1979 yılında, kimse istemediği dokuz küçük siyah kız çocuğu evlat edinen bir adam… 46 yıl sonra, onların hikayesi sizi şoke edecek…**

Onlar birlikte geldi, dedi hafifçe kadın, gece yarısı bir kilisenin basamaklarına bırakılmış, sessiz ve isimsiz, sadece aynı battaniyeye sarılmış dokuz bebek. Richard artık hareket edemiyordu. Dokuz! Nasıl olur da dokuz hayat böylece bırakılır? Hem de hiç söz söylemeden.

İsteyen yok. İnsanlar bir ya da iki çocuk evlat edinir, belki ama asla hepsini birden. Sonunda ayrılırlar.

Bu kelime, “ayrılırlar”, onu delip geçti. Eşinin sözlerini, sevgiyle büyüyecek bir yer verilen o sözleri düşündü. Anne’nin hep “aile kanla değil, seçimle olur” dediğini hatırladı.

En sonunda, Richard konuştu; sesi titriyordu. Ya hepsini alırlarsa? Hem de hepsi mi? Bayım, kimse dokuz bebeği tek başına, parasız, yeterli olmadan büyütemez, dedi hemşire neredeyse gülerek.

Herkes seni deli sanır. Ama Richard duymuyordu artık. Bebeklere yaklaştı, ve bir tanesi, minik elleri sıkılmış, ona bakıyordu, sanki onu zaten tanıyordu gibi…

Başka biri koluna tutundu, üçüncüsü gülümsedi, dişleri görünüyor. İçinde bir şey çatladı. O acı, onun içinde daha ağır ama canlı bir şeye dönüştü.

Sorumluluk. Onları alıyorum, dedi fısıldayarak. Evraklar bir savaş gibiydi.

Sosyal hizmet uzmanları, onun bilinçsizliğinden bahsetti. Yakınları, onun aptalca davrandığını söyledi. Mahalledekiler, perde arkasından mırıldandı: “Bir adam, dokuz siyah bebekle ne yapar?” Bazıları daha karanlık şeyler söyledi.

Parayla ilgili uyarılar, gülünçlükle suçlamalar, hayatını mahvetmeye çalışan sözler… Ama Richard hiç pes etmedi. Kamyonunu sattı, aletlerini, hatta Anne’nin takılarını bile.

Saatlerce fabrikada ek mesai yaptı, hafta sonları çatı onarımı yaptı, gece vardiyasında bir lokantada çalıştı. Her kuruşu süt, bez, kendi elleriyle yaptığı yataklar için harcandı; ev karmaşayla dolup taşıyordu. Uykusuz geceler, kaynayan biberonlar, çamaşır ipleri üzerinde yatarken, yırtık küçük kıyafetler.

Saç örgüsü yapmayı öğrendi, hangi bebek sakinleştirici şarkıyı sevdiğini, korktuğunda onları nasıl sayacağını, gece karanlığında onların solunumunu dinlemeyi… Ve her gün, fısıltılar büyüyordu. Parkta, anneler çocuklarını yakınlaştırıyor, markette tanımadıklarım şaşkınlıkla bakıyordu.

Bir gün, bir adam Richard’ın ayaklarının önünde tükürdü ve dedi: “Bunu pişman olacaksın.” Ama pişmanlık hiç gelmedi. Onun yerine, anlar ve yaşardı.

İlk kez, dokuz kız aynı anda kahkaha attı; öyle saf ve öyle güzel ki, duvarlar titredi; onları koridor boyunca sıralanmış emekleyen görüntü; elektrik kesintisinden sonra, uyuyan dokuz küçük bedenin sessiz ağırlığı… Onlar ona aitti, ve o da onlara… Richard biliyordu ki, dünya asla sorgulamayı, şüphe etmeyi bırakmayacaktı.

Ama, dokuz küçük kıza bakarken, boş evini dolduran bu küçük kadınlara, başka bir şey biliyordu: Ona aşkın bir yeri olduğunu. Yıllar onun sınavı oldu, kimse onun kadar hazırlıklı değildi.

Bir çocuk büyütmek zordur. Dokuzunu, tek başına, savaş gibi. Elleri nasırlaşmış, saatlerce fazla mesai yapmıştı. Bedeni, taşıdığı, kaldırdığı, koşturan, yorulan, acıyan bedeniydi. Ama kalbi güçleniyordu. Her biri kendi ritmini, kendi kıvılcımını geliştirdi.

Sarah, evdeki en yüksek kahkahayı atan kızdı; Ruth, yabancılar yaklaşınca elini tutardı; Naomi ve Esther, yaramazlık yapan ikizlerdi, sürekli mutfaktan kurabiye çalarak, Leah, her zaman bir kardeşinin omzuna küçük elini koyardı tartışmalar patlak verdiğinde.

Mary, sessiz ama cesurca ilk adımı attı. Hannah, Rachel ve küçük Deborah ise ayrılmazdılar, oyunları evde hiç bitmeyen bir gürültüye dönüşürdü. Dış dünyaya gelince, onlar “Dokuz Miller” olarak anıldılar.

