Dağların Kızı, Vatanın Yazgısı: Gördesli Makbule’nin İki Aylık Evlilik ve Bir Ulusun Direniş Destanı

I. İzmir’in Kanayan Gözyaşı ve Yüreklere Düşen Ateş

1919 yılı, 15 Mayıs. İzmir, güneşin en parlak doğduğu şehir, o sabah en karanlık gününü yaşıyordu. Türk topraklarının kalbine saplanan bir hançer gibi, Yunan askeri postalları Kordon’da yankılanıyordu. Kadın, erkek, yaşlı, çocuk… Herkes, bir anda cehennemi yaşamaya başlamıştı. Süngüler, kurşunlar, dipçikler…

Anadolu’nun dört bir yanına yayılan bu haber, dağlara, ovalara, en ücra köylere kadar ulaşan bir feryat oldu. Yüreklerdeki iman, şimdi ateşe dönüyordu.

Gördes. Manisa’nın o şirin, yemyeşil ilçesi de nasibini alacaktı bu işgalden. Dağları, zeytinlikleri ve masmavi gökyüzüyle cennetten bir köşe olan bu diyar, yakında düşman çizmeleriyle kirlenecekti.

İşte bu topraklarda, 1902 yılında bir kız çocuğu dünyaya geldi: Makbule.


II. Çiftlik Kızı Makbule ve Bir Sevdalı Yürek

Makbule, Gördes’in en güzel kızlarından biriydi. Uzun, kumral saçları, ela gözleri ve incecik beliyle, gören herkesin dikkatini çekerdi. Ama onu diğerlerinden ayıran, sadece güzelliği değildi. Çiftlik ağasının kızıydı Makbule. Doğanın içinde büyümüştü. At binmeyi, nişan almayı, kurşun atmayı erkeklerden daha iyi bilirdi. Tıpkı bir ceylan gibi çevik, bir kartal gibi gözü pek.

Onun ruhunda, henüz keşfedilmemiş bir ateş yanıyordu.

1921 yılı. Makbule, henüz 19 yaşındaydı. Gönlünü, köyün en yiğit delikanlılarından Usturumcalı Halil Efe’ye kaptırdı. Halil, uzun boylu, geniş omuzlu, cesur bakışlı bir delikanlıydı. Balkan Savaşları’nda cephe görmüş, yiğitliği dilden dile dolaşıyordu.

Düğünleri, Gördes’in en şenlikli düğünlerinden biri oldu. İki aylık evliydiler. Daha balayı havasını üzerlerinden atamamışlardı ki, yurdun üzerine kara bulutlar çöktü.

Haziran 1920’de, Yunanlılar yeniden taarruza geçmişti. Sındırgı, Balıkesir, Bigadiç, Bandırma, İzmit… Bütün Batı Anadolu işgal ediliyor, her yerde aynı zulüm, aynı alçaklık yaşanıyordu. Gördes de bu vahşetten nasibini almıştı.

Çiftlikleri yakılmış, toprakları yağmalanmıştı. Makbule ve Halil, her gece, dağlardan gelen top sesleriyle uyanıyorlardı.

Halil’in gözlerinde bir ateş yanıyordu. Makbule, onun bu halini görüyordu. Kocası, duramazdı. O, vatanına aşık bir efe’ydi.


III. Gizli Konuşma ve Bir Kadının Kararı

Bir akşam, kapı çalındı. Halil kapıya gitti. Fısır fısır konuşmalar. Makbule, kulağını kabarttı. “Akıncı müfrezelerine katılıyorum. Vatanın bana ihtiyacı var…” Halil’in sesi kısık, ama kararlıydı.

Konuşma bittikten sonra Halil içeri geldi. Makbule ona sordu: “Ne konuştun Halil? Kimler geldi?

Halil, eşine söylemek istemese de, bakışlarındaki kararlılıktan anladı ki saklamanın faydası yok. “Sana söylemek istemiyordum ama artık söyleyeceğim. Akıncı müfrezelerine katılıyorum. Vatanın bana ihtiyacı var.

Makbule’nin gözleri parladı. “Ben de geleyim!

Halil şaşkınlıkla eşine baktı. “Hayır! Sen kadınsın, sen kal.

Makbule ısrar etti, yalvardı, ama Halil kararlıydı. “Yarın gidiyorum.

