Çölün ortasında annesini terk eden evlat… onun milyoner olacağını bilmeden
Tanıkların olmadığı bir akşamüstü, kayıp bir yolda güneş batarken, güvenle oğluna bakan bir anne tatlı bir sesle sorar: “Neredeyiz, oğlum?” Miguel direksiyonda, yüzü gerilmiş. Eski evde, yüksek müzik, bitmeyen huzursuzluk ve zehirli bir birlikte yaşama, yuvalarını her günkü bir mücadele alanına çevirmiştir. Eşi Talía ve annesi María Hortensia —“Señora Mari”— aynı çatıyı paylaşırlar ama iki ayrı dünyada yaşarlar.
Eli çatlamış, sesi yumuşak yaşlı María temizler, yemek yapar ve susar. Talía onu hor görür: ona yük, işe yaramaz der ve “kendi evinde” kayınvalidesinin hiçbir katkısı olmadığından yakınır. Miguel iki ateş arasında küçülür; evlat sevgisi ile talepkâr birlikteliği arasında sıkışır. Gerginlik birikir. Talía ültimatomu fırlatır: “Ya o ya ben.” Ve Miguel, şantaj karşısında zayıflık gösterip yanlış seçimi yapar.
Az sonra olacak olan, aileyi bir uçtan diğer uca yaran bir yara izi olacaktır: terk ediş, suçluluk, gece bastıran ateş, kurtaran yabancı eller, kapıyı çalan bir avukat ve yeniden başlamak için dört milyon sebep; kan bağıyla değil, birbirine bakmakla kurulan yeni bir aile.
– Evde Talía, María’ya su için, temizlik için, sırf var olduğu için çıkışır. “Yaşlı ve işe yaramaz,” der utanmadan. “Burası benim evim,” diye çıkışır, María’nın kocasının bu evi satın aldığını ve María’nın ömrünü orada geçirdiğini unutup. María sakinleştirmeye çalışır, genç ve güçlü olanın su taşıyabileceğini söyler; karşılığında aşağılanır.
– Miguel yorgun gelir; evi temiz, yemeği hazır bulur. “Talía yardım etti, değil mi?” diye sorar. María susar, oğlu incinmesin diye çatışmayı saklar. Ama Talía hamlesini hazırlar: “Bu hayat değil,” der Miguel’e. “Ya o ya ben: evden gitsin. Onu huzurevine koy. Onu burada istemiyorum.”
– Miguel yalvarır: “O benim annem.” Talía son darbeyi indirir: “Geçici demiştin; düğünden beri iki yıl oldu. Son şans: O mu, ben mi?” Zehir işler. Miguel, kendisine hayat veren kişiyi sırtından hançerlemeye karar verir.
Gün gelir. Saf María, kiliseye gidecek diye özenle giyinir, oğlundan hayır dua ister. Miguel onu arabaya bindirir. Kadın kendini değerli hisseder: “Evleneli beri beni hiç götürmemiştin.” Issızlığın ortasında dünyayı parçalayan cümle gelir: “Anne, burada inmen lazım… artık seninle yaşayamam.” María oğluna sarılır, yalvarır: “Seni ninniyle uyuttum, baktım, altını değiştirdim.” Oğul kendini kurtarır: “Bırak beni, anne.” Motor çalışır, toz duman her şeyi yutar. Anne dizlerinin üzerine çöker: “Tanrım, ben ne yapacağım?”
Evde Talía kutlar. “Kutlamalıyız,” der soğuk bir sesle. Miguel çöker: “Annemi ıssızlığın ortasında bırakmışken nasıl kutlayayım?” Talía ona ne hissedeceğini dikte eder: “Rahatlama. Bu gece bebek gibi uyuyacaksın.” Günün “iyi işi” için bir “ödül” vaat eder. Gece daha da karanlık olur.
Kırda, ateş María’yı kavurur. Genç bir ses onu bulur: “Hanımefendi iyi misiniz?… alev gibi yanıyorsunuz.” Juana ve Ana belirir. Juana seslenir, yardım ister: “Miguelito, neredesin, gel, yardım et.” İmkânsız bir ihtimal mi? Miguel geri dönüp annesini kaldırmaya mı geliyor? Suçluluk onu kemirir ve geriye çeker. “Bir saniye daha bırakırsak elimizde ölebilir,” derken onu taşımaya çalışırlar.
