Kandil’in Sessizliğinde Bir Gece Yarısı ve Zirvedeki Al Bayrak
Kandil’de Şafak Vakti: 12 Saatlik Sessiz Yürüyüş
Kuzey Irak’ın Kandil dağları, coğrafyanın insana geçit vermediği, sarp kayalıkların ve derin vadilerin hüküm sürdüğü bir yerdir. 3.000 metre yükseklikteki buzul kaplı zirveler, sadece doğanın değil, yıllardır bölgeyi sığınak haline getirmiş terör örgütünün de kalbi sayılır. 23 Eylül gecesi, bu dağların sessizliği, tarihin en titiz operasyonlarından birine tanıklık edecekti.
Bir mağaranın derinliklerinde, terör örgütünün üst düzey isimlerinden “Ömer” kod adlı terörist, yanındakilere güven aşılamaya çalışıyordu. “Türk askeri buraya gelemez,” diyordu kendinden emin bir tonda. “Burası bizim kalemiz, biz burada güvendeyiz.” Ancak bilmediği bir şey vardı: Türk komandosu için “gidilemez” diye bir yer, “ulaşılamaz” diye bir mesafe yoktu.
Bir Komutanın Portresi: Yüzbaşı Kaan Aslan
Yüzbaşı Kaan Aslan, 34 yaşında, Özel Kuvvetler bünyesinde 12 yılını dağlarda geçirmiş bir profesyoneldi. Babası emekli bir albay, annesi ise öğretmendi. Askerlik onun için bir meslek değil, çocukluk hayali ve bir aile mirasıydı. Kara Harp Okulu’ndan mezun olduktan sonra girdiği Özel Kuvvetler seçmelerinde, yüz aday arasından seçilen o beş kişiden biriydi.
Askerleri ona “Hayalet” derdi. Çünkü Kaan, girdiği operasyonlarda arkasında hiçbir iz bırakmaz, sanki hiç orada bulunmamış gibi sessizce görevini tamamlar ve üssüne dönerdi. 50’den fazla sınır ötesi operasyona katılmış, ancak ekibinden tek bir fire dahi vermemişti. Onun liderliği; sabır, disiplin ve mutlak bir sessizlik üzerine kuruluydu.
O gün Ankara’daki Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan gelen acil çağrı, Kaan ve 12 kişilik elit ekibini bir araya getirdi. Karşılarındaki isim tecrübeli Albay Fatih Demir’di. Harita açıldı, hedef belirlendi: Kandil’in 2.500 metre rakımındaki o meşhur mağara.
Hazırlık ve Kararlılık
Albay Fatih, “Helikopterle yaklaşamazsınız,” dedi. “Bölgede hava savunma sistemleri var. Tek şansınız yürüyerek sızmak.” Kaan haritadaki eğim çizgilerini inceledi. “12 saat sürer komutanım,” dedi. Albay başını salladı: “Zor olacak ama size güveniyorum.”
Ekip, hazırlık odasına geçtiğinde sadece silahlarını değil, ruhlarını da operasyona hazırladılar. HK416 tüfekler, gece görüş gözlükleri, termal kameralar ve sessiz yürüyüş için özel tasarlanmış botlar titizlikle kontrol edildi. Saat 19.00’da Sikorsky tipi helikopter havalandığında, güneş Ankara semalarında turuncu bir veda bırakıyordu. Kaan ise sadece zihnindeki rotayı canlandırıyordu.
Helikopter onları sınırın en uç noktasına, dağın eteklerine bıraktı ve motor sesini karanlıkta kaybederek geri döndü. Kaan ekibine son kez baktı. Hiç konuşmadı. Sadece el işaretleriyle “sessizlik” emrini yineledi. Artık sadece nefes alışverişleri ve taşların altındaki hafif sürtünme sesleri vardı.
12 Saatlik Cehennem Tırmanışı
Operasyonun ilk iki saati nispeten kolay geçti. Ancak rakım yükseldikçe hava soğumaya, eğim ise dikleşmeye başladı. Dördüncü saatte karşılarına çıkan 10 metrelik dikey kaya duvarı, ekibin ilk büyük sınavıydı. Kaan, elleri uyuşmasına rağmen tırnaklarıyla kayaya tutunurcasına tırmandı ve ipi aşağı sarkıttı.
Altıncı saatte dar bir geçitte sırt çantalarını sürünerek geçirmek zorunda kaldılar. Sekizinci saatte ise buz tutmuş bir yamaçla karşılaştılar. Burada atılacak yanlış bir adım, yüzlerce metre aşağıya, kesin bir ölüme uçmak demekti. Kaan, her adımında buzun sağlamlığını kontrol ederek ekibini o uçurumun kenarından sağ salim geçirdi.
Onuncu saate gelindiğinde vücutlar isyan etmeye başlamıştı. Bacaklar ağrıyor, parmak uçları donma noktasına geliyordu. Ancak kimsenin geri dönme düşüncesi yoktu. Onlar, sessizliği bir yemin gibi taşıyan adamlardı. On birinci saatte mağara görünür hale geldi.
Mağara Önünde Bir Al Bayrak
Saat 04.00 civarında ekip, mağaranın 100 metre yakınında konuşlandı. Kaan, gece görüş gözlüğüyle çevreyi taradı. Nöbetçiler bile bu sarp yamaca kimsenin gelemeyeceğine olan inançlarıyla derin bir uykuya dalmıştı. Mağaranın içinden Ömer kod adlı teröristin hala yankılanan o kibirli sesi duyuluyordu: “Türk askeri buraya gelemez.”
