Bursa’nın Fethinden Rumeli’ye Uzanan Kader: Orhan Gazi’nin Sessizce Kurduğu Devlet

Yıl 1326. Bursa’nın eteklerinde, rüzgârın sesi bile ağırdı. Babası, cihan devleti rüyasının ilk tohumlarını toprağa seren Osman Gazi, artık yorgun bir gölgeydi. O, son nefesini vermeden önce, oğlunun o bembeyaz şehri kılıç zoruyla değil, sabırla alacağına inanıyordu. İşte o an, babasının hastalığı sebebiyle beylik koltuğunda birkaç yıldır oturan, ancak henüz tam bir hâkimiyet kuramamış olan Orhan Bey, bir beyliğin değil, bir cihan imparatorluğunun yükünü omuzladı.

Osman Gazi’nin 1326 yılındaki vefatıyla resmen bey oldu. Bu, sadece bir taht değişikliği değil, bir devrin kapanıp, yeni bir şafağın sökmesiydi.

O an, gözler iki kardeşe çevrildi: Yeni Bey Orhan Gazi ve onun sarsılmaz sadakatiyle bilinen kardeşi Alâeddin Bey.

Alâeddin Bey, kalbindeki devlete olan bağlılığı, makam hırsının önüne koydu. Ağabeyine yaklaştı ve gür sesiyle, yalnızca askerlerin değil, tüm Kayı boyunun duyabileceği bir kararlılıkla açıkladı: “Ağabey, babamın davasında sana ortak olamam. Ben kılıçla değil, kalemle, nizamla hizmet ederim. Beylik senin, hizmet benimdir.”

İşte o an, Osmanlı tarihçilerinin ilk Sadrazam olarak gösterdiği Alâeddin Bey, ölümüne kadar Orhan Bey’in her daim yanında yer aldı. Bu kardeşlik ve görev taksimi, kurulmakta olan devletin en büyük manevi güvencesi oldu.

Beylikten Gaziye: Bursa’nın Sırrı

Orhan Gazi’nin ilk ve en acil görevi, babasının son arzusunu yerine getirmekti. Bursa, uzun süredir kuşatma altındaydı. Gümüşlü kubbenin altındaki son vasiyetin gerçekleşmesi için o şehrin surlarının düşmesi gerekiyordu.

1326 yılında, babasının vefatının ardından, Orhan Gazi Bursa kuşatmasını nihayete erdirdi. Bursa’nın fethi, sadece coğrafi bir kazanç değildi; beyliğe gaza ruhunu perçinleyen, Kayı’nın adını ‘Osmanlı’ olarak cihana duyuran zaferdi. Bu zaferin ardından Orhan, artık sadece Bey değil, Orhan Gazi diye anılmaya başlandı.

Anadolu’daki Doğu Roma (Bizans) iddiaları artık yavaş yavaş bitmeye başlamıştı. Düşmanların, babasının vefatından doğan boşluktan faydalanmasını önlemek isteyen Orhan Gazi, babasının Gazi arkadaşlarını vakit kaybetmeden fetihlere gönderdi.

Mudurnu, Samandıra, Yalova, Sapanca ve Pazar Yeri bölgeleri, bu akınlarda birbiri ardına fethedildi. Her düşen kale, yeni devletin ayak sesleriydi.

İlk Büyük Meydan Muharebesi: Maltepe’de Bir Dönüm Noktası

Osmanlıların asıl hedefinin sadece küçük kaleler değil, tarihin ve Doğu Roma’nın kalbi olan Konstantinopolis olduğunu anlayan İmparator III. Andronikos, büyük bir telaşa kapıldı. İzmit’in ele geçirilmesini engellemek ve Osmanlıların Boğaz kıyılarına kadar ilerlemelerini önlemek için 40.000 kişiden müteşekkil büyük bir ordu kurarak Anadolu yakasına geçti.

Bu haberi alan Orhan Gazi, sarsılmaz bir kararlılıkla hemen ordusunu toparlayarak Darıca mevkiinde konuşlandı. O ana kadar bir aşiret gücü gibi görülen Osmanlı, şimdi büyük bir imparatorluk ordusunun karşısına dikiliyordu.