Ama hikâye kısa süre sonra başka bir patikaya sapar: María, yoksul ama sıcak bir evde uyanır. “Korkmayın, babaanne,” derler. “Biz iyi insanlarız; artık güvendesiniz.” İçine bol sebze doldurulmuş bir çorba sunarlar, güç bela oturturlar. María havaya bakıp oğlunu arar: “Oğlum nerede?” Juana, onu bulduklarında yanında kimse olmadığını söyler. “Oğlum beni bırakamaz,” diye tekrarlar María. Onlarsa yargılamadan, dinlenmesini, güç toplamasını, “çok iyi” olan çorbasını içmesini isterler.
Ana, küçük kız, evin meleğidir. Kimsesiz kalan Juana’yı bir zamanlar o kurtarmıştır. Juana kendi yarasını anlatır: “Annem, yeni sevgilisi çocuk istemiyor diye, demek ki o da istemiyormuş… beni bıraktı.” Haftalarca sokakta, çöplerden yiyerek, herkes tarafından reddedilerek yaşar; ta ki Ana gelene kadar. O günden beri küçük bir ailedirler. “Sizce de felaketin içinde birbirimizi bulmadık mı?” der Juana. Ana bir çiçek getirir, María’nın hüznüne renk olsun diye bir yaprak verir: “Çok güzel bir çiçek, tıpkı siz gibi.”
Miguel uyuyamaz. Talía ile tartışır: “Hata yaptık.” Talía buz keser: “Aileni korumak için yaptın… birileri onu bulmuş ve almıştır; adını bile değiştirmiştir.” Miguel kırılır: “Senin aksine, benim vicdanım var.” Kavga büyür: “Bazen hatam annemi bırakmak değil, seninle evlenmekti.” Talía onu “nankör” diye aşağılar. Zil çalar.
Bir avukat kapıda: “Günaydın. Bay Miguel Hernández… Ben Andrés Solís, anneniz María Hortensia’nın avukatıyım.” Miguel ve Talía onu başından savmak ister, “o kadın”ın evi çoktan terk ettiğini söylerler. Andrés ısrar eder: María ile konuşması gerekir. Bir komşu Miguel’i suçlar: “Şu hayırsız oğlan annesini terk etti; herkes biliyor.” Andrés bir iz bulur: pazarda, çiçekli elbiseli, çok zayıf bir kızla gezen bir kadın.
Andrés arar. Sonunda doña Mari’nin yaşadığı yere ulaşır. Kaderi çeviren bir haber getirir: “Birkaç yıl önce kocanız bankaya bir para yatırmış… faizle büyümüş… şimdi dört milyon peso var.” María anlamaz: “Banka, fideikomiso mu?” Andrés sabırla açıklar, okuması için evrak bırakır, bir hafta sonra hesapla döneceğini söyler. María duygulanır, Ana ve Juana’ya bakar: “Benim olan sizindir… biz küçük ama büyük bir aileyiz.”
Miguel’in evinde işler daha da kötüye gider: Talía işten atılır. Öfkelenip suçlar: “İşsiz bir beceriksizle yaşamam… senin annen gibi sefil görünmek istemiyorum.” Miguel düşünmeye çalışır; Talía izin vermez.
María karar verir: erteleyemez. Juana ve Ana’ya şükran duyar: ona çatı, su, yemek, aile verdiler. Ne zaman görüşeceklerini sorarlar; María planını açıklar: “Benimle yaşayın. İnsanca bir ev, sıcak yemek ve kaliteli eğitim istiyorum; hiçbirimiz bir daha yalnız kalmayalım.” Birlikte yola çıkarlar. Yeni aile yürümeye başlar.
