Skip to content
News

News

  • HOME
  • Business
  • Car
  • House
  • Sports
  • Technology
  • Travel
  • U.S.
  • Yıldız Sarayı’nda Bir Hükümdarın Yalnızlığı: Kayıp Yılların Unutulmaz Sırrı
  • Ufukların Sultanı: Osman’ın Gözünden Kanuni Devri, Kaderin ve Askerliğin Ağırlığı
  • Sadece 3 Dakika Sürdü: HMS Hood’u Yutan ‘Canavar’ ve İngilizlerin Kanlı İntikam Manifestosu
  • Ankara Savaşı’nın Gizli Silahı: Susuzluk, İhanet ve Yıldırım Bayezid’in Zincirlere Vuruluşu
    News

    Ankara Savaşı’nın Gizli Silahı: Susuzluk, İhanet ve Yıldırım Bayezid’in Zincirlere Vuruluşu

  • Barbaros’un Denizdeki Delileri: Yalınayak Savaşçıların Kayıp Destanı ve Ganimetin Sırrı
    News

    Barbaros’un Denizdeki Delileri: Yalınayak Savaşçıların Kayıp Destanı ve Ganimetin Sırrı

  • El Último León de la Fe: El Héroe que Defendió la Tumba del Profeta contra el Oro Inglés y la Traición
    News

    El Último León de la Fe: El Héroe que Defendió la Tumba del Profeta contra el Oro Inglés y la Traición

  • Maltepe Sırtlarında Bir Ok Değil, Kader Uçtu: Bizans Anadolu’yu Bıraktı
    News

    Maltepe Sırtlarında Bir Ok Değil, Kader Uçtu: Bizans Anadolu’yu Bıraktı

  • Zincir Vurulan Şimşek: Bir Yeniçeri Nefesinin Sessiz Yemini ve Ankara’nın Külleri
    News

    Zincir Vurulan Şimşek: Bir Yeniçeri Nefesinin Sessiz Yemini ve Ankara’nın Külleri

    tuong1

    22/12/2025

    Zincir Vurulan Şimşek: Bir Yeniçeri Nefesinin Sessiz Yemini ve Ankara’nın Külleri Nefes alamıyordu. Toz, ter ve kurşun kokusu genzini yakıyordu….

  • 70 Kilometrede Duran Kader: Bir Milletin Son Sınırında Yaşanan 22 Günlük Kıyamet 
    News

    70 Kilometrede Duran Kader: Bir Milletin Son Sınırında Yaşanan 22 Günlük Kıyamet 

    tuong1

    22/12/2025

    70 Kilometrede Duran Kader: Bir Milletin Son Sınırında Yaşanan 22 Günlük Kıyamet 15 Ağustos 1921, öğle vakti. Ankara’nın sokakları, insanın…

  • Demir Kraliçenin Yemini: Gözyaşlarımla Evlendiğim Bir Devletin Kaderi 
    News

    Demir Kraliçenin Yemini: Gözyaşlarımla Evlendiğim Bir Devletin Kaderi 

    tuong1

    22/12/2025

    Demir Kraliçenin Yemini: Gözyaşlarımla Evlendiğim Bir Devletin Kaderi Bâb-ı Âli’nin sessiz avlularında, yüzyıllardır fısıldanan bir hikâye vardır. Hikâye, uzak diyarların,…

  • Yabancı Toprakta Altın Harflerle Yazılan Kader: Kölelikten Valide Sultanlığa Yükselişin Sırrı
    News

    Yabancı Toprakta Altın Harflerle Yazılan Kader: Kölelikten Valide Sultanlığa Yükselişin Sırrı

    tuong1

    22/12/2025

    Yabancı Toprakta Altın Harflerle Yazılan Kader: Kölelikten Valide Sultanlığa Yükselişin Sırrı Sene 1537. Ege’nin o lacivert sularının ortasında, Paros Adası’nın…

  • Yedi Yüzlük Bir Yemin: Son Komutanın Çöktüğü Ama Vazgeçmediği 22 Gece
    News

    Yedi Yüzlük Bir Yemin: Son Komutanın Çöktüğü Ama Vazgeçmediği 22 Gece

    tuong1

    22/12/2025

    Yedi Yüzlük Bir Yemin: Son Komutanın Çöktüğü Ama Vazgeçmediği 22 Gece Yıl 1921. Ağustos sıcağı, Anadolu bozkırının tozunu Ankara’ya kadar…

  • Harem Duvarları Arasında Kalan Yemin: Padişahın Kalbindeki Kimliksiz Gölgeler
    News

    Harem Duvarları Arasında Kalan Yemin: Padişahın Kalbindeki Kimliksiz Gölgeler

    tuong1

    22/12/2025

    Harem Duvarları Arasında Kalan Yemin: Padişahın Kalbindeki Kimliksiz Gölgeler Yıl 1485. İstanbul’un Topkapı Sarayı’ndan çok uzakta, Ramazanoğulları Beyliği’ne ait, ihtişamlı…

  • İki Bıçak Arasında Kalan Yemin: Cihan Padişahının Son Nefesinde Saklı İhanet
    News

    İki Bıçak Arasında Kalan Yemin: Cihan Padişahının Son Nefesinde Saklı İhanet

    tuong1

    22/12/2025

    İki Bıçak Arasında Kalan Yemin: Cihan Padişahının Son Nefesinde Saklı İhanet Yıl 1481. Baharın ilk günleri, fakat Üsküdar’dan Gebze’ye uzanan…

  • Bir Gül Yaprağı Sırrı: Haremden Süzülen Güzelliğin Kaderi Değiştiren İncileri
    News

