
İstanbul’un yağmurla yıkanmış kaldırımlarında, Boğaz rüzgârı ile sarsılan bir gecede, Kemal Yılmaz ağır adımlarla yürürken yüreğinde yirmi üç yıldır kapanmayan bir boşluk taşıyordu. Bir zamanların görkemli iş insanıydı; yalısı, lüks arabaları, hesap dolusu milyonları vardı. Ama Aylin’i, o uğursuz kazada kaybettiği günden beri, hiçbir şey ruhundaki yarayı kapatmamıştı. Bebek’ten Beşiktaş’a doğru ilerlerken, duvar dibine sığınmış, kucağında bebekle tir tir titreyen genç bir kadın gördü. Yağmur saçlarından süzülüyor, bebeğini göğsüne siper ediyordu. Kemal, düşünmeden cebinden 500 lira çıkarıp uzattı: “Kendine sıcak çorba al, bebeğine süt. Bu gece bir otelde kal.” Kadının iri, koyu kahverengi gözleri sokak ışığında parladı; o bakış, Aylin’in gözlerine ürpertici bir benzerlik taşıyordu. O gece, yıllar sonra ilk kez rüyasında Aylin’i gördü; kollarında bir bebekle gülümsüyor, her adımda ondan uzaklaşıyordu. Sabah olduğunda, yirmi üç yıldır hiç aksatmadığı ritüeli sürdürerek Üsküdar’daki mezarlığa gitti. Beyaz zambakları eline alıp Aylin’in mezarına ilerlediğinde, mezar taşının önünde diz çökmüş, kucağında bebekle ağlayan o genç kadını gördü. “Siz… burada ne arıyorsunuz?” dedi. Kadın başını kaldırdı: “Annem için geldim.” Kemal’in kalbi duracak gibi oldu. “Bu mezar benim eşim Aylin Yılmaz’a ait.” Genç kadın titreyen sesiyle fısıldadı: “Biliyorum. Adım Elif. Ben bebekken evlatlık verildim. Birkaç ay önce gerçek annemin Aylin olduğunu öğrendim.”
Kemal’in dünyası başına yıkıldı. Aylin’le hiçbir zaman çocuk sahibi olamadıklarına emindi. Genç kadının gözlerindeki tanıdık ifade, eline verdiği yıpranmış zarftaki Aylin’in el yazısı, her şeyi altüst etti. Mektupta Aylin, “Tehlikeli insanlar”dan söz ediyor, karnındaki bebeği korumak için kızını evlatlık vermek zorunda kaldığını, babasına söylemeye cesaret edemediğini yazıyordu. Kemal, Elif’i yalısına götürdü. Elif’in bebeğinin adı Eren’di; babası bir iş kazasında ölmüştü. Kemal’in yıllardır güvendiği avukat dostu Selçuk Demir geldi. Kazanın gerçekleştiği geceye dair çelişkiler olduğundan söz etti: fren izleri, yağ izi yokluğu, tutarsız polis raporları… Aylin dikkatli bir sürücüydü, o kaza bir tesadüf olmayabilirdi. Araştırmalar derinleşti. Aylin’in hamilelik muayenelerini uzak kliniklerde, bazen sahte isimle yaptırdığı ortaya çıktı. Elif’in evlatlık evraklarında bir isim sürekli karşılarına çıkıyordu: Murat Kaya. Bir ithalat şirketi sahibi; şirket, Aylin’in ölümünden hemen sonra kapanmıştı. Dahası, Murat, Elif’i evlat edinen aileye yıllarca para göndermiş, ödemeler iki yıl önce kesilmişti.
Kemal, Karaköy’ün eski bir kahvehanesinde Murat’la buluştu. Murat, yıllardır içini kemiren bir sırla geldi: Aylin’e üniversite yıllarından beri âşıktı; Aylin ondan kızını korumak için yardım istemiş, hamileliğini Kemal’den gizlemesini, tehlikeli insanların peşinde olduğunu söylemişti. Her şey Aylin’in abisi Erdal’la başlamıştı. Kemal, Aylin’in kardeşi olduğunu ilk kez duyuyordu. Erdal, karanlık işlere bulaşmış, sözde intihar etmişti. Murat’a göre intihar değildi; Erdal, Rus asıllı bir yeraltı figürü olan Dimitri Volkov’un ağına düşmüş, çıkmak isteyince öldürülmüştü. Aylin, abisinin ölümünün ardındaki gerçeği öğrenmiş, polise gitmeyi planlarken hamile olduğunu fark etmiş, kızını korumak için her şeyi saklamıştı.