Talía ayrılığını ilan eder. “Gidiyorum,” der. Miguel yalvarır: ona her şeyini verdiğini, onun için annesini bile bıraktığını söyler. Talía onu sözle yere serer: “Seni, anneni bıraktığın gibi bırakıyorum… biraz haysiyet bul.” Yanındaki bir adam —bir arkadaşı ya da tanıdığı— “altın kuralı” hatırlatır: “Anneye kıl bile dokunulmaz… sen onu terk ettin… başına geleni hak ettin.” Talía Miguel’i engeller ve gider.
O uçurumda, Andrés Miguel’e nefes aldırmayan gerçeği getirir: “Annenizi buldum… birileri günlerce ona baktı… siz onu bir köpek gibi, yardım isteyecek bir telefonu bile olmadan bıraktınız… bu acımasız bir terk edişti… ona ölümü reva gördünüz.” Miguel utançla yıkılır: “Berbat bir evladım… affet anne.”
Andrés bu arada bir ev teslim eder. Fideikomisodaki parayla María’ya geniş ve rahat bir ev sağlar: “Lüks değil ama çok konforlu, mutlu yaşayacaksınız.” María teşekkür eder; Andrés, María’nın kocasının sayesinde okulunu bitirdiğini söyleyerek minnetini sunar. Ana koşar, odasını seçmek ister. María aile kuran sözleri söyler: “Miguelito her zaman oğlum olacak… ama aile her zaman kan bağı değildir… sevgi, ilgi, şefkat galip gelmeli… siz benim ailemsiniz.”
Miguel uzaktan kapıya bir not bırakır: “Annen seni görmek istiyor, gelmekten çekinme. Annemin benimle gurur duymasını sağlayacağım.” Ama donakalır; onun kendisini görmek istemeyeceğini düşünür. Ana onu bulur: “María’yı mı arıyorsun? Seni görünce çok mutlu olacak.” Miguel, henüz hazır olmadığını söyleyip onu çağırmamalarını ister. Ana yalın gerçeği söyler: “Onu bıraktığın gün biz bulduk… bu aylar boyunca senin hakkında kötü tek bir söz etmedi; çünkü affın her şey olduğunu biliyor.”
“Kim o, kızım?” diye sorar María. “Sanırım Miguel,” diye yanıtlarlar. O, titreyerek gelir, sözleri yetmez. “Bana her şeyini veren kadını, artık önemi kalmayan bir kadınla nasıl değiştirdim?” der. María dinler: “Seni affediyorum. Ben senin annenim. Ama hayatım artık onlarla. En kötü günlerimde yanımda oldular. Onlar benim ailem. Beni bu kadar kolay gözden çıkaran bir yere dönmek istemem.” Miguel, eskisi gibi dönmek için artık geç olduğunu anlar; María da şunu netleştirir: affını istemek için asla geç değildir, ama kalbi kırık parçalarını birleştirmesi zaman almıştır.
Kucaklaşırlar. “Seni affediyorum, oğlum,” der María. “Biz her zaman yanında olacağız,” diye ekler Juana ve Ana. María, korumasını ve minnetini onlara verir: evin onların olmasını ister; Miguel’in kabul görmesini de ister, ama her koşulda kalbinin onlarda yaşayacağını söyler. “Bana çok şey öğrettin, Abo,” derler; şefkatle taşınırlar.
Duygu zirvesini, ışık saçan bir yoklukta bulur. “Anita nerede?” diye sorarlar. “Bilmiyorum.” Hava değişir; sanki küçük kız, küçük kızdan fazlasıdır. “O çocuk hep bir melekti,” derler. Juana itiraf eder: Ana geldiğinden beri kendisinde hiç olmayan bir sevinci gördüğünü, bu kadar mutluluğun sanki bu dünyadan gelmediğini düşündüğünü. “Abo’nun dediği gibi, felakette buluştuk… onun ve senin sayende iyileştim.”
Juana, artık yarasını ölüm damgası değil, kapı olarak adlandırır: “Kendi ailem tarafından reddedilip terk edilmek, hayatımı belirleyecek bir yara sanmıştım; ama siz bana ailenin seçildiğini, yeniden başlayabileceğimizi ve asla, asla yalnız olmadığımızı gösterdiniz.” Ve Ana’ya —onu bir daha eskisi gibi görmese bile— hep kalbinde taşıyacağına söz verir. Dünyaya düşen melekler bazen geride bırakılanları kaldırmak için düşer.