Makbule, o gece sessizce odasına çekildi. Gönlü isyan ediyordu. Dağların kızıydı o. Kılıç kullanmayı, at binmeyi bilirdi. Vatan yanarken, o nasıl durabilirdi?

Sabaha kadar uyumadı. Yastığa başını koyduğunda, aklında tek bir şey vardı: gitmek.

Kocasının gitmeden önce kucaklayıp vedalaşmasının ardından, Makbule kapının arkasına sakladığı tüfeğini, fişeklerini ve çizmelerini hemen çıkardı. Çizmelerini giydi, başını örtüsüyle sıkıca sardı, fişeklerini kuşandı. Tüfeğini eline alıp, gecenin karanlığında kocasının peşine düştü.


IV. Dağların Yankısı ve Cesur Yüreğin İmtihanı

Gecenin zifiri karanlığında, Makbule kocasını takip etti. Dağ yolları çetin, taşlar kaygandı. Ama o, korkmuyordu. Yüreğinde yanan vatan ateşi, ona yol gösteriyordu.

En sonunda dağlarda, Batı Trakyalı, hukukçu, mücahit kaymakam İbrahim Ethem Bey’in müfrezelerine yetiştiler. İbrahim Ethem Bey, gençleri Yunan ordusuna karşı direnişe hazırlayan, onları 30’lu, 40’lı, 50’li gruplara bölen bir liderdi. Halil Efe de onun Akıncı müfrezelerinden birinin başındaydı.

Askerler, karanlıkta gelen ayak seslerini duyunca hemen tüfeklerini doğrulttular. “Dur! Kimsin? Nereden çıktın?

Karanlığın içinden Makbule çıktı. “Ben Halil Efe’nin eşiyim!

Halil’in yüzü kızardı. İbrahim Ethem Bey, kaşlarını çattı. “Olmaz! Kadın kişinin işi değil bu mücadele!

Makbule, yere diz çöktü. Gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama sesi kararlıydı. “Ne olur, beni göndermeyin! Ben de sizle kalayım. Yemek pişiririm, tüfeklerinizi temizlerim, atlarınıza bakarım. Bana ihtiyacınız var!

İbrahim Ethem Bey, Makbule’nin gözlerindeki ateşi gördü. Kadınlık değil, yürek konuşuyordu. “Peki,” dedi. “Kal bacı sen de.

Böylece Makbule, 12. Akıncı Müfrezesi’ne dahil oldu. Artık dağlarda, bir efe kadını olarak yaşıyordu.


V. Bir Nöbetçinin Sessizliği ve Bir Kadının İntikamı

Birkaç gün sonra, Makbule kulağı tetikte, askerlerin fısıltılarını duydu. “Bu hanım kişi… Silahı yok, atı yok. Artık geri gönderme zamanı geldi. Halil, sen karını ikna et.

Makbule’nin kanı dondu. Geri dönmek mi? Asla!

O gece, Makbule sessizce çadırından çıktı. Sürüne sürüne, önceden istihbarat yaptıkları Yunan birliğinin çok yakınındaki nöbet yerine doğru ilerlemeye başladı. Yaklaştı, yaklaştı…

İlk nöbetçinin yanına vardığında, bıçağını çekti. Sessizce, düşmanın gırtlağını kesti. Birinci nöbetçinin gıkı bile çıkmadı. Ardından ikinciye. İkinci nöbetçiyi de aynı sessizlikle yere serdi.

Tüfeklerini aldı. Sessizce atlarını da çözdü. Oradan yavaşça uzaklaştı.

Birliğe döndüğünde, nöbetçiler onu fark ettiler. “Kim o? Nereden?

Makbule, atıyla birlikte, elindeki tüfekleri gösterdi. “Makbule bacı işte! Atım da var, silahım da var! Artık bana git diyemezsiniz!

O günden sonra, kimse Makbule’ye geri git demedi. Gördesli Makbule, artık müfrezenin en cesur askerlerinden biriydi. Usturumcalı Halil Efe’nin müfrezesi, düşmana dağları dar ediyordu. Yunan ikmal merkezleri basılıyor, cephaneleri kaçırılıyor, düşman kuvvetlerine büyük zarar veriliyordu. Vur-kaç taktiğiyle Yunan ordusuna bine yakın zayiat verdirmişlerdi.