Kemal ve Elif, Sarıyer’de yaşayan tanık Fatma Hanım’la görüştüler. Kaza gecesi bir tartışma duymuş, Aylin’in arabasının önünü siyah bir araç kesmiş, “Kızımı elimden alamazsın, Kemal’e her şeyi anlatacağım” diye bağırdığını işitmişti. Ardından cam kırılmış, arabalar hızla uzaklaşmış, kısa süre sonra kaza sesi gelmişti. Ertesi gün onu bir yabancı, uzun boylu, sarışın, buz gibi mavi gözlü bir adam tehdit etmiş, “Gördüklerini unut,” demişti. Fatma Hanım’ın tasviri, Dimitri Volkov’a işaret ediyordu.
O gece yalıya sızan, Rus aksanlı, sarışın adam bizzat kapıdan içeri girdi: Dimitri. Elif’i ve bebeği soğuk gözlerle süzüp “Geçmişi kurcalamayı bırakın,” diye uyardı. Aylin’i, tıpkı kardeşi gibi susturmaya çalıştığını, o gece kaçışa zorlayan kişi olduğunu üstü kapalı kabul etti. Siren sesleri yaklaşınca gölgeler arasında kayboldu. Kemal, pes etmeyecekti. Dostu Selçuk ve Emniyet Müdür Yardımcısı Ahmet Demir’le plan kurdular: Dimitri’yi açık itirafa zorlayıp yakalamak. Bu sırada Murat, yıllardır sakladığı metal bir kutuyla geldi. Kutuda fotoğraflar, belgeler, Erdal’ın konuşma kayıtları ve Aylin’in sesli mesajı vardı: “Dimitri Volkov kardeşimi öldürdü. Hamileyim ve beni susturmak istiyor. Kemal, bunu senden gizlediğim için affet.” Bu, büyük resmin eksik halkasıydı.
Dolmabahçe Sarayı’nın bahçesinde plan devreye girdi. Turist kalabalığının ortasında, çınarın gölgesinde Kemal ve Dimitri karşı karşıyaydı. Kemal, göğsündeki kayıt cihazıyla konuşmayı dikkatle yönlendirdi; Dimitri, gücünü ve ulaşabileceği yerleri ima ederek Elif’i ve küçük Eren’i tehdit etti. “Tarih tekerrür eder,” dedi, “Aylin gibi kızın da ortadan kaybolabilir.” Ahmet’in sivil ekibi çevredeydi. İşaret verildiğinde polis çemberi kapandı: “Dimitri Volkov, Erdal ve Aylin Yılmaz’ın ölümünden sorumlu olmaktan tutuklusun.” Dimitri nefretle tısladı: “Güçlü dostlarım var. Bir haftada çıkarım.” Nitekim kefaletle serbest kaldı ve Kapalıçarşı’da yeni bir buluşma ayarladı. Kemal ve Elif, sivil polislerle birlikte kalabalığın göbeğinde onu tekrar köşeye kıstılar. Kemal, Murat’ın verdiği cihazı blöf unsuru gibi kullanarak “Erdal’la tüm konuşmaların, emirlerin burada,” dedi. Dimitri’nin soğukkanlı maskesi çatladı, öfkeyle hamle yapınca ekip içeri daldı. İkinci kez kelepçelendi.
Dava gününde Çağlayan Adliyesi dolup taştı. Savcılık, Erdal’ın şüpheli ölümü, Aylin’in hamileliğini gizleyişi, tehditler ve ses kayıtlarını bir araya getirerek kapsamlı bir dosya sundu. Elif ilk kez annesinin sesi çalarken kürsüde ağladı; Aylin’in “Eğer bunu dinliyorsanız…” diyen yankısı salonda taş kesildi. Fatma Hanım geceyi anlattı, Murat belgeleri koydu, Kemal yirmi üç yıllık sessiz acısını dile getirdi. Avukatlar itirazlarla kanıtları zayıflatmaya çalışsalar da, tablo netleşmişti. Oybirliğiyle karar verildi: Suçlu. Dimitri Volkov, müebbet hapis.
