İstanbul’un en prestijli semtlerinden birinde, cam ve çeliğin göğe uzandığı devasa bir gökdelenin en üst katında, Valid Al-Raşid masasının başında bilgisayar ekranına kilitlenmiş çalışıyordu. Otuz sekiz yaşındaki Arap milyarder, petrol ve teknoloji şirketlerinin sahibi olarak dünyada tanınan, soğuk ve mesafeli bir iş adamıydı. Üzerindeki Armani takımın çizgisi kusursuz, bileğinde parıldayan pahalı saat dakikaları, onun için yalnızca “verim” anlamına geliyordu. Kapı çaldı; asistanı içeri girip haber verdi: “Sayın Al-Raşid, öğleden sonraki toplantılar iptal edildi. Dubai’den gelen müşteriler yarına erteledi.” Valid başını kaldırmadan, keskin bir tonda, “Diğer dosyaları getir. Gece geç saatlere kadar çalışacağım,” dedi. Asistan endişeyle, “Efendim, son altı aydır hiç dinlenmiyorsunuz. Belki eve erken gitseniz…” diyecek oldu; Valid sertçe kestirdi: “Dinlenmeye vaktim yok. Para beklemez.”

Asistan çıktıktan sonra Valid pencereye yöneldi. Boğazın mavisi, köprülerin ışıltısı ve tarihi yarımadanın silueti göz alıcıydı; fakat bu güzelliğin onun donmuş kalbinde karşılığı yoktu. Tam o anda telefonu çaldı—hukuk müşaviri arıyordu: “Valit Bey, evdeki durumla ilgili konuşmamız gerek. Çocukların bakımıyla bazı sorunlar var.” Valid’in yüzü gerildi: “Ne tür sorunlar?” “Dadılar sürekli değişiyor. Son iki ayda dört farklı dadı denendi; çocuklar huzursuz.” Valid, alışıldık soğuklukla, “Yeni birini bul,” dedi. Müşavir, “Belki sizin biraz daha—” diye sürdürmeye çalışınca, Valid konuşmayı bitirdi: “Bana çözüm getir. Sorun değil.”

Akşam yaklaşırken, normalde ofiste sabahı bulacak kadar çalışmayı sürdüren Valid, içindeki açıklanmaz bir huzursuzluğun sesiyle ilk kez kararını değiştirdi: “Eve gidiyorum.” Şoförü, Sarıyer’deki villaya doğru ilerleyen Mercedes’i trafikten geçirirken, Valid arka koltukta e-postalarını kontrol ediyor, iş önceliğini zihinlerinden silemiyordu. Villanın kapısından girerken güvenlik şaşkınlıkla selamladı; “İyi akşamlar Valit Bey.” Valid kısaca başını salladı. Çam ağaçları, güller, havuz ve çocuklar için özel yapılmış oyun alanı—bahçenin her köşesi kusursuz bakımlıydı. Ne var ki o oyun alanının, ikizleri Emir ve Kerem tarafından neredeyse hiç kullanılmadığını biliyordu; dadılar çocukları genellikle üst katta tutuyordu.

Araç ön kapıya yaklaşırken Valid bir an dışarıyı dinledi. Hafif sesler… Çocuk sesleri… Bu saatte bahçede olmaları garipti. Dadılar onları erken içeri alırdı. Yavaşça bahçeye yöneldi; gülüşler, neşeli bağırışlar belirginleşiyordu. Uzun zamandır duymadığı bir neşe vardı bu seslerde. Köşeyi döndüğünde gördüğü manzara Valid’i sarsıp yerinden etti: Havuz kenarındaki çimde, yamalı ve eski kıyafetli küçük bir kız oturuyor; karşısında iki bebek—kendi oğulları Emir ve Kerem—onunla oyun oynuyordu. Emir’in yüzünde kocaman bir gülümseme, Kerem’in çırpınan ellerinde pırıl pırıl neşe. Küçük kız, elindeki küçük taşlarla hikâyeler uyduruyor, taşları hayvanlara benzetiyor, bebekler büyülenmiş gibi dinliyordu. Emir, “Kak kaka,” diye gülerken, kız yeterince sıcak bir sesle, “Evet canım, kaka, sen çok akıllısın,” diyordu. Kerem’in ayakkabı bağcığını dikkatle bağlıyor, Emir’in burnunu sevgiyle siliyor, her hareketinin doğal ve şefkat dolu oluşu Valid’in kalbini sıkıştırıyordu.