Kaan, çantasından katlanabilir küçük direği ve Türk bayrağını çıkardı. Sessizce ilerleyerek bayrağı mağaranın girişine, şafağın ilk ışıklarını en net göreceği yere dikti. Bu bir savaş ilanı değil, bir “buradayız” mührüydü.
Saat 05.30’da mağaradan çıkan ilk terörist, esneyerek gün ışığına baktığında donup kaldı. Gözleri, rüzgârda nazlı nazlı dalgalanan o kırmızı beyaz bayrağa takıldı. Bir an hayal gördüğünü sandı, ancak bayrak gerçekti. Panikle içeri koşup “Ömer, dışarı çık! Geldiler!” diye bağırdığında, mağarada ölüm sessizliği yerini büyük bir kargaşaya bıraktı.
“Biz Sessiziz, Biz Özel Kuvvetleriz”
Ömer ve yanındaki 26 terörist dışarı fırladıklarında, karşılarında kayaların arasından adeta birer hayalet gibi yükselen Türk komandolarını gördüler. Kaan’ın telsizinden yayılan o soğuk ve sakin ses, mağara duvarlarında yankılandı: “Günaydın. Uykunuzu böldük ama silahlarınızı bırakın. Kuşatıldınız.”
Kaçacak hiçbir yerleri yoktu. 26 terörist, “asla gelemezler” dedikleri askerlerin önünde diz çöktü. Ömer, şaşkınlık içinde Kaan’a bakarak sordu: “Siz 12 saat boyunca bu dağı mı tırmandınız? Hiçbir şey duymadık.”
Kaan, gözlerindeki o derin ve sarsılmaz ifadeyle cevap verdi: “Evet. Hiçbiriniz duymadınız, hiçbiriniz görmediniz. Çünkü biz sessiziz. Biz Türk Özel Kuvvetleriyiz. Sizin gibi gürültü yapmayız.”
Vatan Size Minnettar
Dönüş yolu da tırmanış kadar zordu. Ancak bu kez yanlarında esir alınan 26 terörist vardı. Kaan ve ekibi, 12 saatlik inişin ardından sınıra ulaştığında onları bekleyen helikopterlere bindiler. Operasyon, tek bir mermi dahi atılmadan, tek bir can kaybı yaşanmadan başarıyla tamamlanmıştı.
Ankara’ya döndüklerinde Albay Fatih Demir onları gururla karşıladı. “Tarihe geçecek bir iş yaptınız,” dedi. Kaan ise sadece “Görevimizi yaptık komutanım,” diyerek ekibinin başarısını öne çıkardı.
Bu hikâye sadece Yüzbaşı Kaan’ın değil; her gün sınır ötesinde, sessizce ve isimsizce bu vatanı koruyan binlerce kahramanın hikâyesidir. Onlar orada, o soğuk zirvelerde bekledikleri için biz burada huzurla uyuyoruz. Onlar sessiz kaldığı sürece vatanın sesi daha gür çıkacaktır.
Tüm kahraman komandolarımıza, bordo berelilerimize ve isimsiz yiğitlerimize selam olsun. Vatan size minnettar.
Bu kahramanlık hikâyesinin daha fazla kişiye ulaşması ve şehitlerimizin, gazilerimizin anısını yaşatmak için lütfen bu yazıyı paylaşın ve düşüncelerinizi yorumlarda bizimle paylaşın. Yeni kahramanlık hikâyelerinde buluşmak üzere, Sessiz Kahramanlar sayfamızı takipte kalın.
News
Bağdat’ın Son Halifesi ve İnsanlığın Kırılan Beş Yüz Yıllık Kalemi
Bağdat’ın Son Halifesi ve İnsanlığın Kırılan Beş Yüz Yıllık Kalemi Dünyanın Kalbinin Durduğu Gün: 1258 Bağdat Felaketi 13 Şubat 1258’de…
İmkânsız Denilenin Ardında Saklı Sessiz Bir Yılanın Kararlı Hikâyesi
İmkânsız Denilenin Ardında Saklı Sessiz Bir Yılanın Kararlı Hikâyesi Brezilya’nın 1944’ten önce Avrupa’daki bir savaşa asker göndereceği düşüncesi, o zamanlar…
Bağıran Odaların Sessiz Ustası ve Eğilen Mağrur Başların Hikâyesi
Bağıran Odaların Sessiz Ustası ve Eğilen Mağrur Başların Hikâyesi Samet Bey, çevresinde her zaman bir korku çemberiyle yürürdü. Yurt dışında…
Karanlık Suların Altında Bir Mabedi Omuzlarında Taşıyan Adam
Karanlık Suların Altında Bir Mabedi Omuzlarında Taşıyan Adam Yıl 1906. İngiltere’nin gururu, Winchester Katedrali sessiz bir felaketle yüzleşiyordu. 900 yıllık…
Bereketi Kaçan Buğday ve Bir Fısıltıyla Kararan Kardeş Payı
Bereketi Kaçan Buğday ve Bir Fısıltıyla Kararan Kardeş Payı Bozkırın ortasında, toprağın rengiyle bir olmuş bir köyde iki kardeş yaşardı….
Göklerde Taşınan On Yıllık Sessiz Bir Kardeş Yemini
Göklerde Taşınan On Yıllık Sessiz Bir Kardeş Yemini Eskişehir Birinci Ana Jet Üssü, gökyüzünün çelik kanatlı bekçilerinin yuvasıdır. Burada her…
End of content
No more pages to load