    Bir Gül Yaprağı Sırrı: Haremden Süzülen Güzelliğin Kaderi Değiştiren İncileri

    tuong1

    21/12/2025

    Bir Gül Yaprağı Sırrı: Haremden Süzülen Güzelliğin Kaderi Değiştiren İncileri Ayın soluk ışığı, Topkapı Sarayı’nın yüksek duvarlarına vururken, haremdeki cariyelerden…

  • Vicdanın Sesi: Bir Kahve Tepsisinde Gizlenen Sadakat ve Konağın Sarsılan Onuru
    News

    Vicdanın Sesi: Bir Kahve Tepsisinde Gizlenen Sadakat ve Konağın Sarsılan Onuru

    tuong1

    21/12/2025

    Vicdanın Sesi: Bir Kahve Tepsisinde Gizlenen Sadakat ve Konağın Sarsılan Onuru Elan Hanım’ın altmış dört yıllık ömrü, İstanbul’un surları gibi…

  • Hayatın Gizlediği İhanet: Konağın Sırrı ve Kahvenin Zehirli Sözü
    News

    Hayatın Gizlediği İhanet: Konağın Sırrı ve Kahvenin Zehirli Sözü

    tuong1

    21/12/2025

    Hayatın Gizlediği İhanet: Konağın Sırrı ve Kahvenin Zehirli Sözü İstanbul’un yedi tepesi arasında, Boğaz’a nazır kadim bir konakta, Harem-i Hümayun’un…

  • Bir Ömrün Sessiz Yemini: Muhtar Azasının Göğsündeki Solgun Kırmızı Kurdelenin Gizlediği Büyük Aşk
    News

    Bir Ömrün Sessiz Yemini: Muhtar Azasının Göğsündeki Solgun Kırmızı Kurdelenin Gizlediği Büyük Aşk

    tuong1

    21/12/2025

    Bir Ömrün Sessiz Yemini: Muhtar Azasının Göğsündeki Solgun Kırmızı Kurdelenin Gizlediği Büyük Aşk Sabah ezanı daha yeni susmuştu. Kasabanın içindeki…

  • 20 Milyon Liralık Vasiyet: Kirli Tulumuyla Bankaya Giren Tamirciye Müdür Neden Diz Çöktü?
    News

    20 Milyon Liralık Vasiyet: Kirli Tulumuyla Bankaya Giren Tamirciye Müdür Neden Diz Çöktü?

    tuong1

    21/12/2025

    20 Milyon Liralık Vasiyet: Kirli Tulumuyla Bankaya Giren Tamirciye Müdür Neden Diz Çöktü? Çalar saat sabahın 5’inde, o acımasız ve…

  • Kaderin Dönüşü: Bir İp Cambazı Gibi Mohaç Ovasında Yürüyen Kanuni’nin Sessiz Dehası.
    News

    Kaderin Dönüşü: Bir İp Cambazı Gibi Mohaç Ovasında Yürüyen Kanuni’nin Sessiz Dehası.

    tuong1

    21/12/2025

    Kaderin Dönüşü: Bir İp Cambazı Gibi Mohaç Ovasında Yürüyen Kanuni’nin Sessiz Dehası. Büyük savaşlar, sadece kılıçların değil, aynı zamanda kaderin…

  • Ay Tutulduğunda Yürüyen 5000 Hayalet: Alman Generallere Ders Veren Türk Dehası ve Onurun Zaferi.
    News

    Ay Tutulduğunda Yürüyen 5000 Hayalet: Alman Generallere Ders Veren Türk Dehası ve Onurun Zaferi.

    tuong1

    21/12/2025

    Ay Tutulduğunda Yürüyen 5000 Hayalet: Alman Generallere Ders Veren Türk Dehası ve Onurun Zaferi. Çanakkale… Gelibolu’nun adı, sadece coğrafi bir…

  • Kızımı Kucağıma Aldığım Gün Hayatım İkiye Ayrıldı: Hastane Odasında Yaşanan ŞOK EDİCİ İHANET! Annem ve Ablamın Onca Yıl Gizlediği Gerçek Ortaya Çıktı!
    News

    Kızımı Kucağıma Aldığım Gün Hayatım İkiye Ayrıldı: Hastane Odasında Yaşanan ŞOK EDİCİ İHANET! Annem ve Ablamın Onca Yıl Gizlediği Gerçek Ortaya Çıktı!

    tuong1

    21/12/2025

    Kızımı Kucağıma Aldığım Gün Hayatım İkiye Ayrıldı: Hastane Odasında Yaşanan ŞOK EDİCİ İHANET! Annem ve Ablamın Onca Yıl Gizlediği Gerçek…

  • Dört Yıldızlı Bir Sırrı Okulda Açığa Vuran 10 Yaşındaki Çocuk: Öğretmenimin Onurumu Çiğnediği O Anı Asla Unutmayacağım!
    News

    Dört Yıldızlı Bir Sırrı Okulda Açığa Vuran 10 Yaşındaki Çocuk: Öğretmenimin Onurumu Çiğnediği O Anı Asla Unutmayacağım!

    tuong1

    20/12/2025

    Dört Yıldızlı Bir Sırrı Okulda Açığa Vuran 10 Yaşındaki Çocuk: Öğretmenimin Onurumu Çiğnediği O Anı Asla Unutmayacağım! Bayan Barbara Simmons…

  • Çiğiltepe’nin Sırrı: Haritada Önemsiz Görünen Bir Tepe, Bir Milletin Kaderini Nasıl Değiştirdi?
    News

    Çiğiltepe’nin Sırrı: Haritada Önemsiz Görünen Bir Tepe, Bir Milletin Kaderini Nasıl Değiştirdi?

