Sabahın erken saatleriydi. İstanbul, henüz tam olarak uyanmamış, şehrin boğucu sessizliği ve uzaktan gelen ilk trafik uğultusu arasında kalmıştı. Mehmet, 28 yaşında, Anadolu’nun köklerinden beslenmiş, bankada memur olarak çalışan, hayatını titizlikle planlayan klasik bir Türk genciydi. Babası emekli bir öğretmen olduğu için dürüstlük ve sorumluluk ona miras kalmıştı. O an, telefonunu eline aldığında, sıradan bir Cuma sabahı olmasını bekliyordu. Hafta sonu halı saha maçının planlarını veya annesinin yapacağı dolmaların hayalini kuruyordu belki de.
Ama ekran aydınlandığında, hayatının en büyük şokunu yaşadı. Bir mesaj, kalbini durduracak bir cümle ekranda parlıyordu: “Hamileyim, baba oluyorsun.”
Nefesi kesildi. Gözleri, titreyen harflere kilitlendi. Mesaj Ayşe’dendi. Aylardır birlikte olduğu, güvendiği ve hayatının merkezi haline getirdiği Ayşe’den. Ayşe, 25 yaşında, enerjik, güler yüzlü ve İzmir’den İstanbul’a taşınmış, butikte satış danışmanlığı yapan, sıcakkanlı bir kızdı. Mehmet için o, sadece bir sevgili değil, kuracağı ailenin direğiydi.
Nasıl olurdu bu? Son görüşmelerinde, her şey normaldi, değil mi? Korunma yöntemleri uygulanmıştı. Yoksa bir hata mı vardı? Bir yanlış anlaşılma mı? Aşkın, ihanetin ve hayatın beklenmedik dönüşlerinin bu karışımı, Mehmet’i daha en baştan derin bir bilinmezliğe itiyordu.
Mehmet ve Ayşe’nin tanışması, hayatının en şiirsel anıydı. Beşiktaş’ta, Boğaz’ın kokusunun hafifçe hissedildiği loş bir kafede oturuyordu Mehmet. Ayşe, kahverengi gözleri parlayarak, enerjik bir gülümsemeyle sormuştu: “Merhaba, burası boş mu?” O an, Mehmet’in sıradan yaşam ritmi bozulmuştu. Saatler süren sohbet, içilen kahveler, farkında olmadan geçen zaman… O akşamdan sonra, ilişki bir fırtına gibi başladı.
İlk aylar bir rüyaydı. Boğaz’da uzun yürüyüşler, Galata Kulesi’nde gün batımını izlemeler, Ramazanlarda birlikte iftar sofrasına oturmalar. Mehmet, Ayşe’ye her gün çiçek alıyor, Ayşe ise ona duygusal şiirler yazıyordu. Geleneksel Türk aşkının tüm tutkusu, bu ilişkide vücut bulmuştu. Ayşe, sürekli mesaj atıyor, küçük sürprizlerle Mehmet’i şımartıyordu. Aile tanışmaları da hızlıca gerçekleşmişti. Ayşe’nin annesi, o tipik Türk misafirperverliğiyle, “Oğlum, kızım seni çok seviyor,” dediğinde, Mehmet göğsü kabara kabara gurur duymuştu. Artık planı hızlanmıştı: Ev, araba, evlilik. Ayşe, bu planın katalizörüydü.
Ancak, her rüya gibi, bu ilişkinin de küçük, fark edilmesi zor çatlakları belirmeye başladı. Ayşe, bazen geç saatlere kadar dışarıda kalıyor, nerede olduğunu sorunca, “İş arkadaşlarımla,” diyordu. Daha da önemlisi, telefonunu eskisinden çok daha fazla gizli tutuyordu. Yavaşça, şüphe tohumları ekiliyordu. Mehmet, aşkın kör edici gücüyle bu küçük uyarı işaretlerini görmezden gelmeyi seçti. Ayşe, eski sevgilisiyle yaşadığı kötü ayrılığın, aldatılmanın, kendisinde yarattığı derin korkuyu ve yalnızlığı, Mehmet’in sağlam duruşuyla doldurmaya çalışıyordu. Mehmet’in iş yerinde “Bekarım, özgürüm,” dediğini duyunca yaşadığı panik, onu bir karara itmişti: Mehmet’i kaybetmemek.
