Dünyadaki Hiçbir Silahın Batıramadığı Çelikten Kale: Pasifik’in Ufuklarında Doğan Efsane, USS North Carolina’nın Hikâyesi
Pasifik’in bitmeyen ufuklarında, dalgaları adeta bir bıçak gibi yararak ilerleyen devasa bir gölge belirmişti: USS North Carolina. Yüzlerce denizci, geminin çelik gövdesinin her bir noktasında yerlerini almış, dokuz adet on altı inçlik ana top bataryaları gök gürültüsünü andıran sesler çıkarıyordu. Her atış, binlerce kiloluk mermileri düşmana fırlatırken, deniz ve gökyüzü aynı anda sarsılıyordu. O an, o çelik dağın güvertesinde duran her erin aklında tek bir soru vardı: Bu dev canavar, gerçekten batırılabilir miydi?
Cevap, tarihin en kanlı çatışmalarında, adım adım yazılacaktı.
North Carolina’nın varlığı, sıradan bir savaş gemisinden çok daha fazlasıydı. O, Amerikan uçak gemilerinin hayatta kalması için atılan çelikten bir kalkan anlamına geliyordu. Japon filosu, Kamikaze ruhuyla gözü pek saldırılar düzenlerken, “Showboat” (Şovbot) lakaplı bu dev gemi, ne olursa olsun geri adım atmadan yoluna devam etmeyi kendisine yemin bilmişti.
Gövdesinin kalın zırhı, üzerine yağan bombaları ve torpidoları hiçe sayıyor, düşman denizaltılarının sinsice kurduğu pusular bile onu durduramıyordu. Gökte intihar dalışına geçen Kamikazeler, denizde torpido dalgaları, ufukta ağır kurvazörler… Her yönden ölüm yaklaşırken, North Carolina bir Çelik Duvar gibi ayakta kalmayı başarıyordu.
Atlantik’in Soğuk Sınavı: Tirpitz’in Hayaleti
Henüz Pasifik’in ateşini tatmadan önce, North Carolina ilk büyük görevini Atlantik’in soğuk sularında almıştı. Amerika donanması onu Kuzey Atlantik’e göndermişti; görev, Alman Kriegsmarine’nin en tehlikeli gemilerinden olan Tirpitz’in olası bir çıkışını engellemekti. Bu görev, görünüşte basit olsa da, Dünya Savaşı’nın kaderini değiştirebilecek kadar kritik bir sorumluluk taşıyordu.
Eğer Tirpitz konvoy yollarına çıkabilseydi, yüzlerce ticaret gemisi ve binlerce mürettebat ölümle yüzleşebilirdi. North Carolina, Atlantik’in dalgaları üzerinde ilerlerken, mürettebatın kalpleri her an ufukta o devasa Alman zırhlısının belireceği korkusuyla gerginlikle atıyordu. Herkes, geminin çelik gövdesine ve batırılamazlığına olan inancına sığınıyordu.
Haftalar geçti. Radar sistemleri sürekli tarama yaptı, gözcüler ufku gözlerini kırpmadan izledi. Ancak Tirpitz, Atlantik’te görünmedi. North Carolina, tek bir mermi bile atmadan bu görevden ayrıldı. Ama aslında, en büyük sınavı çok daha ileride, Pasifik’in kaynayan sularında verecekti.
Pearl Harbor’un Alkışları ve Guadalcanal’ın Ateşi
Temmuz 1942’de Showboat, Pearl Harbor’a girdiğinde, onu karşılayan manzara inanılmazdı. Henüz bir yıl önce Japon uçakları burayı bir cehenneme çevirmişti. Limanda görev yapan gemilerden ve askerlerden yükselen alkışlar, North Carolina’nın gücünü simgeleyen bir selamlama gibiydi.
Yangın kontrol subayı Larry Resen o anı şöyle hatırlıyordu: “Mürettebat çığlık çığlığa alkışlıyordu. Oysa biz daha tek bir mermi bile atmamıştık. Ama onlar için biz, beklenen yardımın sembolüydük.”
Pearl Harbor’dan ayrıldıktan sonra North Carolina, efsanevi uçak gemisi Enterprise’ı da içeren Task Force 61’e katıldı. Yeni hedef belliydi: Guadalcanal. Japonların inşa ettiği havaalanını ele geçirmek için Birinci Deniz Piyade Tümeni karaya çıkacaktı. North Carolina’nın rolü hayatiydi: Çıkarma yapan askerleri korumak ve Enterprise’ın gökyüzündeki savaşçılarını güvenle görevlerine gönderebilmesini sağlamak.