“Kim bu?” diye düşündü Valid. Bahçeye nasıl girmişti? Güvenlik neredeydi? Öfke duyması gerekirdi belki; ama duyduğu şey meraktı—ve ikizlerinin yüzündeki o saf mutluluk. Kız, bebeklerle birlikte ellerini sallayarak “la la la” diye mırıldanarak küçük bir dans başlatınca, Emir ve Kerem kollarını ona uydurmaya çalışıyor, gülme dalgaları bahçeyi dolduruyordu. Tam o sırada hizmetkâr Fatma Hanım bahçeye çıktı, manzarayı görür görmez parladı: “Aylin! Ne yapıyorsun burada? Kaç kez söyledim, buraya girme!” Küçük kız başını eğdi: “Özür dilerim Fatma teyze. Ama bebekler ağlıyordu. Dadı teyze telefonda konuşuyordu, duymuyordu.” “Hemen git!” Valid, saklandığı köşeden izlemeyi sürdürdı; Aylin bebeklerle vedalaştı, Emir ayrılığı sezmiş gibi ağlamaya başladı. Kız bahçeden çıkınca bile Valid kıpırdamadı; gördüğü sahne zihninde dönüp durdu. Bu küçük kızın ikizlerine sunduğu sevgi ve doğal bağ, onu derinden etkilemişti.

Valid içeri girdiğinde dadı Zehra Hanım’ın ikizleri üst kata çıkardığını gördü. Ev, alıştığı o tanıdık sessizliğe bürünürken Valid’in zihninde Aylin’in gülüşü ve bebeklerle oynadığı anlar bir bir canlanıyordu—özellikle de çocuklarının yüzündeki mutluluk. Yemeğini yalnız yerken kendine sordu: Çocuklarını en son ne zaman bu kadar neşeli görmüştü? Onlarla ne zaman bu şekilde ilgilenmişti? Altı ay önce eşi Leyla’nın ani ölümü her şeyi değiştirmişti; trafik kazasında yaşamını yitirdiğinde ikizler henüz altı aylıktı. Valid acısını işe gömmüş, çocukların bakımını dadılar ve hizmetlilere bırakmıştı. Onlara bakarken Leyla’yı hatırlıyor, canı yanıyordu; duygusal olarak yaklaşmaktan korkuyordu.

Ertesi sabah ofise çıkmadan önce bahçeden gelen sesleri yeniden duydu. Pencereden baktı; Aylin yine oradaydı, bu kez bahçeden çocuklar için küçük çiçekler topluyordu. Valid hızla dışarı çıktı. Aylin onu görünce irkildi. Valid sesi yumuşatarak sordu: “Sen kimsin?” “Özür dilerim amca. Bebekler ağlıyordu. Dadı teyze yoktu.” “Dadı nerede?” “Bilmiyorum; telefonda konuşuyordu sanırım.” Emir ve Kerem, Aylin’i görünce sevinçle gülüp küçük ellerini ona uzattı. Valid, “Onları çok seviyorsun,” dedi. Aylin başını salladı: “Çok tatlılar ve yalnız gibi görünüyorlar.” Bu söz, Valid’in kalbine bıçak gibi saplandı. “Yalnız mı?” “Evet. Hep ağlıyorlar. Sanki birini arıyorlar.”