VI. Sakarya’nın Yankısı ve Son Veda

1921 yılı sona erdi, 1922’ye girildi. Güvendere Muharebesi gibi büyük çatışmalarda İbrahim Ethem Bey kuvvetleri düşmanı ağır kayıplara uğratmaya devam ediyordu.

O sıralarda, Anadolu’dan zafer haberleri gelmeye başlamıştı: Sakarya Meydan Muharebesi kazanılmıştı! Düşman, Afyon gerilerine mevzilenmişti.

Akıncı müfrezelerinin görevi daha da artmıştı: Çekilen düşmana vurmak, onları canından bezdirmek. Yunanlılar, Akıncı Müfrezeleri’nden artık bıkmış, usanmış, çaresiz kalmışlardı.

Sındırgı, Akhisar, Gördes üçgeninde, Akdağlar’da, Aladağlar’da gezen Akıncı Müfrezeleri’ni kuşatma kararı aldılar. Büyük bir grupla dağ kuşatıldı. Birçok müfreze geri çekildi. Ancak Halil Efe’nin müfrezesi, düşman çemberinden çıkamadı. Mücadele, ağaçların arasında, siperlerde başladı.

Tam o sırada, müfrezenin geri çekilmeye başladığını gören Makbule Hanım’ın hiç hoşuna gitmedi bu durum. Makbule, geri çekilmeye alışmamıştı. Gözleri alev aldı.

Hemen tüfeğini çekti, siperden fırladı ve kurşun yağdırarak düşman üzerine doğru saldırdı.

“Vatan için! Hürriyet için!” diye haykırıyordu.


VII. Kocadere Yaylası’nda Bir Şehit Anası

İşte o an, bir kurşun, Gördesli Makbule Hanım’ın tam alnına patladı.

Makbule Hanım, Kocadere Yaylası’nın soğuk toprağına düştü. Şehit olmuştu.

Ayağında çizmeleri, başında sadece gözleri görünen örtüsüyle, alnında vatan yazılı, kumral saçlarının üzerine akan kanıyla, nur gibi parlıyordu. Ömrünün baharında, henüz 20 yaşındaydı. İki aylık evliydi.

Bütün mücahitler, gözyaşları içinde yanına koştular. Savaş devam ettiği için, onu apar topar, azıcık toprak parçasıyla gömmek zorunda kaldılar.

Tarihler, 16 Mart 1922’yi gösteriyordu. Makbule bacı, bu vatan için can veren binlerce isimsiz kahramandan biri olmuştu.

Halil Efe, eşinin başında dakikalarca ağladı. O günkü savaşı kaybettiler ama o gece, Makbule’nin ruhu, düşmana korku salmaya devam edecekti.


VIII. İsimsiz Kahramanın Mezarı ve Sonsuz Vefa

Yıllar geçti. Kurtuluş Savaşı kazanıldı. Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Ama Gördesli Makbule gibi isimsiz kahramanlar, zamanla unutulmaya yüz tuttu.

Ancak, 2000 yılında, Makbule Bacı’nın vefatından tam 78 yıl sonra, sürpriz bir şekilde mezarı bulundu. İbrahim Ethem Bey’in oğlu Burhan Cahit Bey ve hayatta kalan bir mücahit, Çorlulu bir çobanın yardımıyla kabir yerini tespit ettiler.

Sındırgı Kaymakamlığı ve Belediyesi’nin ortak çalışmalarıyla, o kutsal toprağa layık bir anıt mezar yapıldı. Ayrıca bir Kuva-i Milliye Anıt Parkı düzenlendi.

Gördesli Makbule Hanım, sadece bir kadın değildi. O, Anadolu kadınının, vatan sevgisinin, cesaretinin ve fedakarlığının bir simgesiydi. Kimi zaman bir anne, kimi zaman bir eş, kimi zaman bir bacı olarak, bu topraklar için can veren tüm isimsiz kahramanların ruhuydu.

Bugün, o topraklara giden herkes, Kocadere Yaylası’nda, 20 yaşında şehit düşen o genç kadının ruhunu hisseder. Onun hikâyesi, bize şunu fısıldar:

Vatan, sadece erkeklerin değil, tüm yüreklerin omuzlarında yükselir. Ve gerçek kahramanlık, alkışlarla değil, sessiz fedakarlıklarla yazılır.

Ruhu şad olsun. Allah rahmet eylesin.