Çiğiltepe’nin Sırrı: Haritada Önemsiz Görünen Bir Tepe, Bir Milletin Kaderini Nasıl Değiştirdi?
1. Gafletin Gölgesi ve Haritanın Dili
26 Ağustos 1922 sabahı, Afyonkarahisar’ın batı hattında kurulu Yunan Karargâhı’nda, General Trikopis haritaya bakıyordu. Masanın üzerindeki kâğıt üzerinde parmağını gezdiriyor, önemsiz görünen küçük bir noktada duruyordu.
“Çiğiltepe mi?” dedi, sesinde alaycı bir gülümseme vardı. “Türkler buraya mı saldıracakmış? Albay Dimakopulos, istihbaratınız ciddileşmeli.”
Albay Dimakopulos da güldü: “Evet Efendim. Raporlar, Türklerin bu tepeye ‘çok önem’ verdiğini, büyük güç yığdıklarını söylüyor.”
Trikopis başını salladı, eğleniyordu. “Bu saçmalık. Bakın,” diyerek haritayı açtı. “Çiğiltepe sadece 1200 metre yükseklikte. Etrafında ondan daha yüksek tepeler var. Stratejik değeri sıfır. Neden oraya saldırsınlar ki?”
Başka bir subay ekledi: “Belki coğrafyayı yanlış okumuşlardır, Efendim. Türkler, harita okumakta pek mahir değillerdir.”
Trikopis kahkaha attı. “İşte bu! Tam da bu. Bırakın saldırsınlar, boşa güç harcasınlar. Bizim askerlerimiz, asıl kritik noktalarda duruyor. Eğer o tepeyi alırlarsa ne olacak? Hiçbir şey! Manzara seyredecekler, o kadar!”
Subaylar güldü, keyifliydiler. Türk planı, onlara komik görünüyordu. Bu, büyük bir zaferin arifesinde, düşmanın gaflet uykusuydu.
2. Gözlerdeki Ateş ve Arazi Okumak
Aynı saatlerde, Yunan karargâhından beş kilometre doğuda, Türk mevzilerinde ise bambaşka bir hava vardı. Yarbay Reşat Bey (42), tecrübeli bir topçu subayı, haritanın başında duruyordu. Yüzü ciddi, gözleri yorgun ama kararlıydı. Üç yıldır bu arazideydi. Her taşını, her vadisini biliyordu.
Parmağını Çiğiltepe’ye koydu. Küçük, önemsiz görünen o noktaya. “Burası,” dedi. “Bu tepe, her şeyin anahtarı.”
İsmet Paşa şüpheliydi: “Reşat Bey, ama Çiğiltepe çok yüksek değil. Neden bu kadar kritik?”
Reşat Bey, dürbününü uzattı. “Bakın Efendim, şuradan.”
İsmet Paşa dürbünle baktı ve gördü. Çiğiltepe alçaktı, ama merkezî bir noktadaydı. Oradan güneye, Afyon’a uzanan Yunan hatlarının tamamı görünüyordu. Batıya, Afyon şehrine giden ikmal yolları, kuzeye uzanan topçu mevzileri… Her şey.
“Görüyor musunuz?” diye anlattı Reşat Bey. “Çiğiltepe bir gözetleme noktasıdır. Kim bu tepeyi tutarsa, her şeyi görür. Yunan hareketlerini, konvoylarını, hatta komuta merkezlerini bile. Buradan topçumuzu yönlendirirsek, tam isabet sağlarız ve Yunan savunması bir domino taşı gibi çöker.”
Fevzi Paşa sordu: “Yani sen diyorsun ki, bu tepeyi alırsak savaşı kazanırız?”
“Evet Efendim,” dedi Reşat Bey, gözleri parlayarak. “Kesinlikle evet. Onlar haritaya bakıyor, biz araziye. Fark bu.”
3. Bir Liderin Güveni ve Ağır Bedel
Mustafa Kemal Paşa, uzun süredir sessizdi. Reşat Bey’e döndü. “Reşat Bey, sen eminsin. Görüyorum gözlerinde. Bu tepe senin için bir saplantı olmuş.”
Reşat Bey başını salladı. “Evet Paşam. Çünkü eminim. Üç hafta boyunca bu araziyi inceledim. Her açıdan, her saatte… Çiğiltepe anahtardır.”
“Peki ya yanılıyorsan?”
Reşat Bey, Mustafa Kemal’in gözlerinin içine baktı. Bu, sadece bir komutanın değil, bir vatan evladının onur mücadelesiydi. “Yanılmıyorum Paşam. Ama eğer yanılıyorsam, tüm sorumluluğu kabul ederim. Tamamen.”