Valid diz çöktü, ikizlerinin gözlerinin içine baktı; gerçekten bir arayış, bir hüzün vardı. “Sen burada ne yapıyorsun? Okula gitmen gerekmiyor mu?” “Okula gidemiyorum. Ailem fakir. Çalışıp onlara yardım etmeliyim.” “Ne işler yapıyorsun?” “Ev temizliği, bahçe işleri, bazen markette poşet taşırım.” Valid’in kalbi iyice sıkıştı: Dokuz yaşında bir çocuk, bu kadar sorumluluk… “Peki buraya neden geliyorsun?” “Onları seviyorum ve bana ihtiyaçları var gibi geliyor.” Emir o anda Aylin’in parmağını yakaladı, ağzına götürmeye çalıştı; ikisi birlikte gülünce Valid’in içinde garip bir duygu doğdu: Bu küçük kız, çocuklarıyla ondan daha iyi iletişim kuruyordu. “Her gün mü geliyorsun?” “Hayır… Bu civarda iş varsa ve bebeklerin sesini duyarsam.”

Aylin bahçeden ayrıldıktan sonra Valid, Zehra Hanım’ı çağırdı. “Çocuklar nasıllar?” “İyi efendim; sadece huzursuzlar. Geceleri çok ağlıyorlar. Gündüzleri de bahçeye bakmak istiyorlar; sanki birini bekliyorlar.” Valid pencereye döndü; şimdi bunu biliyordu: Bekledikleri Aylin’di. “Ben çocuklarla vakit geçirmek istiyorum,” dedi. Zehra Hanım şaşırdı ama ikizleri getirdi. Valid onları kucağına aldığında ne yapacağını bilemedi; ikizler ona yabancı gibi bakıyordu. Kalbi kırıldı. “Merhaba oğullarım,” diye fısıldadı; Emir ağlamaya başladı. “Belki çok geç,” diye düşündü ama vazgeçmeyecekti.

Öğleye doğru Aylin elinde küçük bir sepetle bahçeye geldi. Valid onu izliyordu. Aylin ikizleri görünce yüzü aydınlandı: “Merhaba canlarım! Size hediye getirdim.” Sepetten renkli taşlar çıkardı: “Bunlarla oyun oynayalım.” Valid dışarı çıktı. Aylin ayağa fırladı: “Özür dilerim amca, yine geldim.” “Sorun değil,” dedi Valid; “Hatta oyununuzu izleyebilir miyim? Katılabilir miyim?” Aylin şaşkın ama neşeyle başını salladı. Valid çimlere oturdu; iş takım elbisesiyle çimlerde oturmak ona yabancıydı. Aylin taşları dizdi: “Bu kırmızı taş aslan, mavi taş tavşan, yeşil taş kuş.” Emir kırmızı taşla ağzına uzandı; Aylin tatlı bir kararlılıkla, “Hayır canım, o yemek değil. Bak nasıl yapılır… Aslan yürüyor—hır hır,” dedi, taşı zeminde yürütürken Emir kahkaha attı; Kerem ellerini çırptı. Valid çocuklarının ritmine kendini bırakmayı öğreniyordu: “Ben de deneyebilir miyim?” Aylin mavi taşı uzattı: “Bu tavşan hop yapar.” Valid çok ciddi bir “hop” çıkardı; Aylin gülerek “Hayır amca, böyle değil; bak, böyle hop!” diye taşları zıplattı. Valid ikinci denemesinde biraz gevşedi; çocuklar gülmeye başladı. “Aferin,” dedi Aylin, “Çok güzel oldu.” Basit bir oyun, bir saat sürdü. Valid bugüne kadar hiç bu kadar çocukça davranmamıştı; ama garip biçimde huzurluydu.

Aylin vedaya hazırlanırken Valid onu durdurdu: “Konuşabilir miyiz?” Kız çekingen görünüyordu. “Korkma, azarlamayacağım. Ailenle ilgili merak ettiklerim var.” Aylin gözlerini kaçırdı: “Annem Leyla Hanım temizlik işi yapar. Babam Ali Bey eskiden inşaatta çalışırdı; kaza geçirdi, artık çalışamıyor. Kardeşim yok; o yüzden ben çalışıyorum. İki yıl okula gittim, sonra paramız kalmadı.” Valid’in yüreği sızladı. “Okumayı biliyor musun?” “Biraz; annem öğretti.” “Matematik?” Aylin gülümsedi: “Çok seviyorum. Marketlerde çalışırken hesap yaparım.” Valid hayran kaldı: Bu kız yalnızca sevgi dolu değil, zekiydi de. “Aylin, sana bir teklifim var: Her gün buraya gel, çocuklarımla ilgilen; karşılığında sana para vereceğim.” Aylin’in gözleri büyüdü: “Gerçekten mi?” “Evet, ama bir şartla: Okula da gideceksin. Seni yazdıracağım.” Küçük kızın gözlerinden yaşlar süzüldü: “Bu… gerçek mi?” “Gerçek. Ama önce annenle konuşmam gerek.”