Tarih 11 Haziran 1329’du. Darıca’da, Palekanon Savaşı‘nda, Osmanlı ve Doğu Roma orduları ilk defa bir meydan savaşında karşı karşıya geldi. Bu, bir beyliğin değil, bir devletin kader savaşıydı.

Savaşın şiddeti büyüktü. Ancak o genç Osmanlı ordusunun gaza ruhu, düşmanın sayıca üstünlüğünü yendi. Doğu Roma ordusu yenik düşüp bozgunda uğradı. Bizans İmparatoru III. Andronikos, bizzat yaralı olarak savaş alanından zorlukla kurtulabildi.

Bizans’ın Anadolu topraklarını geri alma planları suya düşmüş, imparatorluk bir daha böyle büyük bir hamleye girişememişti.

Bu meydan savaşından sonra Osmanlılar, İstanbul Boğazı’na kadar gelmişlerdi. Zaferin yankısı, Anadolu’da kalan diğer Doğu Roma topraklarında fethi bir hayli kolaylaştırdı. 1330 yılında İznik, Osmanlı hâkimiyetine girdi.

İzmit ise, bir müddet sonra, 1336 yılında fethedildi. Kadim Roma İmparatorluğu’na başkentlik yapmış olan İzmit’in yönetimi, Orhan Gazi’nin güvenilir ve yetenekli oğlu Süleyman Paşa’ya bırakıldı.

Sulh ve Hâkimiyet: Haraç Alan Devlet

Palekanon ve İzmit’in düşüşü, İmparator III. Andronikos’un bütün direncini kırmıştı. 1333’te Osmanlı hükümdarı Orhan Bey’e bir barış anlaşması teklif etti.

Teklif, bir haraç anlaşmasıydı: Yıllık 12.000 Roma altını haraç karşılığında, Bitinya’da Doğu Roma’nın elinde kalmış olan arazileri de Osmanlılara hücum etmeleri gerekmeksizin teslim edecekti.

Orhan Gazi kabul etti.

Bu, muazzam bir değişimdi. Kuruluşundan beri devam eden savaş, zaferle noktalanmıştı. Artık Marmara’nın Anadolu kıyılarında hiçbir Doğu Roma yerleşimi kalmamış, dahası, yedi düvele hükmeden bir imparatorluk, küçük bir beyliğe haraç ödemeyi kabul etmişti.

Osmanlı’nın cihan hâkimiyeti rüyası, adım adım gerçekleşiyordu.

Karesioğulları ve Denizle Buluşma

Sınırları güvenlik altına alan Orhan Gazi, rotasını Anadolu’daki siyasi birliği sağlamak üzerine diğer beyliklere çevirdi. Amacı, İlâ-yı Kelimetullah davasını Batı’ya taşıyacak güçlü bir merkezi yapı kurmaktı.

Bu niyetle, 1342 yılında Karesioğulları beyliğinde Dursun Bey ve Demirhan Bey arasında geçen taht kavgasını fırsat bildi. Fırsatı adaleti tesis etmek için kullanan Orhan Gazi, Karesioğulları’na bağlı bulunan Kirmastı ve Mihaliç bölgelerini zapt etti.

Ancak bu yetmezdi. Anadolu’daki birliği sağlamak, denizlere açılmayı gerektiriyordu.

1345’te önemli bir askerî kuvvetle Kara Seferi’ne çıktı. Bergama’da sıkıştırılan iki kavgalı beyden Dursun Bey kuşatma sırasında vefat etti, Demirhan Bey ise esir alındı.

Böylelikle, Karesi Beyliği’ne ait geniş topraklar ve Balıkesir, Manyas, Edincik ve Erdek kentleri Orhan Bey’in idaresine geçti.

Karesi’nin alınmasıyla, Osmanlılar ilk defa Denizcilik faaliyetlerine başladılar. Bölgeye Tersaneler kuruldu. Kara’dan gelen Kayı ruhu, nihayetinde mavi vatanla buluşmuştu.