Görev başlar başlamaz Showboat’un gerçek yüzü ortaya çıktı. Koca bataryalarıyla adalardaki siperleri bombalıyor, uçaksavar toplarıyla gökyüzünü ölümcül bir ateş labirentine çeviriyordu. Her patlama, Japonların moralini kırarken, Amerikan askerlerinin yüreğine güven aşılıyordu. O artık sadece bir savaş gemisi değil, Pasifik’te ilerleyen ordunun kalkanı, umudu ve sembolüydü.
Cehennemdeki İlk Dans: Guadalcanal Çatışmaları
Ağustos 1942’de Guadalcanal kıyıları, tarihin en kanlı sahnelerinden birine dönüştü. Japonlar bu adayı ölümüne savunmaya kararlıydı. Showboat’un görevi ise netti: Hem Enterprise uçak gemisini hem de çıkarma yapan deniz piyadelerini hayatta tutmak.
Gökyüzü kısa sürede ölümcül bir karmaşaya dönüştü. Japon dalış bombardıman uçakları ve torpido bombardıman uçakları dalgalar halinde geliyordu. North Carolina, kırktan fazla yan topunu aynı anda ateşledi. Uçaksavar toplarından çıkan alevler, gökyüzünü ateşle doldurdu. Mermilerden kaçmaya çalışan Japon pilotlarının çığlıkları, motor seslerine karışıyordu.
Birkaç uçak geminin çevresine bombalarını bıraktı. Deniz, devasa su sütunları halinde havaya fışkırdı. Ancak geminin kalın zırhı, ona yaklaşan her darbeyi bir kaya gibi karşılıyordu. Yine de savaş kolay değildi. Bir dalış bombardıman uçağı, gemiye ölümcül bir dalış yaptı. Sirenler çalarken mürettebat nefesini tuttu. Patlama sesiyle birlikte güverte sarsıldı. Bir denizci hayatını kaybetti. Bazı bölümler hasar aldı ama North Carolina durmadı. Motorları bir an bile susmadı. Topları ateş etmeye devam etti. Bu dayanıklılık, gemiye batırılamaz unvanını kazandıran ilk gerçek sınav oldu.
Solomonlar Savaşı: Efsanenin Doğuşu
Gerçek şöhretini ise 24-25 Ağustos tarihlerinde yaşanan Doğu Solomonlar Savaşı’nda kazandı. Japon uçak gemileri ile Amerikan uçak gemileri karşı karşıya geldiğinde, gökyüzü yüzlerce uçağın çarpıştığı bir arenaya dönüştü.
Enterprise, ağır saldırılar altındayken, North Carolina tüm gücüyle koruma ateşi açtı. Onlarca Japon uçağı, geminin toplarıyla gökten söküldü. Japonlar çaresizlikten doğrudan North Carolina’ya yöneldi. Bombalar yağdı, torpidolar fırlatıldı ama Showboat, sarsılsa da ayakta kaldı. Bu savaş sonunda Japon hafif uçak gemisi Ryūjō batırıldı. Düşman filosu geri çekildi. North Carolina, savaşın gerçek kahramanı olarak adını duyurdu. Yalnızca uçak gemisini kurtarmakla kalmamış, aynı zamanda Amerikan donanmasının moralini de yeniden inşa etmişti. Mürettebat artık gemilerinin sadece bir çelik yığını olmadığını biliyordu. O, adeta yaşayan bir efsaneye dönüşmüştü.
Gölgedeki Pusu: Denizaltı Saldırısı
Eylül 1942’nin ortalarında, Pasifik’in derin sularında ölüm sessizliği hakimdi. Ancak bu sessizlik, gölgelerin arasında sinsice dolaşan Japon denizaltılarının habercisiydi. North Carolina, Guadalcanal çevresinde görevine devam ederken, Showboat’un etrafında görünmez bir düşman pusu da bekliyordu. Her an, ölümcül bir torpido çeliği yarıp geçebilirdi.
6 Eylül’de ilk büyük tehlike yaşandı. Bir Japon denizaltısı altı torpidoyu aynı anda ateşledi. Bunlardan biri, North Carolina’nın sadece 300 yard ötesinden geçti. Çelik gövdeyi delip parçalayacak bu ölümcül silah, şans eseri hedefi ıskaladı. Mürettebat derin bir nefes aldı ama herkes biliyordu ki, bu sadece başlangıçtı.