O akşam Valid, şoförüyle Aylin’in oturduğu mahalleye gitti. Eski bir apartmanın bodrum katında, küçük ve fakirce döşenmiş bir ev. Kapıyı Leyla Hanım açtı; şaşkındı. “Kimi arıyorsunuz?” “Ben Valid Al-Raşid. Aylin’in babası Ali Bey burada mı?” Ali Bey tekerlekli sandalyesinde salona geldi; Valid durumu anlattı: Aylin’in ikizlerle kurduğu bağı, gösterdiği şefkati ve teklifini. “Yani Aylin sizin çocuklarınıza bakacak, karşılığında ücret alacak; ayrıca okula da gidecek, öyle mi?” diye sordu Leyla Hanım. Valid kararlıydı: “Evet. Bu sadece iş değil; Aylin çocuklarım için çok özel.” Ali Bey, karısına baktı: “Leyla, bu fırsat büyük. Hem çalışır hem okur.” Gölgeli bir tereddüt: “Ama efendim, size nasıl güveneceğiz? Siz çok zenginsiniz.” Valid, endişelerini anladı. “Haklısınız. Söz veriyorum: Aylin’e kardeşim gibi bakacağım.” “Kaç para?” diye sordu Ali Bey. “Ayda 5.000 lira. Okul masrafları benden.” Sessizlik ağırlaştı—bu para onlar için servet demekti. Leyla Hanım ağladı: “Bu çok fazla… Hak etmiyoruz.” “Hak ediyorsunuz,” dedi Valid. “Aylin çok özel bir çocuk; benim çocuklarıma verdiği sevgiyi kimse veremez.” Ali Bey kararını verdi: “Kabul ediyoruz. Ama Aylin’e kötü davranırsanız… asla.” Valid, aynı kararlılıkla: “Asla.”

O gece eve dönerken Valid kendini farklı hissediyordu: İlk kez birinin parasına değil, kalbine ihtiyacı vardı. Ertesi sabah Aylin erken geldi; daha temiz kıyafetler giymişti. Valid, “Hazır mıyız?” dedi. “Neye?” “Alışverişe. Okul için kıyafetler alacağız.” Aylin’in gözleri parladı: “Gerçekten mi?” Valid ikizleri de yanına aldı—ilk kez birlikte dışarı çıkacaklardı. Alışveriş merkezinde Aylin her şeye hayran kaldı: “Bu kadar güzel yer görmemiştim.” Ona okul kıyafetleri, ayakkabılar, kitaplar alınırken, Emir ve Kerem arabalarında neşeyle etrafı izliyordu. Bir an Aylin ağzından kaçırdı: “Baba…” Valid durdu: “Bana baba mı dedin?” Aylin kızardı: “Özür dilerim, yanlışlıkla.” Valid gülümsedi: “Sorun değil. İstersen bana baba diyebilirsin.” O an, ikisi için bir dönüm noktası oldu.

Aylin’in hayatlarına katılmasıyla Valid’in rutinleri altüst oldu. Artık sabah ofise geç gidiyor, öğle vakti eve dönüp çocuklarla oynuyor, akşamları erken geliyordu. Aylin, sabahları besliyor, oyunlar kuruyor; öğleden sonra yeni yazıldığı okula gidiyor; akşamları dönüp çocukları uyutuyordu. Bir gün sekreter aradı: “Dubai’deki müşteriler toplantı bekliyor. Ne zaman gideceksiniz?” Valid, “Erteleyeceğim,” dedi. “Efendim, bu çok önemli bir anlaşma…” “Ertelediğimi söyledim.” O gün Emir ilk kez “baba” dedi, Kerem yürümeye çalıştı. Valid biliyordu: Bu, tesadüf değildi; Aylin’in sevgisiydi.