Bir akşam, Ayşe işten yorgun dönen Mehmet’in telefonuna cevap verdiğinde sesi titriyordu. “Evdeyim ama biraz rahatsızım.” Mehmet endişelendi ve hemen Ayşe’nin yanına koştu. Kapıyı açtığında, Ayşe solgun, bitkin görünüyordu. “Ne oldu Ayşe’m?” Ayşe, gözyaşlarıyla karışık bir sesle, “Bilmiyorum, son günlerde midem çok bulanıyor,” dedi. Mehmet, doktor önerdi ama Ayşe, “Geçer canım,” diyerek geçiştirdi. O gece sarılıp uyudular ama Ayşe’nin mide bulantısı numarası, bir yalanın başlangıcıydı.
Günler geçtikçe Ayşe’nin durumu ‘düzelmedi’. Aksine, daha da kötüleşti. Sabahları kusuyor, sürekli yorgunluktan şikâyet ediyordu. İşine zorla gidiyordu. Mehmet, paniklemişti. “Hadi, doktora gidelim, lütfen!” Ayşe, isteksizce razı oldu. Hastanede, bekleme odasında otururlarken, Mehmet’in eli Ayşe’nin elindeydi. Bir Türk erkeği gibi, sevdiği için dünyayı yakmaya hazırdı. İçinden dualar ediyordu.
Sonuçlar geldiğinde, doktor gülümsedi: “Tebrikler, hamilesiniz.”
Mehmet’in dünyası durdu. Ayşe mi? Hamile mi? Nasıl? Evet, ilişki yaşamışlardı ama korunuyorlardı. Ayşe, o an ağlamaya başladı. “Mehmet, şimdi ne yapacağız?” Mehmet, şoktan hemen sıyrıldı. “Evleniriz, tabii ki! Çocuğumuz olacak.” Ayşe ona sarıldı ve “Seni seviyorum,” dedi. O an, Mehmet’in içinde babalık heyecanı yükseldi. Ama içindeki bir ses fısıldıyordu: Bu kadar çabuk mu?
Haber, ailelere yayıldı. Mehmet’in annesi sevinçten ağladı, “Torunum olacak, Allah’ım şükür!” Babası, tebrik etti ama uyarmayı da ihmal etmedi: “Sorumluluk büyük oğlum. Hazır mısın?” Ayşe’nin İzmir’deki ailesi de aynı şekilde tepki gösterdi. Gelenekler devreye girdi: Söz, nişan, kına gecesi planları başladı.
Ayşe’nin karnı büyümeye başladı… ya da öyle görünüyordu. Mehmet’in maaşı yetmemeye başlamıştı. Bebek kıyafetleri, beşik, oyuncaklar… Türk kültüründe bebek müjdesi bir bayram gibi kutlanırken, Ayşe’nin yalanı onu yoruyordu. Karnına yastık bağlamak, mide bulantısı numarası yapmak. Mehmet, kredi çekti, bankada ekstra mesailere kaldı. Hayallerindeki evi ve arabayı, şimdi doğacak çocukları için biriktirdiği parayla kurmaya çalışıyordu.
Arkadaşlarından uyarılar geliyordu: “Erken değil mi evlenmek?” Mehmet sinirleniyor, dinlemiyordu. Bir gece Ayşe ile tartıştılar. Ayşe, “Ailem beni sevmiyor mu?” diye ağladı. Mehmet, “Hayır, nereden çıktı?” Ayşe, “Onlar eski moda. Beni yargılıyorlar,” dedi. Mehmet teselli etti ama şüphe tohumları artık iyice filizlenmişti.
Ayşe’nin garip davranışları artıyordu. Telefonu çalıyor ama açmıyordu. “Reklam,” diyordu. Mehmet bir kez gizlice baktı: Arama kayıtları silinmişti. Paranoya mıydı bu, yoksa gerçek mi? Mehmet, karın büyümekte olan karısına dokunmak istediğinde Ayşe kaçınıyordu. “Ağrıyor,” diyordu. Mehmet inanmak istiyordu. Doktor kontrollerine gidiyorlardı. Ayşe, doktorun her şeyin normal olduğunu söylediğini belirtiyordu. Oysa gerçekte, Ayşe her seferinde bir bahaneyle ultrason muayenesini özel bir odada ve tek başına yaptığını iddia ediyor, Mehmet’in merakını “Bu doktor daha iyi inceliyor,” diyerek dindiriyordu.
Mehmet, geceleri uyuyamıyordu. Rüyasında bebek görüyordu, sonra kayboluyordu. İş yerinde dalgınlığı yüzünden patronundan uyarı almıştı.
Sonra, o konuşma yaşandı. İş yerinde bir arkadaşı, kendi kuzeninin yaşadığı düşük olayını anlatmıştı. “Dikkat et, erken hamilelikte her şey olabilir.” Mehmet’in içine bir korku düştü. Koşarak eve döndüğünde Ayşe’yi ağlarken buldu.