Ve sadece dokuz gün sonra, 15 Eylül’de, korkulan an geldi. Japon denizaltısı I-19, altı torpido daha fırlattı. Bu kez, torpidolardan biri North Carolina’nın sancak tarafına tam isabet etti.
Patlamayla birlikte gemi sarsıldı. Güvertede devasa bir gürültü yankılandı. Çelik gövdede 32’ye 18 fitlik kocaman bir delik açıldı. Su hızla içeri dolarken, beş denizci hayatını kaybetti. Ön taret bir süreliğine devre dışı kaldı. Gemi 5.5 derece yana yattı. Mürettebat, gemilerinin batacağını düşündü.
Ama Showboat, bir kez daha efsanesini kanıtladı. Güçlü zırh sistemi ve mürettebatın olağanüstü çabası sayesinde, gemi rotasını korudu. Yangınlar söndürüldü. Su baskını kontrol altına alındı. North Carolina, o koca yarayı almasına rağmen batmadı. Adeta bir çelik kale gibi acısını içine gömerek Pearl Harbor’a doğru geri çekildi. Onu koruyan filo arkadaşlarının şansı ise o kadar iyi değildi. USS Wasp batırıldı. USS O’Brien kısa süre sonra aldığı hasardan battı. North Carolina, hayatta kalanların umudu olarak yoluna devam etti.
Pearl Harbor’a vardığında, Showboat’un güvertesi deliklerle doluydu. Tamir ekibi günlerce çalışarak onu yeniden hayata döndürdü. Mürettebat için bu dönem, sadece bir tamirat süreci değil, aynı zamanda dayanıklılıklarının da sınavıydı. Herkes artık biliyordu ki bu gemi, sadece bombalara değil, en ölümcül torpidolara bile karşı koyabiliyordu. North Carolina, artık resmen batırılamaz gemi unvanını kazanmıştı.
Geleceğin Prototipi: Marshall ve Truk Baskınları
Kasım 1942’deki tamir sürecinden sonra Showboat, yeniden sahneye çıkmaya hazırlanıyordu. Pearl Harbor’daki tersanelerde, gövdesindeki koca yarık onarıldı, yeni nesil radar sistemleri yerleştirildi ve uçaksavar bataryaları güçlendirildi. Artık o, sadece bir savaş gemisi değil, adeta geleceğin donanmasının çelik prototipiydi.
North Carolina, Task Force 50.2’nin parçası olarak Pasifik’in ortasında yeni bir görev aldı: Gilbert ve Marshall adalarına yapılacak çıkarma harekâtı. Bu adalar, Japonların savunma hattının belkemiğiydi.
Kasım 1943’te Tarawa ve Makin adaları hedef alındığında, North Carolina’nın dev topları gökyüzünü sarsan bir gürültüyle ateşlendi. Her mermi düşman siperlerini paramparça ediyor, ormanların derinliklerine saklanmış topçu mevzilerini yok ediyordu. Japon askerleri, bu çelik canavarın gölgesinde korkuya kapılıyor, mevzilerini terk ediyordu.
Ama asıl büyük sınav Şubat 1944’te geldi. Operation Hailstone adıyla tarihe geçen dev saldırıda, North Carolina Japon İmparatorluğu’nun en güçlü ileri üssü olan Truk adasını hedef aldı. Bu ada, Japon donanmasının kalbiydi. Saldırı başladığında, Showboat’un topları saatlerce aralıksız ateş açtı. Patlamalar adayı ateşe boğdu. Limanda bağlı gemiler ya battı ya da alevler içinde kaldı. Truk Adası’nın yerle bir edilmesi, Pasifik Savaşı’nın dönüm noktalarından biriydi. Japon donanması artık bir daha toparlanamayacak kadar ağır darbe yemişti.
Mariana Hindi Katliamı ve Tayfun Cobra’nın Öfkesi
Haziran 1944’te Pasifik, tarihin en büyük deniz muharebelerinden birine sahne olacaktı: Filipin Denizi Muharebesi (Amerikalı denizcilerin deyişiyle: Mariana Hindi Katliamı). Japon İmparatorluğu’nun Birinci Seferi Filosu, Amerikan kuvvetlerine doğru ilerliyordu.