Risk büyüktü. 2500 asker, değerli topçu desteği. Reşat Bey yanılırsa, bu büyük bir kayıp olurdu. Ama haklıysa, savaşın kaderi değişecekti.
Mustafa Kemal, ağır bir nefes aldı. “Tamam,” dedi sonunda. “Çiğiltepe’ye saldırıyoruz. Reşat Bey, bu senin operasyonun. Sen planlıyorsun, sen yürütüyorsun ve sen alacaksın o tepeyi.”
Reşat Bey ayağa kalktı. Selam durdu. “Başaracağım Paşam. Söz veriyorum. Ya da ölürüm.”
Toplantı bittiğinde Reşat Bey yalnız kaldı. Herkes şüphe ediyordu. Yunanlılar gülüyordu. Ama o, o küçük, önemsiz görünen tepenin savaşın kaderi olduğunu biliyordu. Elini haritadaki tepenin üstüne koydu: “Alacağım seni. Ne pahasına olursa olsun.”
O gece, Reşat Bey uyuyamadı. Mum ışığında, planı çizdi. Her detay, her saniye hesaplanmalıydı. Yanında, yardımcısı Yüzbaşı Saim vardı.
“Komutanım, gerçekten tek bir tepe savaşı değiştirebilir mi?”
Reşat Bey, yorgun ama kararlı gözlerle baktı: “Saim, savaş sadece asker sayısı değildir. Coğrafya, pozisyon, görüş açısıdır. Çiğiltepe bize açı veriyor ve savaşta açı, her şeydir. Yarın o tepeye çıkıyoruz ve dönmeden almayacağız.”
4. 27 Ağustos: Görev ve Korkunun Dansı
27 Ağustos sabahı, Türk birlikleri Çiğiltepe’nin güneyindeki bir vadide gizlenmişti. 2500 asker. Hepsi seçilmiş, deneyimli birliklerdi.
Reşat Bey, atının üzerinde, askerlerinin önünde konuştu. Sesi güçlü ama duygusal bir tonda yankılanıyordu:
“Askerler! Şu tepeyi görüyorsunuz. Düşman o tepeyi tutuyor ve önemsiz sanıyor. Ama biz biliyoruz. O tepe, bu savaşın kaderini değiştirecek. Bugün o tepeyi alıyoruz. Zorluk olacak mı? Evet. Kayıp verecek miyiz? Belki. Ama geri dönecek miyiz? Asla!”
Ekledi: “Yunanlılar bizim planımıza gülmüş. İyi. Bırakın gülsünler. Akşam onlar ağlayacak. Biz kazanacağız!”
Askerler, “Allahuekber!” diye haykırdı ve Çiğiltepe’ye doğru yürümeye başladılar.
Yunan nöbetçiler dürbünle izliyor, hâlâ gülüyorlardı. “Aptallar, gerçekten Çiğiltepe’ye geliyorlar.” Bilmiyorlardı ki, o “önemsiz” tepe birkaç saat içinde tüm savaşın seyrini değiştirecekti.
Saat 14:00. Öğle güneşi tam Türk askerlerinin arkasındaydı. Reşat Bey’in kılıcı havaya kalktı ve indirilmesiyle birlikte 12 top birden ateş açtı. Gök gürledi, yer sarsıldı. 30 dakika süren aralıksız topçu bombardımanı, Çiğiltepe’nin eteğindeki Yunan mevzilerini darmadağın etti.
Bombardıman bittiğinde, sessizlik çöktü. Yunan askerleri siperlerinden başlarını kaldırırken, vadiden çıkan Türk askerlerini gördüler. 800 kişilik ilk dalga, süngü takmış, bağırarak tepeye doğru koşuyordu. Reşat Bey, onlara öncülük ediyordu.
5. Kan ve Onur: Komutanın Son Sözü
Çarpışma vahşiydi. İlk hat, süngü süngüye mücadeleyle kısa sürede düştü. İkinci dalga, bin kişilik taze kuvvetle birleşip yokuş yukarı tırmanmaya başladı. Yamaç dikti, Yunan ateşinin avantajı vardı. Askerler düşüyor, yuvarlanıyordu. Ama durmuyorlardı.
Reşat Bey, sol kolundan yaralanmasına rağmen, kılıcıyla ilerliyordu. Kolundan kan akıyordu, ama gözlerindeki ateş sönmüyordu. Yukarı, durmadan yukarı!