Bir akşam, ikizler uyuduktan sonra Valid ve Aylin salonda oturdular. Valid ona sıcak çikolata getirdi. “Sana bir şey anlatmak istiyorum.” “Dinliyorum baba.” Valid konuştu: “Ben çok yalnız bir adamdım. Çocukların annesi altı ay önce öldü.” Aylin’in yüzüne hüzün çöktü: “Çok üzgünüm.” Valid devam etti: “O zamandan beri ne yapacağımı bilemedim; işe sığındım. Ama şimdi farklıyım—sen geldin çünkü. Bana nasıl baba olunacağını öğretiyorsun.” Aylin gülümsedi: “Siz zaten iyi bir babasınız. Sadece bunu unutmuştunuz.”

Aylin okula başladıktan kısa süre sonra sorun çıktı: Bazı sınıf arkadaşları onu fakirliğiyle alaya alıyordu. Aylin üzgün geldi: “Baba, kimse benimle arkadaş olmak istemiyor.” Valid öfkelendi, “Ne diyorlar?” “Fakir kız, diyorlar.” Valid ertesi gün Aylin’i lüks arabasıyla okula bıraktı; sınıf öğretmeni Elif Hanım’la konuştu: “Aylin artık benim kızım. Diğerleri kadar değerli.” O günden sonra sınıfın davranışları değişti—ama Aylin akşam Valid’e söyledi: “Baba, beni zengin olduğum için değil; iyi olduğum için sevsinler istiyorum.” Valid, dokuz yaşındaki bir çocukta bulduğu olgunluğa hayret etti.

Bir ay sonra Valid’in Dubai’deki iş ortakları geldi. Ortağı Ahmet, “Değiştin,” dedi; Valid pencereye bakıp bahçede Aylin’in ikizlerle oynadığını gösterdi: “Aile,” diye cevapladı. Toplantı sürerken ikizler içeri daldı; Emir “Baba!” diye bağırdı. Valid beş dakikalık mola isteyince herkes şaşırdı; o böyle bir şey yapmazdı. Ahmet, Aylin’le tanıştı: “Valid’in kızı mısın?” “Evet,” dedi Aylin gururla, “O en iyi baba.” Toplantı sonrası Ahmet, “Bu kız senin hayatını kurtarmış,” dedi. Valid gülümsedi: “Ben onu evlat edindim; ama aslında o beni evlat edindi.”

O gece Aylin içten bir soru sordu: “Beni gerçekten seviyor musunuz, yoksa çocuklara baktığım için mi yanınızda tutuyorsunuz?” Valid, gözlerinin içine bakıp, “Sen benim gerçek kızım gibisin,” dedi, “Seni Aylin olduğun için seviyorum.” Aylin sarıldı: “Ben de sizi çok seviyorum baba.”

Bir pazartesi sabahı, Dubai’deki en büyük müşterisi Hasan Al Maktum aradı: “Valid, iki aydır görünmüyorsun. Ne oldu?” “Hayatımda değişimler var. Evlat edindim.” “Tebrikler! Kaç yaşında?” “Dokuz.” “Bu hafta sonu İstanbul’a geliyorum; onu görmek istiyorum.” Valid endişelendi: Hasan gururluydu; Aylin’in hikâyesini anlayacak mıydı?