Gökyüzü yüzlerce uçağın ölümcül dansına sahne oldu. Japon pilotları dalgalar halinde saldırıya geçti ama North Carolina ve yanındaki diğer gemiler, cehennem gibi bir uçaksavar ateşi açtı. Showboat’un radarları düşman uçaklarını erken tespit ediyor, mürettebat dakikalar içinde ateş pozisyonuna geçiyordu. Kırk milimetrelik Bofors topları ve beş inçlik çift amaçlı bataryalar aralıksız ateş açtı. Japonlar büyük kayıplar verdi; yüzlerce uçak avlanan kuşlar gibi gökten düşüyordu. North Carolina, bu savaşta sadece iki düşman uçağını kesin olarak düşürdü, fakat asıl rolü çok daha büyüktü: O, Amerikan uçak gemilerini kalkan gibi korumuş, Japon saldırı dalgalarını dağıtmıştı. Bu çatışmanın sonunda Japon donanması üç uçak gemisini kaybetti ve geri dönüşü olmayan bir darbe aldı.
Aralık 1944’ün son günlerinde, Pasifik bu kez bambaşka bir düşmanla yüzleştirdi North Carolina’yı: Doğanın acımasız gücü. Tayfun Cobra adı verilen devasa fırtına, Amerikan filosunu Filipin Denizi’nde kıskaca almıştı. Rüzgarlar neredeyse 180 km hızla esiyor, dev dalgalar gemileri oyuncak gibi savuruyordu. Birkaç Amerikan destroyeri devrilip batarken, North Carolina fırtınanın ortasında dev bir kaya gibi dimdik durdu. Mürettebat, “Sadece silahlar değil, doğa bile bu gemiyi yıkamıyor,” diyerek gururla birbirine bakıyordu.
Son Perde: Kamikaze Cehennemi ve Okinawa
Şubat 1945’te Showboat, Amerikan uçak gemilerini koruyarak Tokyo yakınlarına kadar geldi. Bu, düşman topraklarına yapılan en cesur saldırılardan biriydi. Japon uçakları intihar dalışıyla saldırıya geçti. Kamikazeler, dalga dalga gökten iniyor, çığlık gibi motor sesleriyle hedefe kilitleniyordu. Mürettebat canını dişine takarak uçaksavar bataryalarını ateşledi. Bir Kamikaze, gemiye ulaşmaya saniyeler kala North Carolina’nın makineli tüfekleriyle düşürüldü. Gökyüzü kısa bir an sessizleştiğinde, denizciler derin bir nefes aldı.
Nisan 1945’te Okinawa çıkarması başladığında, Pasifik bir kez daha ateş ve kanla doldu. Burası, Amerikan kuvvetlerinin Japonya’ya giden son büyük adımıydı. North Carolina, çıkarma yapan yüz binlerce askerin arkasında kalkan gibi duruyordu. Ama bu sefer düşman, tarihin en ölümcül intihar saldırılarını başlatmıştı. Yüzlerce Kamikaze, gökyüzünden ölüm yağdırmak için geliyordu.
North Carolina’nın uçaksavar bataryaları aniden ateşe boğuldu. Dört Kamikaze havada vurularak denize gömüldü. Saldırılar saatlerce, günlerce bitmedi. Mürettebat, günler boyunca uyumadan savaşmak zorunda kaldı. Bir noktada, Japon uçakları o kadar yaklaştı ki, denizciler pilotların yüzlerini görebiliyordu. Herkes çarpmanın kaçınılmaz olduğunu düşündü. Ama North Carolina, her seferinde ölümün kıyısından döndü. Showboat’un topları, adadaki Japon mevzilerini de susturdu. Her salvo, Amerikan askerlerine ilerleme şansı veriyordu.
Zaferin Sessiz Tanığı ve Efsanenin Ebediyeti
Temmuz 1945 geldiğinde, savaşın son perdesi Japonya’nın kapılarında oynanıyordu. North Carolina, Tokyo Körfezi’ne giden Amerikan filosunun bir parçasıydı. Ağustos ortasında, iki atom bombası Hiroşima ve Nagazaki’yi yerle bir etti. Japonya teslim olmaya mecbur kaldı.