“Ne oldu Ayşe?” “Bebek… bebek hareket etmiyor!”
Hastaneye koştular. Doktor muayene etti. “Her şey yolunda, ama stresten olabilir,” dedi. Mehmet rahatladı ama bu olay, içindeki şüpheyi devasa bir kütle haline getirmişti. Artık sadece aşk değil, korku da vardı.
Hikayenin dönüm noktasına gelinmişti.
Bir akşam Ayşe, “Arkadaşlarımla dışarıdayım,” diyerek evden çıktı. Mehmet, yalnız kalmıştı. Evde dolaşırken Ayşe’nin çekmecesindeki bir kutuya takıldı gözü. Kutunun içinde ne olduğunu merak etti. Kalbi yerinden çıkacak gibi çarpıyordu. Kutuyu açtı. İçinde birkaç tane kullanılmamış hamilelik testi vardı. Yanı sıra, bir de defter… günlük gibi.
Mehmet’in titreyen parmakları defterin sayfalarını çevirdi. Gözleri, Ayşe’nin el yazısıyla yazılmış o dehşet verici kelimelere takıldı:
“Mehmet’i yakalamam lazım, yoksa gidecek. Hamilelik numarası işe yarayacak. Eski sevgilimden ayrıldım. Yalnızım. Mehmet iyi adam. Evlenir benimle. Ama daha kötüsü, para için. Ailesi zengin değil ama maaşı iyi. Bebek yalanıyla tuzağa düşüreceğim.”
Mehmet’in gözleri fal taşı gibi açıldı. Yalan mı? Sahte mi? Defterin devamını okudu: “Gerçek hamile değilim ama yastıkla karnımı şişiriyorum. O aptal inanacak. Çok ihanet.”
Bütün dünyası, hayalleri, birikimleri, geleceği; hepsi, okuduğu bu birkaç satırla paramparça oldu. Titriyordu. Bu ihanet, sadece duygusal bir aldatma değildi. Bu, onun dürüstlüğüne, ailesine ve babalık hayaline yapılmış, ince ince işlenmiş, acımasız bir tuzaktı. Bütün mide bulantıları, bütün gizemli telefon konuşmaları, bütün kaçınmalar… hepsi birer sahne oyunu, birer yalandı.
Ayşe, gece geç saatlerde döndüğünde, kapının önünde bekleyen, gözleri kan çanağına dönmüş Mehmet’i gördü. Mehmet, konuşmadı. Sadece elindeki defteri masaya fırlattı.
“Bu ne?” diye sordu. Sesi, acı ve öfkenin karışımından çıkan, boğuk bir hırıltıydı.
Ayşe, defteri gördüğünde şok oldu. Yüzündeki bütün kan çekildi. “Nereden buldun, Mehmet?” Bu, ne inkâr ne de kabuldü, sadece paniğin sesiydi.
“Senin çekmecenden!” diye bağırdı Mehmet. “Bu, bir yalan mı? Her şey bir yalan mıydı? Hamilelik, aşk, ailemize anlattığımız her şey mi?” Mehmet’in öfkesi, yıllardır içine attığı tüm dürüstlük ve sorumluluk duygusuyla birleşip patladı. “Yalan söyledin! Hayatımı, hayallerimi mahvettin! Benim annem torun sevinciyle örgü örüyor, ben senin yalanın için bankadan kredi çektim!”
Ayşe önce inkâr etmeye çalıştı, sonra ağlayarak yalvarmaya başladı. “Özür dilerim! Korktum! Senden ayrılmandan korktum! Seni gerçekten seviyorum!”
Ama Mehmet artık inanmıyordu. Ayşe’nin gözyaşları, sahte mide bulantıları kadar boş ve anlamsızdı. “Sevgi bu değil Ayşe. Sevgi, bir insanın hayallerini ve umutlarını sömürmek değildir. Sen beni değil, maaşımı ve iyi niyetimi sevdin.”
Mehmet o gece Ayşe’nin evden çıkmasını sağladı. Soğuk bir sessizlik içinde. Ertesi gün, ailesine bu korkunç gerçeği anlattı. Annesi inanamadı, gözyaşları sevinçten değil, kederdendi. Babası sadece başını salladı, “Sana söylemiştim oğlum, sorumluluk büyük,” der gibiydi. Ayşe’nin ailesi aradı, özür diledi ama iş işten geçmişti.