    tuong1

    20/12/2025

    Çiğiltepe’nin Sırrı: Haritada Önemsiz Görünen Bir Tepe, Bir Milletin Kaderini Nasıl Değiştirdi? 1. Gafletin Gölgesi ve Haritanın Dili 26 Ağustos…

  • Mektubun Sesi: Bir Albay ve Bir Bilge, İnsanlığın Kaderini Nasıl Değiştirdi? 1. Sessizliğin Gölgesindeki Umut  Yıl 1933. Berlin’in sonbahar rüzgârları, Paris’in dar sokaklarına kadar taşıdığı ağır bir keder vardı. Bu keder, sadece bir mevsim değişikliği değil, Avrupa’nın kalbine çöken karanlık bir gölgeydi. Profesör Albert Einstein, Fransa’nın başkentinde, küçük bir kafenin loş ışığında oturuyordu. Birkaç gün önce Berlin Üniversitesi’nden apar topar ayrılışını, arkasında bıraktığı o kâbus gibi atmosferi düşünüyordu. Artık Alman vatandaşı değildi. Artık o, sadece bir bilim insanı değil, aynı zamanda kovulmuş bir Yahudi’ydi.  Yalnız değildi. Binlerce değerli akademisyen, hekim, mimar ve sanatçı, Hitler’in gölgesinde nefes alamaz hale gelmişti. Bunların çoğu, Einstein gibi, hayatlarını bilime ve insanlığa adamış kişilerdi. Fakat şimdi, bu bilgelerin kaderi, siyasi bir çılgınlığın insafına kalmıştı.  Einstein, masanın üzerindeki boş kâseye bakarken, öğrencisi Profesör Dr. Max Born’un birkaç gün önce fısıldadığı o çaresiz soruyu hatırladı: “Albert, biz ne olacağız? Bilgimizle beraber yok mu olacağız?”  Bu soru, Einstein’ın uykularını kaçırıyordu. Maddenin ve zamanın gizemlerini çözen bir zekâ, şimdi kendi meslektaşlarının hayatlarını kurtarmak gibi basit ama imkânsız görünen bir görevle karşı karşıyaydı. Güvenli bir liman gerekiyordu. Sadece bir sığınak değil, aynı zamanda bilimin alevini harlayacak yeni bir ocak.  Gözlerini kapattı. Haritada Batı Avrupa’nın kapıları bir bir kapanırken, dikkatini Doğu’ya yöneltti. Birkaç ay önce duyduğu haberler aklına geldi: İstanbul’da, eski Darülfünun yerine yeni bir üniversite kuruluyordu. Bir devrimci, bir albay, bir lider, ülkesini Batı’dan Doğu’ya değil, cahillikten aydınlığa taşıyordu.  Mustafa Kemal.  O, yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet inşa eden, hem de bunu bilime ve akla dayandıran bir liderdi. Bu adam, kendi halkını yeniliklere ikna etmek için mücadele ederken, Avrupa’dan kaçan bilgelerin değerini anlar mıydı? Risk büyüktü. Ama umut, en küçük ışıkta bile yeşerirdi.  O gece, Einstein, kararlı bir şekilde kalemini eline aldı. Kendi gibi tehlike altındaki Yahudi bilim insanlarını koruma amacıyla kurduğu birliğin onursal başkanı olarak, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’na hitaben yazacağı bir mektup, artık sadece bir kâğıt parçası değil, insanlık adına yazılmış bir çağrı olacaktı.  2. Ankara’nın Soğuk Odasında Yankılanan Ses  Ankara, 1933 sonbaharı. Başkent, yeni binaların yükseldiği, ama aynı zamanda Anadolu’nun kadim yorgunluğunu da üzerinde taşıyan, zorlu bir şehir. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Çankaya’daki sade çalışma odasında, gecenin geç saatlerine kadar ülkenin Maarif (Eğitim) ve Sıhhiye (Sağlık) meseleleriyle meşguldü. Genç Cumhuriyeti’nin bütçesi kısıtlıydı, ama hayalleri sınırsızdı.  Hedef, ülkeyi bir an önce çağdaş medeniyet seviyesine çıkarmaktı. Bunun yolu ise tek bir kaynaktan geçiyordu: İlim. Ancak ilim, sadece kitaplardan gelmezdi; bilgeler gerekiyordu. Kendi öz evlatlarını yetiştirmek zaman alacaktı.  O akşam, Başvekil İsmet İnönü’den gelen mühürlü bir zarf masasının üzerine kondu. Mühür, Paris’teki “Yahudi Nüfusunu Koruma Birliği”ne aitti.  Mustafa Kemal, zarfı ağır ağır açtı. İlk bakışta sadece resmi bir başvuru gibi duran metin, satırları okudukça ağırlık kazanmaya başladı. Mektup, Albert Einstein’dan geliyordu.  Einstein, saygın ve dürüst bir dille, Almanya’daki 40 profesör ve doktorun içinde bulunduğu tehlikeyi anlatıyor, bu ilim insanlarının Türkiye’de hiçbir karşılık beklemeden, hatta masraflarını bile kendileri karşılayarak üniversitelerde ve hastanelerde çalışmaya hazır olduğunu belirtiyordu. Amacı, sadece hayatlarını kurtarmak değil, bilgi birikimlerini insanlığa aktarmalarını sağlamaktı.  Mektubun sonundaki cümle, Mustafa Kemal’in yüreğine dokundu: “Bu kıymetli insanlar, ilimleriyle Türkiye’nin modernleşme hamlesine büyük katkıda bulunabilirler ve bu, yalnızca bir iltica değil, aynı zamanda bir medeniyet alışverişi olacaktır.”  Mustafa Kemal, koltuğuna yaslandı. O an, bir ülkenin kaderi ile bir grup insanın hayatı, birbiriyle kesişmişti. Vicdanı, bu çağrıya kulak vermesini söylüyordu. Ama devletin gerçekleri farklıydı.  3. Karar Anı: Vicdan ve Gerçeklik  Ertesi gün, konu kabine toplantısında ele alındı. Başvekil İsmet İnönü ve özellikle Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey, talebe şüpheyle yaklaştılar.  “Paşam,” dedi Reşit Galip Bey, “bütçemiz dar. Bu profesörlere yüksek maaş ödemek zorundayız. Ayrıca, üniversitemizin kadroları henüz tam oturmamıştır. Bu kadar yabancı hocayı birden almak, kendi genç akademisyenlerimizin önünü kesebilir.”  İsmet İnönü, her zamanki soğukkanlılığıyla ekledi: “Politik olarak da riskli olabilir, Paşam. Avrupa’nın iç meselesine karışmak, yeni bir devlet için tedbirli olmayı gerektirir.”  