin arasındaki dar mavi yamada değil; bir evin içinde, bir masanın etrafında, iki kardeşin kahkahasında, bir annenin sağlığında ve bir babanın güvenli kolunda soluk alıyordu. Josiah’ın başlangıçtaki sorusu—“Özgürlüğe ihtiyacım var mı?”—kendi cevabını buldu: Özgürlük, sevdiklerinin yanında olmaktı. Ve artık yalnız değildi. Gökyüzü, bu kez evlerinin avlusunda ışıl ışıl yanıyordu.