Mehmet, ayrıldı. Yalnız kaldı. Ev, araba ve bebek hayaliyle çektiği kredinin ağır yükü altında eziliyordu. Ama bu yıkım, aynı zamanda onun yeniden doğuşuydu.
Bankadaki ekstra mesailerini, artık bir yalanı beslemek için değil, borçlarını kapatmak ve kendi onurunu geri kazanmak için kullanıyordu. Yalnızlık, ona güçlü olmayı öğretti. Hafta sonu halı saha maçlarında bile, bir zamanlar hayal ettiği o sıcak aile sofrasını unutamıyordu.
Bu hikâye, aşkta güvenin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Türk toplumunda evlilikler bazen baskıyla, aceleyle olur; ama yalanla ve kurnazlıkla değil. Mehmet’in hikayesi, ona ve tüm çevresine şu soruyu sormayı öğretti: Sevdiklerimize inanır mıyız, yoksa her zaman bir şüphe payı mı bırakmalıyız? O günden sonra Mehmet, insanlara karşı daha temkinli, daha dikkatli oldu.
Bitti mi? Hayır. İlişkinin fiziksel ve duygusal izleri silinse de, Mehmet’in kalbindeki güven kırığı kalıcıydı. Artık yeni tanıştığı her kadının sözlerini, tıpkı bankadaki bir evrak gibi, en ince ayrıntısına kadar inceliyordu. Yalanla kurulan bir hayatın bedeli, sadece Mehmet’in parası değil, onun masumiyeti ve insanlara olan inancı olmuştu.
Şimdi, İstanbul’un kalabalık sokaklarında yürürken, Mehmet bazen hamile kadınlar görüyordu. O anlarda kalbi yine hızlanıyor, ama bu kez ne heyecandan ne de şoktan; sadece geçmişin acı bir yankısından dolayı. O yalanın gölgesi, hayatının bir parçası olarak kalacaktı. Ama o, artık yalanlara kanmayacak kadar güçlü, duygusal olarak olgunlaşmış bir adamdı. Yalan rüzgârı geçmiş, ama Mehmet’in sarsılmaz dürüstlüğü, fırtınanın ardından dimdik ayakta kalmıştı.
News
Şah Kulu İsyanı: Sofi’den Şeytana Dönüşen Lider ve İki Vezir-i Âzamın Kanlı Sonu
Şah Kulu İsyanı: Sofi’den Şeytana Dönüşen Lider ve İki Vezir-i Âzamın Kanlı Sonu Karanlık bir gölge, Anadolu’nun üzerine çökmeye başlamıştı….
Kanuni’nin Sırrı ve Dervişin Hançeri: Bir İmparatorluğun Gölge Hükümdarı Nasıl Susturuldu?
Kanuni’nin Sırrı ve Dervişin Hançeri: Bir İmparatorluğun Gölge Hükümdarı Nasıl Susturuldu? İkindi güneşi, 11 Ekim 1579’un son ışıklarını İstanbul’un mermerlerine,…
Uç Beyliğinden Devlete: Osman Gazi’nin 1302’de Yazdığı Kaderin Sırrı
Uç Beyliğinden Devlete: Osman Gazi’nin 1302’de Yazdığı Kaderin Sırrı 🌅 Söğüt’te Doğan Işık Tarih 13. yüzyılın ortalarıydı. Söğüt ve çevresi,…
Yüz Yıllık İhtişamın On Üç Günlük Sonu: Bağdat’ın Gururdan Felakete Akan Trajedisi
Yüz Yıllık İhtişamın On Üç Günlük Sonu: Bağdat’ın Gururdan Felakete Akan Trajedisi 🕌 Dicle’nin Karardığı O Gün Dicle Nehri’nin mürekkeple…
YÜZYILLARIN SÖNMEYEN IŞIĞI: Mostar Köprüsü’nün Yıkılan Mirası và Yeniden Doğan Umutları
YÜZYILLARIN SÖNMEYEN IŞIĞI: Mostar Köprüsü’nün Yıkılan Mirası ve Yeniden Doğan Umutları 🌉 Taşın Kalbindeki Köprü Mostar Köprüsü… O sadece Bosna-Hersek’in…
BÜYÜK KARANLIĞIN ORTASINDAKİ IŞIK: Üç Kral Annesi Kraliçe Catherine’in Yetim Kaderi
BÜYÜK KARANLIĞIN ORTASINDAKİ IŞIK: Üç Kral Annesi Kraliçe Catherine’in Yetim Kaderi 👑 Üç Kralın Annesi İtalyan asıllı Fransız Kraliçesi Catherine…
End of content
No more pages to load