Mustafa Kemal, masada sessizce oturmuş, herkesi dinliyordu. Düşünceleri karışıktı. Evet, bütçe zayıftı. Kendi halkının yoksulluğu gözünün önündeydi. Ama bu profesörler… Bunlar, çağın en parlak zihinleriydi. Onları almak, Türkiye’ye on yıl kazandırabilirdi. Onları kapıdan çevirmek ise, bir medeniyet borcunu inkâr etmek olurdu.  Zihni, Çanakkale siperlerindeki zorlu günlere gitti. Orada, düşmanın silah üstünlüğüne karşı tek bir şeyle direnmişlerdi: İnanç ve zekâ. Şimdi de, ülkenin en büyük düşmanı olan cehalete karşı aynı silahlarla savaşmalıydı.  Konuşmaya başladığında, sesi her zamanki gibi kararlıydı ama derin bir hüzün taşıyordu: “Beyler, haklısınız. Devletimiz zayıftır. Bütçemiz kısıtlıdır. Ancak şunu unutmayın: İlim, bir milletin vicdanıdır. Eğer bu bilgeler, sırf ırklarından dolayı dışlanıyorsa, onlara kapımızı açmak, bizim ahlaki görevimizdir. Onların bilgisi, parayla ölçülemez bir hazinedir.”  Ancak bakanların endişeleri de yersiz değildi. Mustafa Kemal, bu ikilemi çözmek için bir orta yol bulmak zorundaydı. Önce, ilk resmi yanıtın Reşit Galip Bey’in elinden, mevcut şartların uygun olmadığı yönünde olmasını istedi. Bu, politik bir manevraydı; Avrupa’ya karşı tedbirli görünmek ve pazarlık gücünü elinde tutmak.  Fakat o gece, kimseye danışmadan, Mustafa Kemal kendi kararını verdi. Bu, bir liderin sadece devlet adamı değil, aynı zamanda bir insanlık sevdalısı olduğunu kanıtlayan, beklenmedik bir karardı.  4. Gizli Emir ve İnsanlık Köprüsü  Birkaç gün sonra, Einstein’a gönderilen resmi yanıttan sonra, durumun olumsuz olduğu düşünülürken, Ankara’da gizli bir emir verildi. Emir, sadece 40 profesörü değil, çok daha fazlasını kapsıyordu.  Mustafa Kemal, Başbakanlığa şunu iletti: “Avrupa’nın bu karanlık günlerinde, biz Türkiye olarak, sadece kendi istikbalimizi değil, aynı zamanda bilimin istikbalini de korumakla yükümlüyüz. Gerekli tüm hazırlıklar yapılsın.”  Ancak Mustafa Kemal’in bir şartı vardı. Bu, sadece bir yardım eli uzatmak değil, aynı zamanda Türkiye’nin geleceğini inşa etmekti: Türkiye’ye gelen her yabancı profesörün yanında, dört Türk asistan (stajyer) çalıştırılacaktı. Bu stajyerler, hocalarının bilgeliğini doğrudan alacak, onların çalışma prensiplerini öğreneceklerdi. Böylece ilim, yabancı bir misafir olarak kalmayacak, Anadolu’nun toprağına kök salacaktı.  Bu şart, bilim transferinin en zekice ve en onurlu yoluydu.  Sonuç, tarihi değiştirdi. İstenen 40 profesör yerine, 190’dan fazla Alman bilim insanı (aileleriyle birlikte yaklaşık 1000 kişi) Türkiye’ye kabul edildi. Bunların arasında tıp, fizik, kimya, hukuk ve mimarlık alanlarının en değerli isimleri vardı. Prof. Dr. Ernst Reuter, Prof. Dr. Alfred Heilbronn, Prof. Dr. Fritz Neumark ve niceleri…  Onlar, Nazi zulmünden kaçarken, genç Türkiye’de kendilerine sadece bir sığınak değil, aynı zamanda onur ve saygınlık buldular. İstanbul ve Ankara üniversitelerinde dersler verdiler, hastanelerde çığır açan tedaviler uyguladılar, yeni fakültelerin ve enstitülerin kurulmasına öncülük ettiler. Türkiye’nin bilimsel gelişimine paha biçilmez bir katkı sağladılar.  5. Mektupların Ötesindeki Saygı  Paris’te, Einstein bu haberi aldığında derin bir nefes aldı. Gözleri dolmuştu. Sadece meslektaşlarının hayatı değil, insanlık adına attığı çağrı da karşılık bulmuştu. Türkiye, o gün, sadece bir devlet değil, bir medeniyetin koruyucusu olduğunu kanıtlamıştı.  Einstein, Atatürk’e olan hayranlığını ve minnettarlığını gizlemedi. O yıl, Amerika’ya yaptığı iltica başvurusu kabul edildiği için, Atatürk’ün bizzat yaptığı daveti kabul edip Türkiye’ye gelemedi. Bu, hayatının büyük bir pişmanlığı olarak kaldı.  Ancak mektuplaşmaları ve karşılıklı saygıları devam etti. Einstein, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu hakkında konuşurken, her zaman büyük bir takdirle bahsetti. Onun gözünde Mustafa Kemal, sadece bir asker veya politikacı değil, aynı zamanda “asrın en büyük lideri” ve **”bilimin ve aydınlanmanın koruyucusu”**ydu.  Bu hikâye, tarihin sadece savaşlardan ve antlaşmalardan ibaret olmadığını gösterir. Bazen, iki büyük liderin, farklı coğrafyalarda olsalar bile, insanlık, bilim ve görev bilinci etrafında nasıl birleşebileceğini anlatır.  6. Sonsöz: Kök Salan Bilgi  Aradan yıllar geçti. Alman profesörlerin birçoğu, savaş bitince ülkelerine döndü. Ama Türkiye’de bıraktıkları izler silinmedi. Yanlarında yetiştirdikleri Türk asistanlar, artık kendi alanlarında profesör olmuş, üniversitelerin yönetimini devralmıştı. Tohumlar atılmış, kökler salınmıştı.  Mustafa Kemal Atatürk’ün kararı, sadece 190 Alman bilim insanını kurtarmadı. Aynı zamanda, Türkiye’nin modern bilim ve eğitim altyapısının temelini attı. Bu karar, genç cumhuriyetin, dünya sahnesinde sadece gücüyle değil, aynı zamanda vicdanıyla da var olacağını kanıtladı.  Hikâye, sadece mektuplardan ibaret değildir. Hikâye, bir liderin zor zamanlarda dahi bilime ve insanlığa olan inancıdır.  Ve bugün, Türkiye’nin modern üniversitelerinde, hastanelerinde ve bilim merkezlerinde çalışan her Türk bilim insanı, o günkü kararın, o sessiz ve onurlu fedakârlığın bir mirasıdır.  Çünkü Mustafa Kemal biliyordu ki, bir milleti sadece silahlar değil, vicdan ve ilim kurtarır.
    News