Yeni ev adımlarla dolar. María, Juana ve Ana —belki artık bildiğimiz haliyle aramızda olmasa da varlığı evi dolduran o çocuk— masaya otururlar. Bolluk lüksten değil, bakımdandır. Fideikomiso hesabı hazırdır; kapı, utancını eyleme dönüştürmeyi öğrenecek olan Miguel’e aralıktır. Talía gitmiştir; küçümsemesi uzaklarda erir. Avukat Andrés, minnet borcunu hizmetle ödemiştir.
María kararlı ve şefkatli bir karar verir: “Bugünden itibaren bu ev sizin.” Juana tereddüt eder: “Ya sen bir gün burada olmazsan? Ana’yla bana fazla büyük değil mi?” María zamanı anlayan biri gibi cevap verir: “Her zaman kalplerinizde olacağım.” Ve en gerekli tek kelime söylenir ve kabul edilir: teşekkür. Ağlarlar, yardım ederler, birbirlerini tutarlar. Yürürler.
Son sahnede, bir yerlerden bir kanal abonelik isterken, bu hikâye başka bir davet bırakır: bakıma abone olmak. Affedildi, ama yuva yeniden seçildi. Yeni, gerçek aile kanla değil, sevgiyle yükseldi. Ve terk edilen anne, terk edilen kız ve en karanlık anda beliren melek, birlikte yeni bir başlangıcı kutlamak için masaya oturdular.
Çünkü melekler düştüğünde, bazen en çok ihtiyaç duyulan yere düşerler.
News
Şah Kulu İsyanı: Sofi’den Şeytana Dönüşen Lider ve İki Vezir-i Âzamın Kanlı Sonu
Şah Kulu İsyanı: Sofi’den Şeytana Dönüşen Lider ve İki Vezir-i Âzamın Kanlı Sonu Karanlık bir gölge, Anadolu’nun üzerine çökmeye başlamıştı….
Kanuni’nin Sırrı ve Dervişin Hançeri: Bir İmparatorluğun Gölge Hükümdarı Nasıl Susturuldu?
Kanuni’nin Sırrı ve Dervişin Hançeri: Bir İmparatorluğun Gölge Hükümdarı Nasıl Susturuldu? İkindi güneşi, 11 Ekim 1579’un son ışıklarını İstanbul’un mermerlerine,…
Uç Beyliğinden Devlete: Osman Gazi’nin 1302’de Yazdığı Kaderin Sırrı
Uç Beyliğinden Devlete: Osman Gazi’nin 1302’de Yazdığı Kaderin Sırrı 🌅 Söğüt’te Doğan Işık Tarih 13. yüzyılın ortalarıydı. Söğüt ve çevresi,…
Yüz Yıllık İhtişamın On Üç Günlük Sonu: Bağdat’ın Gururdan Felakete Akan Trajedisi
Yüz Yıllık İhtişamın On Üç Günlük Sonu: Bağdat’ın Gururdan Felakete Akan Trajedisi 🕌 Dicle’nin Karardığı O Gün Dicle Nehri’nin mürekkeple…
YÜZYILLARIN SÖNMEYEN IŞIĞI: Mostar Köprüsü’nün Yıkılan Mirası và Yeniden Doğan Umutları
YÜZYILLARIN SÖNMEYEN IŞIĞI: Mostar Köprüsü’nün Yıkılan Mirası ve Yeniden Doğan Umutları 🌉 Taşın Kalbindeki Köprü Mostar Köprüsü… O sadece Bosna-Hersek’in…
BÜYÜK KARANLIĞIN ORTASINDAKİ IŞIK: Üç Kral Annesi Kraliçe Catherine’in Yetim Kaderi
BÜYÜK KARANLIĞIN ORTASINDAKİ IŞIK: Üç Kral Annesi Kraliçe Catherine’in Yetim Kaderi 👑 Üç Kralın Annesi İtalyan asıllı Fransız Kraliçesi Catherine…
End of content
No more pages to load