İç Anadolu’ya akınlar başladı. Bu akınlar 1354’te, Osmanlılara kuruluştan beri destek sağlayan Ahilerin merkezi olan Ankara Kalesi’nin Orhan Bey’in eline geçmesiyle sonuçlandı.

Rumeli’ye Geçiş: Kaderin Daveti

Anadolu’daki bu hamlelerin ardından Orhan Gazi, Doğu Roma’nın da güçlenmesini istemiyordu. Kader, tam da bu anda kapıyı çalmıştı.

Bizans’taki taht kavgalarından istifade edildi. İmparator III. Andronikos’un vefatı üzerine henüz dokuz yaşında olan oğlu V. Yuannis Palaiologos imparator olmuştu. Kayınpederi Kantakuzenos, küçük imparatora vasi tayin edilmiş ve kendisi de imparatorluk tacını giymişti.

Ancak kendisine karşı girişilen darbe girişiminden rahatsız olan Kantakuzenos, tahtını korumak için çaresizce dışarıdan yardım aradı.

1344’te Kantakuzenos, Orhan Gazi’ye başvurdu. Orhan Gazi, Kantakuzenos tarafını tutmayı tercih ederek 1345’te 16.000 kişilik bir kuvvetle yardım etti ve bu sayede Kantakuzenos, Edirne ile Karadeniz sahillerini kendisine bağlayabildi.

Bu süreç, sadece siyasî bir yardımlaşma değildi. Orhan Gazi, 1349’da Kantakuzenos’un kızı Theodora ile evlendi. Bu evlilik, bir beyliğin liderini, Doğu Roma İmparatoru’nun damadı yapmıştı.

Aynı yıl, kayınpederine 20.000 kişilik bir yardım kuvveti daha göndererek Selanik’i almak isteyen Sırp Kralı Stephen’ın faaliyetlerine son verdi ve Selanik’i kurtardı.

Çimpe Kalesi: Rumeli’nin İlk Kapısı

V. Yuannis ve Kantakuzenos arasındaki taht kavgasına yardımcı olan Osmanlı kuvvetleri, Rumeli’de faaliyetlerine devam ettiler. Bulgar ve Sırplarla uğraşmak tehlikesine maruz kalan Kantakuzenos, bir kez daha Orhan Bey’den yardım istedi.

Bu seferki teklif, tarihin akışını değiştirecekti: Kendisine yardım etmesi durumunda, Osmanlılara Gelibolu Yarımadası’ndaki Çimpe Kalesi’ni vermeyi vaat etti.

Orhan Gazi, bu kaderin davetine icabet etti. Oğlu Süleyman Paşa kumandasıyla Rumeli’ye geçirilen 20.000 kişilik Türk kuvveti sayesinde, Kantakuzenos muhasara altında bulunan Edirne’yi ve oğlu Matthaios’u kurtardı.

Yardımdan geri dönen Süleyman Paşa, Osmanlılara bırakılmış olan Çimpe Kalesi’ne bir miktar kuvvet bıraktı.

Bundan kısa bir müddet sonra da Gelibolu şehir ve limanı Süleyman Paşa tarafından alındı. Rumeli’de yerleşmek için adeta bir üs elde edilmişti.

Osmanlı, bu topraklara barış getirdi. Alınan yerlerin halkına dokunulmadı, iyi davranıldı. Bununla beraber, Anadolu tarafından buralara İskân Politikası uygulandı.

Bu yerleşme, daha sonraki senelerde Rumeli’yi fethetmeye yönelik atılmış ilk adımdır. Avrupadaki başka sorunlar nedeniyle Osmanlıların Rumeli’ye geçişi pek önemsenmemiştir. Bunu fırsat bilen Süleyman Paşa kuvvetleri, Bolayır ve Tekirdağ’a kadar olan Marmara sahillerine yayıldılar.

Buraları Türkleştirmek için Anadolu’dan Türkleri buraya yerleştirdiler. 1356’da Osmanlılar, Çorlu’ya kadar ilerlemeyi başarmışlardı.