    Mektubun Sesi: Bir Albay ve Bir Bilge, İnsanlığın Kaderini Nasıl Değiştirdi? 1. Sessizliğin Gölgesindeki Umut Yıl 1933. Berlin’in sonbahar rüzgârları, Paris’in dar sokaklarına kadar taşıdığı ağır bir keder vardı. Bu keder, sadece bir mevsim değişikliği değil, Avrupa’nın kalbine çöken karanlık bir gölgeydi. Profesör Albert Einstein, Fransa’nın başkentinde, küçük bir kafenin loş ışığında oturuyordu. Birkaç gün önce Berlin Üniversitesi’nden apar topar ayrılışını, arkasında bıraktığı o kâbus gibi atmosferi düşünüyordu. Artık Alman vatandaşı değildi. Artık o, sadece bir bilim insanı değil, aynı zamanda kovulmuş bir Yahudi’ydi. Yalnız değildi. Binlerce değerli akademisyen, hekim, mimar ve sanatçı, Hitler’in gölgesinde nefes alamaz hale gelmişti. Bunların çoğu, Einstein gibi, hayatlarını bilime ve insanlığa adamış kişilerdi. Fakat şimdi, bu bilgelerin kaderi, siyasi bir çılgınlığın insafına kalmıştı. Einstein, masanın üzerindeki boş kâseye bakarken, öğrencisi Profesör Dr. Max Born’un birkaç gün önce fısıldadığı o çaresiz soruyu hatırladı: “Albert, biz ne olacağız? Bilgimizle beraber yok mu olacağız?” Bu soru, Einstein’ın uykularını kaçırıyordu. Maddenin ve zamanın gizemlerini çözen bir zekâ, şimdi kendi meslektaşlarının hayatlarını kurtarmak gibi basit ama imkânsız görünen bir görevle karşı karşıyaydı. Güvenli bir liman gerekiyordu. Sadece bir sığınak değil, aynı zamanda bilimin alevini harlayacak yeni bir ocak. Gözlerini kapattı. Haritada Batı Avrupa’nın kapıları bir bir kapanırken, dikkatini Doğu’ya yöneltti. Birkaç ay önce duyduğu haberler aklına geldi: İstanbul’da, eski Darülfünun yerine yeni bir üniversite kuruluyordu. Bir devrimci, bir albay, bir lider, ülkesini Batı’dan Doğu’ya değil, cahillikten aydınlığa taşıyordu. Mustafa Kemal. O, yıkılmış bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet inşa eden, hem de bunu bilime ve akla dayandıran bir liderdi. Bu adam, kendi halkını yeniliklere ikna etmek için mücadele ederken, Avrupa’dan kaçan bilgelerin değerini anlar mıydı? Risk büyüktü. Ama umut, en küçük ışıkta bile yeşerirdi. O gece, Einstein, kararlı bir şekilde kalemini eline aldı. Kendi gibi tehlike altındaki Yahudi bilim insanlarını koruma amacıyla kurduğu birliğin onursal başkanı olarak, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı’na hitaben yazacağı bir mektup, artık sadece bir kâğıt parçası değil, insanlık adına yazılmış bir çağrı olacaktı. 2. Ankara’nın Soğuk Odasında Yankılanan Ses Ankara, 1933 sonbaharı. Başkent, yeni binaların yükseldiği, ama aynı zamanda Anadolu’nun kadim yorgunluğunu da üzerinde taşıyan, zorlu bir şehir. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, Çankaya’daki sade çalışma odasında, gecenin geç saatlerine kadar ülkenin Maarif (Eğitim) ve Sıhhiye (Sağlık) meseleleriyle meşguldü. Genç Cumhuriyeti’nin bütçesi kısıtlıydı, ama hayalleri sınırsızdı. Hedef, ülkeyi bir an önce çağdaş medeniyet seviyesine çıkarmaktı. Bunun yolu ise tek bir kaynaktan geçiyordu: İlim. Ancak ilim, sadece kitaplardan gelmezdi; bilgeler gerekiyordu. Kendi öz evlatlarını yetiştirmek zaman alacaktı. O akşam, Başvekil İsmet İnönü’den gelen mühürlü bir zarf masasının üzerine kondu. Mühür, Paris’teki “Yahudi Nüfusunu Koruma Birliği”ne aitti. Mustafa Kemal, zarfı ağır ağır açtı. İlk bakışta sadece resmi bir başvuru gibi duran metin, satırları okudukça ağırlık kazanmaya başladı. Mektup, Albert Einstein’dan geliyordu. Einstein, saygın ve dürüst bir dille, Almanya’daki 40 profesör ve doktorun içinde bulunduğu tehlikeyi anlatıyor, bu ilim insanlarının Türkiye’de hiçbir karşılık beklemeden, hatta masraflarını bile kendileri karşılayarak üniversitelerde ve hastanelerde çalışmaya hazır olduğunu belirtiyordu. Amacı, sadece hayatlarını kurtarmak değil, bilgi birikimlerini insanlığa aktarmalarını sağlamaktı. Mektubun sonundaki cümle, Mustafa Kemal’in yüreğine dokundu: “Bu kıymetli insanlar, ilimleriyle Türkiye’nin modernleşme hamlesine büyük katkıda bulunabilirler ve bu, yalnızca bir iltica değil, aynı zamanda bir medeniyet alışverişi olacaktır.” Mustafa Kemal, koltuğuna yaslandı. O an, bir ülkenin kaderi ile bir grup insanın hayatı, birbiriyle kesişmişti. Vicdanı, bu çağrıya kulak vermesini söylüyordu. Ama devletin gerçekleri farklıydı. 3. Karar Anı: Vicdan ve Gerçeklik Ertesi gün, konu kabine toplantısında ele alındı. Başvekil İsmet İnönü ve özellikle Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey, talebe şüpheyle yaklaştılar. “Paşam,” dedi Reşit Galip Bey, “bütçemiz dar. Bu profesörlere yüksek maaş ödemek zorundayız. Ayrıca, üniversitemizin kadroları henüz tam oturmamıştır. Bu kadar yabancı hocayı birden almak, kendi genç akademisyenlerimizin önünü kesebilir.” İsmet İnönü, her zamanki soğukkanlılığıyla ekledi: “Politik olarak da riskli olabilir, Paşam. Avrupa’nın iç meselesine karışmak, yeni bir devlet için tedbirli olmayı gerektirir.” Mustafa Kemal, masada sessizce oturmuş, herkesi dinliyordu. Düşünceleri karışıktı. Evet, bütçe zayıftı. Kendi halkının yoksulluğu gözünün