Eski Bir Defterin Kıyısında Kalan Sessiz Tanıklık
Savaş bittiğinde, geride kalanlar için hayat, kırılmış bir aynanın parçalarını toplamak gibiydi. Barbara için de farklı olmadı. Yaşanan o büyük yıkımın ardından, Kuzey Carolina’nın sakin tepelerine, Amerika’ya göç etti. Orada biyokimyacı Martin Rodbell ile evlendi. Martin, 1994 yılında G-proteinlerini keşfettiği için Fizyoloji ve Tıp alanında Nobel Ödülü alacaktı. Barbara, bu büyük başarının gölgesinde değil, tam yanında durdu. Üç çocuk büyüttü, bir ev kurdu ama zihnindeki o küçük oda hiçbir zaman boşalmadı.
Barbara, doksanlı yaşlarına geldiğinde bile susmadı. Okullara, müzelere gitti. Genç dimağlara Anne Frank’ın sadece bir tarih dersi figürü olmadığını anlattı. “O sadece bir kurban değildi,” derdi Barbara, titreyen ama kararlı bir sesle. “O, film yıldızlarına hayran olan, bazen arkadaşlarına emirler yağdıran, büyüyünce yazar olma hayalleri kuran kanlı canlı bir genç kızdı.” Barbara’nın amacı, Anne’i kağıt üzerindeki bir isimden çıkarıp, tekrar o neşeli kız çocuğu olarak hayal edilmesini sağlamaktı.
Aslında Barbara’nın bu hikâyedeki yeri çok daha derindi. Kendi kız kardeşi Sanne, Anne Frank’ın o meşhur günlüğünde defalarca zikredilmişti. Anne, Sanne’nin yumuşak huyluluğundan ve aralarındaki o saf dostluktan bahsetmişti. 1941 yılında, devlet okullarından kovulduklarında, bu üç kız çocuğu Yahudi Lisesi’ne beraber gitmişlerdi. 1942 Temmuz’unda Anne o eve gizlenmek için gittiğinde, arkadaşları Barbara ve Sanne’nin de kendi imkânsız seçimleriyle baş başa kalacaklarından haberi yoktu.
Zaman, her biri için farklı bir zalimlikle işledi. Anne, 1945’in başlarında Bergen-Belsen kampında hayatını kaybetti. Barbara’nın kardeşi Sanne ise çok daha erken, Kasım 1943’te, Auschwitz-Birkenau’nun kapısından girer girmez gaz odalarında katledildi. Barbara hayatta kalmıştı ama bir yanı hep o kampların soğuk duvarları arasında kalmıştı.
Savaşın tozu dumanı dağıldığında, Otto Frank elinde Anne’den kalan o kareli defterle ortada kalmıştı. Bu kadar kişisel, bu kadar mahrem satırları yayımlamak konusunda derin şüpheleri vardı. Onu ikna eden, o sessiz gücüyle yanında duran kişi Barbara oldu. Barbara, “Bu hikâye sadece Anne’in değil, hepimizin onuru,” diyerek Otto’nun elinden tuttu. Otto, arkadaşının bu bilgece desteğiyle defteri gün yüzüne çıkarmaya karar verdi.
1947 yılında “Het Achterhuis” (Arka Ev) ismiyle Hollandaca basıldığında, kitabın ilk baskısı sadece 3.000 adet satmıştı. Kimse bu küçük kızın sesinin dünyayı sarsacağını tahmin etmiyordu. Ancak Barbara’nın öngördüğü şey oldu. O ses, duvarları aştı, okyanusları geçti. Bugün Anne Frank’ın günlüğü dünya çapında 30 milyondan fazla sattı ve 70’ten fazla dile çevrildi. İnsanlık tarihinin en çok okunan metinlerinden biri haline geldi.
Barbara, hayatının sonuna kadar o günlüğün her bir kelimesinin arkasında durdu. Kocası Nobel aldığında alkışlayan kalabalığın içinde, Barbara’nın aklında muhtemelen Amsterdam’ın o dar sokaklarında bisiklet süren Sanne ve Anne vardı. O, adaletin sadece mahkemelerde kazanılmadığını, bir çocuğun hayallerini dünyaya anlatarak da sağlanabileceğini gösteren sessiz bir kahramandı.
Barbara Rodbell, doksanlı yaşlarının sonunda hayata veda ettiğinde, geride bir başarı hikâyesi değil, bir vefa borcu bıraktı. Anne artık sadece bir kitap kahramanı değil, Barbara’nın anlattığı o “dik başlı ve hayalperest kız” olarak milyonların kalbinde yaşamaya devam ediyordu.
Barbara, son nefesine kadar o küçük kızın sesi oldu; çünkü biliyordu ki, hatırlanmak, ölümün elinden alınabilecek tek zaferdi. Adalet, susturulanların sesini dünyaya duyurmaktı ve Barbara bunu başarmıştı. Onun mirası, kitapların arasındaki kuru yapraklar değil, yaşayan bir hafızanın onurlu duruşuydu.
Bugün, o defterin her yaprağında Anne’in hayalleri kadar, Barbara’nın sadakati ve Sanne’nin sessiz hatırası da yaşamaya devam ediyor.
Davasında haklı olanın sesi, er ya da geç her duvarı aşar. Barbara’nın hikâyesi, bize işte bunu fısıldıyor.
News
Bağdat’ın Son Halifesi ve İnsanlığın Kırılan Beş Yüz Yıllık Kalemi
Bağdat’ın Son Halifesi ve İnsanlığın Kırılan Beş Yüz Yıllık Kalemi Dünyanın Kalbinin Durduğu Gün: 1258 Bağdat Felaketi 13 Şubat 1258’de…
Kandil’in Sessizliğinde Bir Gece Yarısı ve Zirvedeki Al Bayrak
Kandil’in Sessizliğinde Bir Gece Yarısı ve Zirvedeki Al Bayrak Kandil’de Şafak Vakti: 12 Saatlik Sessiz Yürüyüş Kuzey Irak’ın Kandil dağları,…
İmkânsız Denilenin Ardında Saklı Sessiz Bir Yılanın Kararlı Hikâyesi
İmkânsız Denilenin Ardında Saklı Sessiz Bir Yılanın Kararlı Hikâyesi Brezilya’nın 1944’ten önce Avrupa’daki bir savaşa asker göndereceği düşüncesi, o zamanlar…
Bağıran Odaların Sessiz Ustası ve Eğilen Mağrur Başların Hikâyesi
Bağıran Odaların Sessiz Ustası ve Eğilen Mağrur Başların Hikâyesi Samet Bey, çevresinde her zaman bir korku çemberiyle yürürdü. Yurt dışında…
Karanlık Suların Altında Bir Mabedi Omuzlarında Taşıyan Adam
Karanlık Suların Altında Bir Mabedi Omuzlarında Taşıyan Adam Yıl 1906. İngiltere’nin gururu, Winchester Katedrali sessiz bir felaketle yüzleşiyordu. 900 yıllık…
Bereketi Kaçan Buğday ve Bir Fısıltıyla Kararan Kardeş Payı
Bereketi Kaçan Buğday ve Bir Fısıltıyla Kararan Kardeş Payı Bozkırın ortasında, toprağın rengiyle bir olmuş bir köyde iki kardeş yaşardı….
End of content
No more pages to load