Erken Veda: Süleyman Paşa’nın Şahadeti

Rumeli’deki Osmanlı toprakları üzerinde beylerbeylik görevini yapan Süleyman Paşa, güçlü bir lider, yetenekli bir komutan ve Orhan Gazi’nin veliahtıydı. O, babasının ve dedesinin gaza ruhunu Rumeli’ye taşıyan kişiydi.

Ancak kader, genç Paşa’ya uzun bir ömür biçmedi. 1357 yılında Çorlu civarında şehit oldu. Bazı kaynaklar, bir av sırasında atından düşerek öldüğünü rivayet eder.

Bu, Orhan Gazi için büyük bir imtihandı. Evlat acısı, devletin en kritik aşamasında gelmişti.

Süleyman Paşa’nın ölümüyle, 1359-1362 yılları arasında Orhan Bey’in bir diğer oğlu ve veliahtı Murad Bey, Rumeli’de Osmanlı ordularına komuta etmeye başladı. Genç Murad, ağabeyinin bıraktığı yerden bayrağı devraldı.

Osmanlılar 1361’de Dimetoka ve Edirne’yi ele geçirmişlerdir. Artık, Bizans’ın kalbine dayanan bir devlet vardı.

Devletleşme ve Son Vasiyet

Mart 1362’de, Osman Gazi’nin kurduğu beyliği devlete dönüştüren, Palekanon’da Bizans’ı dize getiren, Karesi’yi alıp donanma kuran, Çimpe Kalesi’yle Rumeli’ye ilk adımı atan Orhan Bey vefat etti.

Yerine oğlu Murad geçti.

Orhan Bey dönemi, Osmanlıların resmen devletleşmesi dönemidir. Bu dönemde:

İlk kez Vezir ataması yapılmıştır (Alâeddin Bey).

İlk Kadı ve Subaşı atamaları yapılmış, sancaklara kadılar gönderilmiştir.

Divan örgütü kurulmuştur.

Vakıf sistemi ve adli teşkilat kurulmuştur.

Askerlik alanında yaya ve müsellem olarak ilk düzenli Osmanlı ordusu kurulmuştur.

İlk donanma çalışmaları yapılmış ve Osmanlı Devleti gücüne güç katmıştır.

Ticaret ve ekonomi alanında da Orhan Gazi, babası Osman Gazi’nin 1300 yılı civarında Eskişehir’de çıkardığı ilk kanundan sonra, Bursa’da Osmanlıların en eski ticari kanunu olan 21 maddelik ilk İhtisap Kanunnamesi’ni çıkarmıştır. Bu kanunname; esnafın standartlarını, hatta şerbet satıcıları, kalaycılar ve hamam işletmecilerinin işletim ve üretim standartlarını tespit eden, adaleti ticarete yayan bir metindi.

O, devleti bir kabileden, bir imparatorluğun öncüsü haline getirdi.

Orhan Gazi, babasının vasiyetini gerçekleştirerek naaşını fethettiği Bursa’ya, Gümüşlü Kubbe’nin altına, babasının yanına koydurtmuştur.

O, sadece toprakları değil, nizamı ve adaleti de miras bıraktı. Babasından aldığı 4.800 km²’lik toprağı, vefatında 95.000 km²’ye ulaştırmıştı.

Kapanış

Orhan Gazi, asırlar sürecek bir medeniyetin yapı taşlarını yerleştirdi. O, kılıcının gölgesinde, adaletin ve kanunların ışığını yayan bir beydi. Onun kurduğu düzen, Rumeli’den Anadolu’ya uzanan bir köprüydü.

Oğlu Murad, şimdi bu köprüden geçerek Edirne’den gelen yeni bir şafağa yürüyecekti. Çünkü büyük davalar, sadece bir ömre sığmazdı. Onlar, babadan oğula geçen birer destur, birer dava idi.

Osmanlı’nın hikayesi, Orhan Gazi’nin bıraktığı bu sağlam temel üzerinde, hız kesmeden devam edecekti.

Ruhu şad, makamı Cennet olsun.