önündeydi. Ama bu profesörler… Bunlar, çağın en parlak zihinleriydi. Onları almak, Türkiye’ye on yıl kazandırabilirdi. Onları kapıdan çevirmek ise, bir medeniyet borcunu inkâr etmek olurdu. Zihni, Çanakkale siperlerindeki zorlu günlere gitti. Orada, düşmanın silah üstünlüğüne karşı tek bir şeyle direnmişlerdi: İnanç ve zekâ. Şimdi de, ülkenin en büyük düşmanı olan cehalete karşı aynı silahlarla savaşmalıydı. Konuşmaya başladığında, sesi her zamanki gibi kararlıydı ama derin bir hüzün taşıyordu: “Beyler, haklısınız. Devletimiz zayıftır. Bütçemiz kısıtlıdır. Ancak şunu unutmayın: İlim, bir milletin vicdanıdır. Eğer bu bilgeler, sırf ırklarından dolayı dışlanıyorsa, onlara kapımızı açmak, bizim ahlaki görevimizdir. Onların bilgisi, parayla ölçülemez bir hazinedir.” Ancak bakanların endişeleri de yersiz değildi. Mustafa Kemal, bu ikilemi çözmek için bir orta yol bulmak zorundaydı. Önce, ilk resmi yanıtın Reşit Galip Bey’in elinden, mevcut şartların uygun olmadığı yönünde olmasını istedi. Bu, politik bir manevraydı; Avrupa’ya karşı tedbirli görünmek ve pazarlık gücünü elinde tutmak. Fakat o gece, kimseye danışmadan, Mustafa Kemal kendi kararını verdi. Bu, bir liderin sadece devlet adamı değil, aynı zamanda bir insanlık sevdalısı olduğunu kanıtlayan, beklenmedik bir karardı. 4. Gizli Emir ve İnsanlık Köprüsü Birkaç gün sonra, Einstein’a gönderilen resmi yanıttan sonra, durumun olumsuz olduğu düşünülürken, Ankara’da gizli bir emir verildi. Emir, sadece 40 profesörü değil, çok daha fazlasını kapsıyordu. Mustafa Kemal, Başbakanlığa şunu iletti: “Avrupa’nın bu karanlık günlerinde, biz Türkiye olarak, sadece kendi istikbalimizi değil, aynı zamanda bilimin istikbalini de korumakla yükümlüyüz. Gerekli tüm hazırlıklar yapılsın.” Ancak Mustafa Kemal’in bir şartı vardı. Bu, sadece bir yardım eli uzatmak değil, aynı zamanda Türkiye’nin geleceğini inşa etmekti: Türkiye’ye gelen her yabancı profesörün yanında, dört Türk asistan (stajyer) çalıştırılacaktı. Bu stajyerler, hocalarının bilgeliğini doğrudan alacak, onların çalışma prensiplerini öğreneceklerdi. Böylece ilim, yabancı bir misafir olarak kalmayacak, Anadolu’nun toprağına kök salacaktı. Bu şart, bilim transferinin en zekice ve en onurlu yoluydu. Sonuç, tarihi değiştirdi. İstenen 40 profesör yerine, 190’dan fazla Alman bilim insanı (aileleriyle birlikte yaklaşık 1000 kişi) Türkiye’ye kabul edildi. Bunların arasında tıp, fizik, kimya, hukuk ve mimarlık alanlarının en değerli isimleri vardı. Prof. Dr. Ernst Reuter, Prof. Dr. Alfred Heilbronn, Prof. Dr. Fritz Neumark ve niceleri… Onlar, Nazi zulmünden kaçarken, genç Türkiye’de kendilerine sadece bir sığınak değil, aynı zamanda onur ve saygınlık buldular. İstanbul ve Ankara üniversitelerinde dersler verdiler, hastanelerde çığır açan tedaviler uyguladılar, yeni fakültelerin ve enstitülerin kurulmasına öncülük ettiler. Türkiye’nin bilimsel gelişimine paha biçilmez bir katkı sağladılar. 5. Mektupların Ötesindeki Saygı Paris’te, Einstein bu haberi aldığında derin bir nefes aldı. Gözleri dolmuştu. Sadece meslektaşlarının hayatı değil, insanlık adına attığı çağrı da karşılık bulmuştu. Türkiye, o gün, sadece bir devlet değil, bir medeniyetin koruyucusu olduğunu kanıtlamıştı. Einstein, Atatürk’e olan hayranlığını ve minnettarlığını gizlemedi. O yıl, Amerika’ya yaptığı iltica başvurusu kabul edildiği için, Atatürk’ün bizzat yaptığı daveti kabul edip Türkiye’ye gelemedi. Bu, hayatının büyük bir pişmanlığı olarak kaldı. Ancak mektuplaşmaları ve karşılıklı saygıları devam etti. Einstein, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu hakkında konuşurken, her zaman büyük bir takdirle bahsetti. Onun gözünde Mustafa Kemal, sadece bir asker veya politikacı değil, aynı zamanda “asrın en büyük lideri” ve **”bilimin ve aydınlanmanın koruyucusu”**ydu. Bu hikâye, tarihin sadece savaşlardan ve antlaşmalardan ibaret olmadığını gösterir. Bazen, iki büyük liderin, farklı coğrafyalarda olsalar bile, insanlık, bilim ve görev bilinci etrafında nasıl birleşebileceğini anlatır. 6. Sonsöz: Kök Salan Bilgi Aradan yıllar geçti. Alman profesörlerin birçoğu, savaş bitince ülkelerine döndü. Ama Türkiye’de bıraktıkları izler silinmedi. Yanlarında yetiştirdikleri Türk asistanlar, artık kendi alanlarında profesör olmuş, üniversitelerin yönetimini devralmıştı. Tohumlar atılmış, kökler salınmıştı. Mustafa Kemal Atatürk’ün kararı, sadece 190 Alman bilim insanını kurtarmadı. Aynı zamanda, Türkiye’nin modern bilim ve eğitim altyapısının temelini attı. Bu karar, genç cumhuriyetin, dünya sahnesinde sadece gücüyle değil, aynı zamanda vicdanıyla da var olacağını kanıtladı. Hikâye, sadece mektuplardan ibaret değildir. Hikâye, bir liderin zor zamanlarda dahi bilime ve insanlığa olan inancıdır. Ve bugün, Türkiye’nin modern üniversitelerinde, hastanelerinde ve bilim merkezlerinde çalışan her Türk bilim insanı, o günkü kararın, o sessiz ve onurlu fedakârlığın bir mirasıdır. Çünkü Mustafa Kemal biliyordu ki, bir milleti sadece silahlar değil, vicdan ve ilim kurtarır.