Bazıları bu adı hayranlıkla, bazıları şüpheyle söylüyordu. Richard için ise, onlar sadece kızlarıydı. Ama yine de, bakışların ağırlığı vardı…

Okula bırakıldıklarında, anneler fısıldaşıyordu: “Amacı nedir? Bir adam, neden dokuz siyah kız çocuk edindi?” O, onu dikkat çekmek için kullanmakla suçlandı. Ahlakını, hatta aklını sorguladılar. O hiç cevap vermedi.

Her gün, hazırladığı yemekleri torbalarda getiriyor, ev yapımı örgüleri, tasarruf ettiği ayakkabıları getiriyordu. Parası azdı. Sık sık yemekleri atlayıp, alışverişi idare etmeye çalışıyordu.

Aynı gömlekleri onarmaya devam etti, kumaş artık dayanamaz hale gelmişti. Gece, ev sessizleştiğinde, masanın başına oturur, faturaları yığılmış, başını ellerinin arasına alırdı. Ama asla kızlarına umutsuzluk göstermezdi.

Onlar ona güç görüyordu, ve o da onlara güç veriyordu. Birkaç an, onun ve kızlarının birbirine daha sıkı bağlandığı anlar vardı. Evdeki yaşlı pastalar, biraz sönmüş kekler, eski gazetelerle sarılmış hediye paketleri, yıldızlar altında, tek bir battaniye altında yatarken, Richard’ın anlattığı Ann’e dair hikâyeler…

Ve yavaş yavaş, beklenmedik bir şekilde, kızlar büyüdü — sadece boy olarak değil, kök olarak da. Okulda parlarken, dünyaya karşı dirençli oldular. Ve her zaman eve, Richard’a döndüler.

Ama zaman acımasızdır. 1990’ların sonunda, saçları griye döndü, sırtı eğildi. Kızlar, genç kadınlar oldular, gittiler — eğitimler, iş hayatları, evlilikler.

Bir zamanlar ağlayan ve gülen ev, şimdi sessizliğe büründü. En son kız evden çıkarken, Richard, küçük bir çerçevede, dokuz küçük kızın dizilmiş fotoğrafına baktı ve fısıldadı: “Ann, sözümü tuttum.”

Yıllar geçti. Kızlar, hayatlarını kurdular: öğretmen oldular, hemşire, sanatçı, anneler.

Hayatlarını inşa ederken, asla gerçekten uzaklaşmadılar. Her kutlama gecesinde, geri gelirlerdi, duvarların kabardığı kadar sesle. Ve her seferinde, Richard, gözleri dolu, hayranlıkla, onun yaptığı mucizeyi izlerdi — cesur ve sevgiyle, kimse onun kadar cesur olamazdı.

Bugün, 46 yıl sonra, 2025’te, Richard büyük bir koltukta oturuyor. Yüzünde derin çizgiler, bedeni zayıf, ama gözleri hâlâ parlak. Etrafında, dokuz kadın — artık kız değil, kendinden emin ve ışıl ışıl, krem rengi elbiseler içinde — onun etrafında oturuyorlar. Kolları omzunda, yüzleri yakın, gülümsemeleri çiçek gibi açıyor.

Fotoğrafçılar objektifleriyle onu çekiyor. Dünya izliyor. Her yerde başlıklar:

**“1979’da, kimse istemediği dokuz küçük siyah kız evlat edinen adam… İşte onların neler olduğunun hikayesi.”** Ama Richard için, bu sadece başlık değildi.

Bu, onun için, sonunda dönen çemberdi. Kimse istemediği bebekler, şimdi dünyayı hayranlıkla izleyen kadınlara dönüşmüştü. Ve o, kimseye güvenmeyen adam, uzun yaşadı ve görmeyi başardı. Bir kız, Grace, fısıldadı: “Baba, başardın.”

“Sen bizi hep bir arada tuttun.” Dudakları titredi, bir gülümsemeyle. “Hayır,” dedi, sesi zayıf ama kararlı.

“Yaptık. Sevgi yaptı.” Oda sessizliğe büründü, ve herkes ona yaklaştı, güçlü dokuz kadın, onu seçmiş, kimse başka birinin yapamayacağı bir şekilde ona bağlanmıştı. Ve, ilk defa, 46 yıl sonra, Richard gizlice ağlamaya izin verdi; çünkü söz verilmişti ve o söz, sadece tutulmadı; filizlendi.

Eğer bu hikaye hoşunuza gittiyse, beğen butonuna tıklamayı ve abone olmayı unutmayın. Bu hikâyeleri seviyorsanız, başka duygusal ve sürpriz dolu hikayeleri de görebilirsiniz. Ayrıca, dünyanın neresinden izlediğinizi de bizimle paylaşın. Sizi okumaktan çok hoşlanıyoruz.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere: Kalbiniz açık, meraklı olun ve izlemeye devam edin.