Adalet yerini bulmuştu; yine de kaybedilen geri gelmeyecekti. Kemal, yalıda Aylin’in anısına şiddet mağduru kadınlara destek veren bir vakıf kurdu; Elif psikoloji eğitimini tamamlamak üzere okula döndü. Eren’in kahkahalarıyla evin koridorları aydınlandı. Murat, yıllarca taşıdığı sırrın ağırlığını bırakıp dost olarak ailenin çevresinde kaldı. Bir yıl sonra, yalıdaki tozlu sandıklardan Kemal’in eline sararmış bir zarf düştü: Aylin’in el yazısıyla “Kemal” yazıyordu. Mektup, ölmeden bir gün önce yazılmıştı: “Kızımızı alıp eve döneceğim. Elif’le tanışacaksın. Yüzünü gördüğünde beni affedeceksin.” Onlar mektubu cam kenarında, baharın ilk güneşi altında birlikte okudular; gözyaşları, yılların pasını söküp attı.
Üç yıl geçti. Üsküdar’daki mezarlıkta, servilerin gölgesinde üç nesil yan yanaydı. Eren, beyaz zambakları kendi taşımakta ısrar etti; mezar taşına eğilip fısıldadı: “Büyükanne, annem yine bebek bekliyor. Abi olacağım.” Kemal, Elif’in ellerini karnında kenetleyişini gördü; yaşam, kaybın üzerinden bir köprü gibi yeniden filizleniyordu. “Annen hep çocuk sesleriyle dolu bir ev düşlerdi,” dedi Kemal, kızının koluna girerek. “Şimdi dileği gerçek.” Mezarlıktan ayrılırken Boğaz mavi bir kurdele gibi parlıyordu. Geçmişin acısı içlerinde yankılandı, ama gelecek umutla çağırıyordu. Kemal göğe baktı: “Teşekkür ederim, Aylin. Her şey için.” Eren, dedesinin elini çekiştirdi: “Dede, dondurma alabilir miyiz?” Kemal gülümsedi: “Elbette, küçük adam.” Üçü birlikte yürüdü; aşk, zamanın ve ölümün ötesinde kök salmıştı.
News
Sarayın Bilinmeyen Sırrı: Bir Celladın Kaderi, İpek Kement ve Sessizliğin Bedeli
Sarayın Bilinmeyen Sırrı: Bir Celladın Kaderi, İpek Kement ve Sessizliğin Bedeli Onlar sessizdi. Ama her adımları, sarayın duvarlarında yankılanan bir…
Bir Avuç Toprak İçin: Kılıçarslan’ın Sabrı ve Miryokefalon’da Yeniden Yazılan Kader
Bir Avuç Toprak İçin: Kılıçarslan’ın Sabrı ve Miryokefalon’da Yeniden Yazılan Kader Anadolu… O uçsuz bucaksız, bereketli topraklar. Batıda göğe uzanan…
Vezirin Kader Mühürü: Boğdan Bataklığında Kalan Onur ve Fatih’in Gazabı
Vezirin Kader Mühürü: Boğdan Bataklığında Kalan Onur ve Fatih’in Gazabı Hafızamda, o dönemin hatıraları daima bir gölge gibi durur. Gazi…
Yedi Mühürlü Kader: Batırılan Kalyonun İntikam İçin Yeniden Doğuş Destanı
Yedi Mühürlü Kader: Batırılan Kalyonun İntikam İçin Yeniden Doğuş Destanı Sabah güneşi, İstanbul Boğazı’nın durgun, zümrüt suları üzerinde altın bir…
Bir Neyzen Padişahın Hazin Sonu: III. Selim’in Umutla Başlayıp İhanetle Biten Yolu
Bir Neyzen Padişahın Hazin Sonu: III. Selim’in Umutla Başlayıp İhanetle Biten Yolu Ney sesi, Topkapı Sarayı’nın o kalın, soğuk duvarları…
Sultan’ın Hırsı ve Tuna’nın Soğuk İhaneti: Fetih Niçin Bir Kabusa Döndü?
Sultan’ın Hırsı ve Tuna’nın Soğuk İhaneti: Fetih Niçin Bir Kabusa Döndü? Adım İskender. Alaybeyi rütbesini taşırım. Lakin bu rütbenin ağırlığı,…
End of content
No more pages to load