    tuong1

    20/12/2025

    Mektubun Sesi: Bir Albay ve Bir Bilge, İnsanlığın Kaderini Nasıl Değiştirdi? Yıl 1933. Berlin’in sonbahar rüzgârları, Paris’in dar sokaklarına kadar…

  • Ali Çavuş ve 500 Kilometrelik Ders: Bir Detay, Bir İmparatorluğun Kaderini Nasıl Değiştirdi?
    News

    Ali Çavuş ve 500 Kilometrelik Ders: Bir Detay, Bir İmparatorluğun Kaderini Nasıl Değiştirdi?

    tuong1

    20/12/2025

    Ali Çavuş ve 500 Kilometrelik Ders: Bir Detay, Bir İmparatorluğun Kaderini Nasıl Değiştirdi? Asker, dizlerinin üzerine çöktü. Toprağa dayadığı elleri…

  • Gözyaşının Hükmü: Bir Kölenin Sadakati, Padişahın Vicdanını Nasıl Yargıladı?
    News

    Gözyaşının Hükmü: Bir Kölenin Sadakati, Padişahın Vicdanını Nasıl Yargıladı?

    tuong1

    20/12/2025

    Gözyaşının Hükmü: Bir Kölenin Sadakati, Padişahın Vicdanını Nasıl Yargıladı? Ayşe Hafsa Sultan’ın vefatının üzerinden günler geçmişti. Topkapı Sarayı’nda Harem’in duvarları,…