North Carolina, zaferin son günlerinde Tokyo yakınlarındaki sularda dev bir gövde gibi duruyordu. Gökyüzünde artık ne Kamikazeler vardı, ne de dalış bombardıman uçakları. Sadece sessizlik ve bitmiş bir savaşın yorgunluğu. Mürettebat, gemilerinin güvertesinden Japonya’nın kıyılarına baktığında, yıllar süren mücadelenin sona erdiğini biliyordu. Onlar; sayısız saldırıya, bombaya, torpidoya, fırtınaya ve intihar dalışına rağmen ayakta kalmıştı. North Carolina, savaşın en çetin günlerinden zaferin son dakikalarına kadar dimdik duran bir sembol olmuştu.
Savaş sona erdiğinde, USS North Carolina artık yorulmuş bir dev gibiydi. Yıllar boyunca dalgalarla, bombalarla, torpidolarla savaşmış, binlerce mil yol kat etmişti. Haziran 1947’de New York’ta resmen hizmetten çıkarıldı. Bir zamanların batırılamaz devi, paslanmaya ve hurdaya gönderilme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.
Fakat kaderi farklı yazılmıştı. 1960’lı yılların başında North Carolina’yı sevenler büyük bir kampanya başlattılar. Bu gemi, sadece çelikten bir yığın değil, kahramanların anıtıdır diyorlardı. Binlerce Amerikalı bağış topladı. Okullar, dernekler, gaziler el ele verdi.
Ekim 1961’de Showboat, Kuzey Carolina’daki Wilmington’a doğru yola çıktı. Cape Fear Nehri’ne ulaştığında, binlerce insan onu alkışlarla karşıladı. Artık o, bir savaş gemisi değil, bir Savaş Anıtıydı. Güvertesine çıkan ziyaretçiler, onun zırhına dokunuyor, toplarına bakıyor ve burada hayatını kaybeden denizcileri anıyordu.
Bugün hala Wilmington’da dimdik duran bu dev, sadece Amerika’nın değil, bütün dünyanın hafızasında yaşıyor. Çünkü hiçbir silah onu batıramadı. Ne torpidolar, ne bombalar, ne de doğanın amansız gücü. USS North Carolina, batırılamaz gemi olarak efsaneye dönüştü ve bu efsane, her yıl on binlerce ziyaretçinin adımlarında yeniden canlanıyor. O, çeliğin azim ve sadakatin ruhuyla nasıl bütünleştiğinin ebedi bir kanıtıdır.
News
Sarayın Bilinmeyen Sırrı: Bir Celladın Kaderi, İpek Kement ve Sessizliğin Bedeli
Sarayın Bilinmeyen Sırrı: Bir Celladın Kaderi, İpek Kement ve Sessizliğin Bedeli Onlar sessizdi. Ama her adımları, sarayın duvarlarında yankılanan bir…
Bir Avuç Toprak İçin: Kılıçarslan’ın Sabrı ve Miryokefalon’da Yeniden Yazılan Kader
Bir Avuç Toprak İçin: Kılıçarslan’ın Sabrı ve Miryokefalon’da Yeniden Yazılan Kader Anadolu… O uçsuz bucaksız, bereketli topraklar. Batıda göğe uzanan…
Vezirin Kader Mühürü: Boğdan Bataklığında Kalan Onur ve Fatih’in Gazabı
Vezirin Kader Mühürü: Boğdan Bataklığında Kalan Onur ve Fatih’in Gazabı Hafızamda, o dönemin hatıraları daima bir gölge gibi durur. Gazi…
Yedi Mühürlü Kader: Batırılan Kalyonun İntikam İçin Yeniden Doğuş Destanı
Yedi Mühürlü Kader: Batırılan Kalyonun İntikam İçin Yeniden Doğuş Destanı Sabah güneşi, İstanbul Boğazı’nın durgun, zümrüt suları üzerinde altın bir…
Bir Neyzen Padişahın Hazin Sonu: III. Selim’in Umutla Başlayıp İhanetle Biten Yolu
Bir Neyzen Padişahın Hazin Sonu: III. Selim’in Umutla Başlayıp İhanetle Biten Yolu Ney sesi, Topkapı Sarayı’nın o kalın, soğuk duvarları…
Sultan’ın Hırsı ve Tuna’nın Soğuk İhaneti: Fetih Niçin Bir Kabusa Döndü?
Sultan’ın Hırsı ve Tuna’nın Soğuk İhaneti: Fetih Niçin Bir Kabusa Döndü? Adım İskender. Alaybeyi rütbesini taşırım. Lakin bu rütbenin ağırlığı,…
End of content
No more pages to load