Cuma akşamı Hasan ve eşi Amira konvoyla geldiler. Hasan, Aylin’in sade kıyafetlerini görünce şaşırdı. Aylin kibarca, “Merhaba Hasan amca,” dedi. Hasan, Valid’e Arapça bir şeyler söyleyip tartışmaya girişti. Aylin gerilimi hissedip “Yukarı çıkayım,” dedi; Valid izin vermedi: “Burada kal.” Hasan İngilizceye dönüp sordu: “Bu kızın hikâyesi nedir? Bana evlat edindiğini söylememiştin.” Valid tüm süreci anlattı; Hasan dinledi, sonra sertçe: “Anlıyorum. Ama bu bir iş ilişkisi, değil mi? Kız çocuklara bakıyor.” Bu söz Aylin’i yaraladı; sessizce özür dileyip odadan çıktı. Valid ayağa fırladı: “Hasan, çok ileri gittin.” “Ben gerçekleri söylüyorum.” Valid, sesini alçaltıp daha da kararlı konuştu: “Aylin bu evdeki en değerli kişi. Ona saygı göstermeyeceksen lütfen git.” Hasan şok oldu; Valid hiç böyle konuşmazdı. Amira araya girdi: “Aylin’le konuşabilir miyim?” Bahçede küçük kızı gözyaşları içinde buldu. “Canım, neden ağlıyorsun?” “Hasan amca haklı belki… Ben Valid babanın kızı değilim; sadece fakir bir kızım.” “Valit’i nasıl seviyorsun?” “Onu gerçek babam gibi.” “Peki o seni nasıl karşılıyor?” “Beni gerçek kızı gibi.” Amira gülümsedi: “Senin kalbin gerçek. Parayı düşünmüyorsun; sevgiyi düşünüyorsun.”

Yemekte Hasan, Aylin’e sordu: “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” “Doktor,” dedi Aylin; “Hasta çocuklara yardım etmek istiyorum.” Hasan ikna olmaya başladı. Akşam Valid’e döndü: “Bu kız gerçekten özel. Seni çok değiştirmiş.” “Evet,” dedi Valid, “Bana hayatın anlamını öğretti.” Ertesi sabah Hasan, Aylin’e “Dün kaba davrandım, özür dilerim,” dedi. “Şimdi anlıyorum: Sen özel bir kızsın.” Ayrılmadan önce Aylin’e pahalı bir kolye verdi: “Valid benim kardeşim; sen benim yeğenimsin.”

Aylin’in okul hayatı hızla parladı. Matematik öğretmeni Mehmet Bey, Valid’i aradı: “Aylin çok yetenekli; özel ders almalı.” Aylin önce çekindi: “Pahalı olmaz mı?” Valid netti: “Para önemli değil; sen önemlisin.” Haftada üç gün özel derslere başlayan Aylin, 12 yaş seviyesine ulaştı. Ancak asıl yeteneği, insanları anlamaktı. Bir gün Valid eve gergin geldi; büyük bir müşteri sözleşmeyi iptal etmişti. Aylin sabırla dinledi ve sordu: “Hata sizde mi?” “Evet.” “O zaman özür dilemeli ve düzeltmelisiniz.” Valid ertesi gün samimi bir özür dileyip çözüm planı sundu; müşteri, “Ben para değil, ciddiyet görmek istiyordum,” dedi. Valid, Aylin’in sezgisine hayran kaldı.

Kasım sonunda Aylin’in gerçek ailesinde bir sorun çıktı: Babası Ali Bey’in durumu kötüleşmiş, ameliyat gerekmişti. Valid tereddütsüz en iyi doktorları ayarladı, masrafları karşıladı; ameliyat başarılı geçti. Ali Bey, “Size nasıl teşekkür edeyim?” dedi. Valid sadece, “Biz artık aileyiz,” diye cevapladı. Ama Ali Bey’in bir endişesi vardı: “Aylin büyüyünce sizi unutur mu?” Valid’in içine karanlık bir soru düştü; o gece Aylin’e sordu: “Büyüyünce hâlâ benimle kalacak mısın?” Aylin şaşkındı: “Tabii. Siz hep babamsınız.”

Aralık’ta yıl sonu gösterisinde Aylin sahneye çıktı; matematik sorularını kusursuz çözdü. Mikrofonu eline alıp, “Bu başarı sadece benim değil,” dedi; “Bana inanan babam Valid’in.” Salonda alkış tufanı koparken Valid’in gözleri doldu. “Şanslı olan Aylin değil; benim,” diye düşündü. Eve dönerken Aylin, “Doğru konuştum mu?” diye sordu; Valid, “Asıl teşekkür etmesi gereken benim,” dedi; “Bana babayı öğrettin.”