Previous
1 2 3 4 5 6 … 34
Next

Follow Us s

  • Twitter
  • Facebook
  • Instagram
  • YouTube
  • Dribbble
  • LinkedIn

Category Name

  • Yıldız Sarayı’nda Bir Hükümdarın Yalnızlığı: Kayıp Yılların Unutulmaz Sırrı

    Yıldız Sarayı’nda Bir Hükümdarın Yalnızlığı: Kayıp Yılların Unutulmaz Sırrı

  • Ufukların Sultanı: Osman’ın Gözünden Kanuni Devri, Kaderin ve Askerliğin Ağırlığı

  • Sadece 3 Dakika Sürdü: HMS Hood’u Yutan ‘Canavar’ ve İngilizlerin Kanlı İntikam Manifestosu

  • Ankara Savaşı’nın Gizli Silahı: Susuzluk, İhanet ve Yıldırım Bayezid’in Zincirlere Vuruluşu

  • Barbaros’un Denizdeki Delileri: Yalınayak Savaşçıların Kayıp Destanı ve Ganimetin Sırrı

Category Name

  • Yıldız Sarayı’nda Bir Hükümdarın Yalnızlığı: Kayıp Yılların Unutulmaz Sırrı

    Yıldız Sarayı’nda Bir Hükümdarın Yalnızlığı: Kayıp Yılların Unutulmaz Sırrı

  • Ufukların Sultanı: Osman’ın Gözünden Kanuni Devri, Kaderin ve Askerliğin Ağırlığı

    Ufukların Sultanı: Osman’ın Gözünden Kanuni Devri, Kaderin ve Askerliğin Ağırlığı

  • Sadece 3 Dakika Sürdü: HMS Hood’u Yutan ‘Canavar’ ve İngilizlerin Kanlı İntikam Manifestosu

    Sadece 3 Dakika Sürdü: HMS Hood’u Yutan ‘Canavar’ ve İngilizlerin Kanlı İntikam Manifestosu

  • Ankara Savaşı’nın Gizli Silahı: Susuzluk, İhanet ve Yıldırım Bayezid’in Zincirlere Vuruluşu

    Ankara Savaşı’nın Gizli Silahı: Susuzluk, İhanet ve Yıldırım Bayezid’in Zincirlere Vuruluşu

Category Name

  • Yıldız Sarayı’nda Bir Hükümdarın Yalnızlığı: Kayıp Yılların Unutulmaz Sırrı

  • Ufukların Sultanı: Osman’ın Gözünden Kanuni Devri, Kaderin ve Askerliğin Ağırlığı

  • Sadece 3 Dakika Sürdü: HMS Hood’u Yutan ‘Canavar’ ve İngilizlerin Kanlı İntikam Manifestosu

  • Ankara Savaşı’nın Gizli Silahı: Susuzluk, İhanet ve Yıldırım Bayezid’in Zincirlere Vuruluşu

  • Barbaros’un Denizdeki Delileri: Yalınayak Savaşçıların Kayıp Destanı ve Ganimetin Sırrı

BUSINESS

  • Exploring the Outdoors in New York City

    Exploring the Outdoors in New York City

  • The Best Rooftop Bars and Views of New York City

    The Best Rooftop Bars and Views of New York City

  • New York City Unwrapped: Iconic Sights, Luxury Shopping, and Insider Tips for the Ultimate Adventure

    New York City Unwrapped: Iconic Sights, Luxury Shopping, and Insider Tips for the Ultimate Adventure

  • Unveiling New York City: Iconic Landmarks, Trendy Hotspots, and Luxury Shopping Experiences

    Unveiling New York City: Iconic Landmarks, Trendy Hotspots, and Luxury Shopping Experiences

CAR

  • MotorTrend Car, Truck, and SUV Rankings: Here Are the Biggest Losers of 2024

    MotorTrend Car, Truck, and SUV Rankings: Here Are the Biggest Losers of 2024

  • 2024 Subaru Crosstrek Wilderness Yearlong Review Verdict: Tough to Beat

    2024 Subaru Crosstrek Wilderness Yearlong Review Verdict: Tough to Beat

  • These 15 Collectible Jeeps Are Perfect for Any Fanatic

    These 15 Collectible Jeeps Are Perfect for Any Fanatic

  • The McLaren F1 Supercar: Everything You Need to Know About Gordon Murray’s Masterpiece

    The McLaren F1 Supercar: Everything You Need to Know About Gordon Murray’s Masterpiece

SPORT

  • Luxury Shopping in New York: Fifth Avenue and Beyond

    Luxury Shopping in New York: Fifth Avenue and Beyond

  • Discovering New York’s Vibrant Neighborhoods

    Discovering New York’s Vibrant Neighborhoods

  • Broadway and Beyond: Experiencing New York’s Theater District

    Broadway and Beyond: Experiencing New York’s Theater District

  • College Football Playoff Quarterfinal Open Thread

    College Football Playoff Quarterfinal Open Thread

TRAVEL

  • Discover New York City: Iconic Destinations, Luxury Activities, and Exclusive Shopping for Men

    Discover New York City: Iconic Destinations, Luxury Activities, and Exclusive Shopping for Men

  • How to Discover New York City for Women: Iconic Landmarks, Luxury Escapes, and Curated Elegance

    How to Discover New York City for Women: Iconic Landmarks, Luxury Escapes, and Curated Elegance

  • The Ultimate Guide to New York City’s Iconic Landmarks

    The Ultimate Guide to New York City’s Iconic Landmarks

  • Exploring New York City’s Museum Mile

    Exploring New York City’s Museum Mile

  • HOME
  • Business
  • Car
  • House
  • Sports
  • Technology
  • Travel
  • U.S.
ABOUT US
PRIVACY
TERM OF USE
PRIVACY POLICY
CONTACT US

  • Twitter
  • Facebook
  • Instagram
  • YouTube
  • Dribbble
  • LinkedIn