Bir Yunan makineli tüfeği, Türk saflarında büyük zayiat veriyordu. Reşat Bey, etrafındakilere aldırmadan, “Ben gidiyorum!” dedi. Yanındaki subaylar karşı çıktı: “Komutanım, siz komutansınız, gidemezsiniz!”
“Askerlerimiz mi ölecek?” diye sordu. “Hayır. Ben gidiyorum.”
Beş menzilli askerle birlikte, kayalar arasından sessizce yaklaştılar. Yunanlıların dikkati cephedeydi. Hızlı bir saldırıyla makineli tüfek mevzisi ele geçirildi. Türk askerleri sevinçle haykırdı.
Ancak tam bu zafer anında, yukarıdaki üçüncü hattan bir Yunan keskin nişancısı Reşat Bey’i dürbününden gördü. Üniforması ve öncü konumu, onu hedef yapmıştı. Tetiği çekti.
Kurşun, Reşat Bey’in göğsüne isabet etti. Geriye sendeledi ve düştü.
Yüzbaşı Saim koşarak yanına geldi. Gözleri yaşla doluydu. “Komutanım! Komutanım, konuşmayın! Sağlıkçı çağırıyorum!”
Reşat Bey, zorlukla nefes alıyordu, ağzından kan geliyordu. Fısıldadı: “Saim… Dinle… Tepe… alınmalı… ne pahasına olursa olsun…”
“Alacağız Komutanım, söz!”
“Yanılmadım… değil mi Saim? Tepe önemliydi… değil mi?”
Yüzbaşı Saim, hıçkırıklarını tutamadı. “Evet Komutanım! Çok önemli. Siz haklıydınız. Hep haklıydınız.”
Reşat Bey, yüzünde zoraki bir gülümsemeyle, gözlerini kapattı. Son nefes… sessizlik.
Yüzbaşı Saim, acıyla haykırdı: “Komutan!”
Askerler toplandı. Komutanlarının şehadetini gördüler. O an, panik yerine, bir öfke ve kararlılık dalgası sardı safları. Bir asker bağırdı: “O halde Komutanın hatırası için zirveyi alacağız!”
700 kişilik üçüncü dalga, yeni bir güçle tepeye tırmandı. Öfkeli, duygusal ve durdurulamaz. Yunan üçüncü hattı, bu manevi saldırıya şaşkınlıkla baktı. Siperler kırıldı. Otuz dakikalık çetin bir mücadelenin sonunda…
Bir Türk askeri, Yunan bayrağını indirip yere attı. Diğeri, Türk bayrağını zirveye dikti. Çiğiltepe, kanla, terle ve bir komutanın inancıyla alınmıştı.
6. Kahramanın Mirası ve Değişen Kader
Yüzbaşı Saim, zirveye çıktığında, bayrağın rüzgârda dalgalanışını izledi. Gözyaşları akıyordu. Fısıldadı: “Aldık Komutanım. Söz verdiğiniz gibi Çiğiltepe bizim. Ve şimdi… şimdi dünya görecek. Siz haklıydınız.”
Dürbününü çıkarıp batıya baktı ve gördü. Yunan hatlarının tamamı, Afyon şehri, ikmal yolları, topçu mevzileri… Her şey, bütün çıplaklığıyla önlerindeydi.
Hemen rapor gönderdi: “Çiğiltepe ele geçirildi. Yunan pozisyonları tamamen görünür. Koordinatlar gönderiyorum. Ateş emri bekliyoruz.”
Türk topçusu, Çiğiltepe’den gelen kesin bilgilerle atışa başladı. Bu, artık kör bir atış değildi; tam isabetti. Yunan topçu mevzileri birer birer havaya uçuyor, cephane depoları patlıyor, komuta merkezleri hasar görüyordu.
Yunan Karargâhı’nda panik başladı. General Trikopis, kaosa anlam veremiyordu. “Ne oluyor? Topçu ateşi nereden geliyor? Sanki her yerimizi görüyorlar!”
Sonra anladılar. O değersiz tepe…
Trikopis dondu. Toplantıyı, gülmelerini, alaycı sözlerini hatırladı. “Çiğiltepe…” diye fısıldadı. “O lanet tepe! Türkler haklıydı. O tepe anahtardı ve biz gülmüştük. Büyük hatamız!”
O andan itibaren Yunan savunması çökmeye başladı. İletişim kesildi, komuta zinciri kırıldı. Askerler panikledi, izinsiz geri çekilmeler başladı. Domino etkisiyle hatlar parçalandı.