Yeni yıl başında, Dubai’de dev bir proje doğdu. En az altı ay orada kalmak şarttı. Hasan, “Bu hayatımızın fırsatı,” dedi; Valid, “Artık İstanbul’dan ayrılamam,” diye yanıtladı. Aylin durumu sezip, “Baba, bu çok önemliyse gitmelisiniz,” dedi. Valid’in yüreği parçalandı. Aylin yetişkin gibi düşündü: “Ben altı ay gerçek ailemde kalırım; siz gidin. Hafta sonları beni görürsünüz; videoyla konuşuruz.” Valid direndi; Aylin kararlıydı: “Bana özgürlük verin; işinizi özgürce yapın.” Valid, bu sözlerle kararını verdi.

Şubat’ın ilk haftası Valid Dubai’ye, Aylin gerçek ailesine taşındı. Havalimanındaki veda gözyaşlarıyla, “Söz mü?” sorularıyla, uzun sarılmalarla ağırdı. İlk ay Valid uyuşuktu; Hasan, “Odaklanamıyorsun,” dedi; Valid, “Bu bağımlılık değil; sevgi,” diye karşılık verdi. Aylin de zorlanıyordu; ev küçük, imkânlar sınırlıydı ama annesi ve babasıyla daha fazla zaman geçirmenin mutluluğunu yaşıyordu. İkinci ay notları düştü; Elif öğretmen uyardı. Valid telefonda duyunca içi ezildi: “Neden söylemedin?” “Sizi üzmek istemedim.” “Sen benim işimden daha önemlisin,” dedi Valid. Ortasında, çözüm geldi: Aylin’i Dubai’ye getirmek.

Hazırlıklar başlatıldı; pasaport, vize, okul kaydı. Leyla ve Ali gözleri dolu izledi: “Kızımız gidiyor ama mutlu olacak.” Aylin, Emir ve Kerem’i görmeye gitti; çocukların sevinci taşınca, “Babamızın yanına gidiyorum,” dedi. Dubai’ye varış günü, havaalanındaki kavuşma sarılışlarla, “Babacığım!” nidalarıyla yeniden aile olmaktı. Valid, deniz manzaralı bir ev tuttu; Aylin, “Burası bizim evimiz mi?” diye sordu. “Evet; İstanbul da bizim evimiz, burası geçici,” dedi Valid.

Dubai’de okula alışmak güç oldu; çocuklar zengindi, sistem farklıydı. Aylin, “Para mutluluk vermiyor; sevgi veriyor,” dediğinde Valid bir kez daha bu küçük kızın filozof yanını gördü. Üçüncü haftada Aylin arkadaşlar edindi; Suriye’den Zeynep ile yakınlaştı. Zeynep’in ailesi zor durumdaydı; Valid, babayı şirketine alarak aileye destek verdi. Aylin’in mutluluğu, “Başkasına yardım etmek çok güzel,” cümlesinde vücut buldu.

Dördüncü ayın sonunda proje başarıyla bitiyordu. Hasan, “Kalırsan daha büyük projeler var,” dedi. Valid, Aylin’le konuştu: “Burada kalabilir miyiz?” Aylin, “Emir ve Kerem’i özlüyorum. Eğer hepimiz birlikte olamazsak, İstanbul’u tercih ederim,” dedi. Aile bir arada olmalıydı. Valid, “Dubai’de kalmayacağım,” diye karar verdi.

Beşinci ayın sonunda hazırlıklar başladı; Zeynep’in ailesi de İstanbul’a transfer edildi. Uçakta Aylin sordu: “Burada kalsanız daha çok para kazanırdınız, değil mi?” Valid gülümsedi: “Para her şey değil. Sen ve çocuklar daha önemlisiniz. Bunu sen öğrettin.”

