BEKAR BABA VE LÜKS MAĞAZA clara tarafından

 

HERKESİ ŞOKE EDEN GERÇEK Öğleden sonra rüzgarı hala soğuk eserken, bekar ve yorgun bir baba olan André, alışveriş merkezindeki en lüks mağazanın cam kapısını itti. Ceketinin omzu yırtık, ayakkabıları eskimiş ve toz içindeydi. Yanında, elini sıkıca tutan, mütevazı görünümlerine rağmen gülümseyen altı yaşındaki kızı vardı. — “Sadece bakacağız, tamam mı? Bugün senin doğum günün,” diye fısıldadı, gerginliğini gizlemeye çalışarak. İçeride, avizeler mermer zemin üzerinde parlıyordu. İyi giyimli kadınlar, tasarım çantalar ve pahalı parfümlerle yürüyorlardı. Ancak André iki adım atar atmaz atmosfer değişti. İki satış görevlisi birbirine baktı; biri gülüşünü tuttu. Diğeri, alaycı bir gülümsemeyle herkesin duyabileceği bir sesle konuştu:

— “Bayım, sanırım mağazayı karıştırdınız.” Bazı müşteriler usulca güldü. André’nin yüzü kızardı. Kızının elini sıktı ve duymamazlıktan gelerek yürümeye devam etti. Fısıltılar arttı:

— “Onun gibi insanlar bir bit pazarında olmalı.” — “Kızın kıyafetlerinin haline bakın…” Küçük kız, şaşkınlıkla babasının kolunu çekti: — “Baba… neden bize gülüyorlar?” André eğildi ve gülümsemeye çalıştı: — “Onları takma, tatlım. Bazen insanlar anlamadıkları şeyleri yargılarlar. Ama bizim de hayal kurmaya hakkımız var.” Tam çıkmak üzerelerken, çalışanlardan biri bağırdı: — “Bayım, bir şey almayacaksanız lütfen dışarı çıkın. Müşterilerimizi rahatsız ediyorsunuz.” Kız, gözleri yaşlı bir şekilde babasının kolunu sıkıca tuttu: — “Gidelim baba… sana kötü davranmalarını istemiyorum.” André’nin kalbi sıkıştı. Derin bir nefes aldı, tam gidecekti ki, sağlam bir ses yankılandı: — “Burada ne oluyor?” Mağaza sessizliğe büründü. Koyu takım elbiseli patron, dükkan sahibi, yaklaştı. Çalışanlar aceleyle açıkladı: — “Bu adam kirliydi, belli ki durumu yoktu… en iyisinin bu olacağını düşündük…” Ama patron cevap vermedi. Sadece André’ye dikkatlice baktı. Gözleri kocaman açıldı. — “André mi? André Martins? İnanamıyorum…” Çalışanlar şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Patron elini babanın omzuna koydu: — “Bu adam, ben bu mağazayı açmadan on yıl önce benimle çalıştı. Bana saat tamiri hakkında her şeyi öğretti. O olmasaydı, asla buraya gelemezdim.” Gülüşler anında kayboldu. Yargılamanın yerini utanç aldı. Sonra patron ilan etti: — “Bugün, sen ve kızın hediyesini seçeceksiniz. Ve hiçbir şey ödemek zorunda kalmayacaksınız.” Küçük kızın gözleri fal taşı gibi açıldı. André, duygulanarak derin bir nefes aldı ve cevapladı: — “Bedava bir şey istemiyorum. Sadece kızımın küçük düşürülmeden bir hediye seçmesini istiyorum. Gerisini… ben hallederim.” Patron içtenlikle gülümsedi: — “O zaman şöyle yapalım: O istediğini seçer, sen de gücün yettiği kadar ödersin. Geri kalanı mı? Bana öğrettiğin her şey için bir teşekkür olarak kabul et.” Çalışanlar başlarını öne eğdi, utanmışlardı. Küçük kız, mağazadaki herhangi bir lüksten çok daha değerli, basit ve zarif bir yıldız şeklinde kolye seçti. Çıkarlarken, patron onlara kapıya kadar eşlik etti: — “André, sen onurunu kaybetmedin. Yargılayanlar kaybetti.” Ve o an, mağazadaki herkes parayla satın alınamayacak bir ders öğrendi: Görünüş aldatıcıdır. Karakter, asla.