Çiğiltepe’nin düşüşünden sadece 16 saat sonra, Mustafa Kemal Paşa’nın karargâhına rapor ulaştı: “Yunan hatları çöküyor. Genel çekilme başladı.”
Paşa, başını eğdi. “Reşat Bey,” dedi sessizce. “Sen gördün. Herkes görmezken sen gördün. Ve bedelini ağır ödedin. Ama mirasın zafer oldu.”
7. Yüz Yıllık Ders ve Anıtın Fısıltısı
30 Ağustos’ta Büyük Taarruz, Dumlupınar’da zirveye ulaştı. Yunan ordusu kuşatıldı. General Trikopis esir düştü. Ona, “Sizce ne zaman kaybettiniz?” diye sordular.
Trikopis tereddüt etmedi. “27 Ağustos, Çiğiltepe düştüğünde. O andan sonra her şey bitmişti.”
Neden Çiğiltepe bu kadar önemliydi?
Trikopis acı bir gülümsemeyle cevap verdi: “Çünkü biz haritaya baktık. Türkler ise araziye baktı. Biz rakamları saydık, Türkler stratejik değeri gördü. Ve kaybettik. Basitçe.”
Savaş bitti. Zafer kazanıldı. Çiğiltepe’nin zirvesine bir anıt dikildi. Mermer üzerinde şu sözler yazıyordu: “Yarbay Reşat Bey ve silah arkadaşları burada şehit düştü. Bu tepeyi alarak savaşın kaderini değiştirdiler. Vatan sağ olsun.”
Aradan yıllar geçti. Cumhuriyet kuruldu. Reşat Bey’in ismi, askeri akademilerde stratejik görüş dersinin ana konusu oldu. Öğrenilen ders basitti: Asla küçük detayları görmezden gelme. Bir tepe değersiz görünebilir, ama stratejik konumu altın değerinde olabilir.
Bugün bile, Çiğiltepe’de rüzgâr eserken, o günkü komutanın son fısıltısı duyulur gibidir:
“Yanılmadım… değil mi Saim?”
O tepe, sessiz ama gururlu bir anıt olarak, bize şunu öğretir: Gerçek kahramanlık, çoğunluğun şüphesine rağmen, vizyonuna sadık kalmak ve görev uğruna en büyük bedeli ödemektir.
News
Yıldız Sarayı’nda Bir Hükümdarın Yalnızlığı: Kayıp Yılların Unutulmaz Sırrı
Yıldız Sarayı’nda Bir Hükümdarın Yalnızlığı: Kayıp Yılların Unutulmaz Sırrı 1. AÇILIŞ: TAHTIN GÖLGESİNDEKİ BÜHRAN Cevdet Bey, Yıldız Sarayı’nın loş koridorlarında,…
Ufukların Sultanı: Osman’ın Gözünden Kanuni Devri, Kaderin ve Askerliğin Ağırlığı
Ufukların Sultanı: Osman’ın Gözünden Kanuni Devri, Kaderin ve Askerliğin Ağırlığı Osman, 25 yaşındaydı. Uzun boylu, çatık kaşlı ve Yeniçeri Ocağı’nın…
Sadece 3 Dakika Sürdü: HMS Hood’u Yutan ‘Canavar’ ve İngilizlerin Kanlı İntikam Manifestosu
Sadece 3 Dakika Sürdü: HMS Hood’u Yutan ‘Canavar’ ve İngilizlerin Kanlı İntikam Manifestosu 1. AÇILIŞ: ÖFKELİ BİR BAŞBAKAN VE ALTI…
Ankara Savaşı’nın Gizli Silahı: Susuzluk, İhanet ve Yıldırım Bayezid’in Zincirlere Vuruluşu
Ankara Savaşı’nın Gizli Silahı: Susuzluk, İhanet ve Yıldırım Bayezid’in Zincirlere Vuruluşu Durdurulamaz görünen bir imparatorluğu nasıl yok edersiniz? Avrupa ve…
Barbaros’un Denizdeki Delileri: Yalınayak Savaşçıların Kayıp Destanı ve Ganimetin Sırrı
Barbaros’un Denizdeki Delileri: Yalınayak Savaşçıların Kayıp Destanı ve Ganimetin Sırrı Tarih kitapları, atların nal seslerini, yeniçerinin heybetini ve karada kazanılan…
El Último León de la Fe: El Héroe que Defendió la Tumba del Profeta contra el Oro Inglés y la Traición
El Último León de la Fe: El Héroe que Defendió la Tumba del Profeta contra el Oro Inglés y la…
End of content
No more pages to load