İstanbul’a vardıklarında havaalanında sıcak bir karşılama vardı: Emir, Kerem, Zehra Hanım, şoför, bazı dostlar… Emir koşup Aylin’e sarıldı: “Aylin abla!” Kerem de “Abla geldi!” diye sevincini paylaştı. Eve dönerken Aylin, “Burayı özlemişim,” dedi; Valid, “Burası senin evin,” diye karşılık verdi.

İki ay sonra beklenmedik bir ödev Aylin’i zorladı: “Aile ağacı.” “Benim iki ailem var,” diye ağladı; “Gerçek ailem ve kalp ailem.” Valid yanına oturup, “Bu harika,” dedi. Aylin iki ağaç çizdi: Birinde Ali Bey, Leyla Hanım ve kendisi; diğerinde Valid, Emir, Kerem ve kendisi. Valid’in gözleri doldu: “Mükemmel.” Sınıfta sunum yaparken Aylin cesurca konuştu: “Biri beni doğuran aile, biri beni seçen aile. İkisini de seviyorum.” Öğretmen ve sınıf etkilendi. Arkadaşları, “Şanslısın; daha çok sevgi alıyorsun,” dediler. Aylin, “Aynı zamanda daha çok sorumluluk; iki aileyi mutlu etmek istiyorum,” diye olgun bir cevap verdi.

Valid, iki aileyi bir araya getirmeye karar verdi. Pazar günü Ali Bey ve Leyla Hanım ilk kez Valid’in evinde yemek yedi. Başta gergindi; sonra Emir “Dede!” diye bağırdı. Aylin, “Siz benim babamsınız; onlar da kardeşlerim. Bu sizi dede yapar,” deyince, masada gerçek bir birleşme oldu. Bahçede Ali Bey, Valid’e, “Aylin bana hayat verdi; ama siz bana baba olmayı öğrettiniz,” dediğinde, iki adam birbirlerini gerçekten anladılar.

Aradan iki yıl geçti. Aylin on bir yaşında, başarısı parlıyordu; Emir ve Kerem ile bağı daha güçlüydü. Valid, eski soğuk iş makinesinden eser kalmayacak kadar değişmiş, sevgi dolu bir baba olmuştu. Bir pazar sabahı bahçede herkes birlikte piknik yaparken Aylin, “Baba, beni bahçede bulmasaydınız hayatınız nasıl olurdu?” diye sordu. Valid düşündü: “Çok yalnız ve mutsuz. Sen benim hayatımı kurtardın.” Aylin, “Ben de sizin sayenizde kurtuldum—umutsuzluktan,” dedi. Emir koşup, “Aylin ablayı çok seviyorum,” derken, Kerem “En iyi abla!” diye bağırdı; Aylin ikisini kucakladı: “Ben de sizi.”

Akşam olduğunda Aylin, Valid’e sarılarak fısıldadı: “Ben çok şanslıyım—iki ailem var. Ama en şanslı olan, sizin beni bulmanız değil; benim sizi bulmam. Siz sadece babam değil, en iyi arkadaşımsınız.” Valid’in kalbi ısındı; o küçük kız, iki aileyi birleştirmiş, üç çocuğu mutlu etmiş, bir adamı bambaşka biri yapmıştı.

Bazen hayattaki en büyük hediyeler, en beklenmedik anlarda gelir. Aylin’in hayatlarına girişi, sevginin her şeyi değiştirebileceğinin en güzel kanıtıydı. Bu hikâye, bir jestin, küçük bir iyiliğin nasıl devasa bir değişime dönüşebileceğini hatırlatıyordu. Eğer Valid gibi birinin hayatına dokunma şansın olsaydı, ne yapardın? Ya da Aylin gibi cesaret edip birinin hayatını değiştirme fırsatın olsaydı? Belki bunun için önce içimizdeki buzları eritmek, çevremize daha dikkatle bakmak gerekir; çünkü yardıma ihtiyacı olan biri, şu an tam yanımızda olabilir. Bu hikâyeyi sevdin mi? O halde umut veren hikâyelerin çoğalması için paylaş; çünkü böyle hikâyeler ne kadar çok kişiye ulaşırsa, dünya o kadar güzel bir yer olur.