İstanbul’un en yüksek gökdelenlerinden birinin tepesindeki ofiste Kemal Arıkan, Boğaz’ın üzerinde gümüş bir yol çizen ayı izliyordu. Arıkan Holding’in patronu, Türkiye’nin en büyük inşaat ve teknoloji şirketlerinden birinin sahibi, 52 yaşında, gümüş saçlarıyla tanınan, güç ve lüks içinde geçen yılların verdiği özgüvenle hareket eden bir adamdı. Zirveye tırmanırken acımasızlığı ve duygusuzluğu ile tanınmış, İstanbul’un “buz adamı” olarak anılmıştı. Asistanı kapıdan girip “Toplantı beş dakika içinde başlayacak,” dediğinde Kemal başını salladı, dosyaları istedi ve koruma ekibine toplantıdan sonra Çırağan’a gideceklerini bildirmesini söyledi.

Toplantı odası, şirketin en güçlü insanlarıyla doluydu. Kemal içeri girdiğinde herkes ayağa kalktı. Odanın karşı ucunda yıllardır ona meydan okuyan rakibi Serdar Yılmaz oturuyordu. Aralarındaki gerginlik herkes tarafından hissediliyordu. Kemal, şirketin geleceğini değiştirecek bir anlaşmayı imzalayacaklarını açıkladı. Dubay’den gelen dev projeyle herkesin daha da zenginleşeceğini söyledi. Serdar risk analizi sordu, Kemal her şeyin kontrol altında olduğunu belirtti. İki saat sonra anlaşma imzalandı ve akşam Çırağan’da kutlama resepsiyonu vardı.

 

Aynı saatlerde Çırağan’ın mutfağında küçük Sevgi Yılmaz babasını bekliyordu. On yaşındaki kız, annesi onları terk ettiğinden beri babasıyla birlikte yaşıyor, babası Ali Yılmaz ise sarayın baş aşçılarından biriydi. Sevgi, mutfağın bir köşesinde kitabını okurken koridordan gelen seslere kulak kabarttı. İki adam Rusça konuşuyordu ve Sevgi, büyükannesinden öğrendiği dil sayesinde onların konuşmalarını anlayabiliyordu. “Her şey hazır mı?” diye sordu biri. “Evet,” dedi diğeri. “Araba ayarlandı. Saraydan çıktıktan sonra köprüye varmadan işi bitecek. Asla eve ulaşamayacak. Arı’nın zamanı geldi.”

Sevgi’nin kalbi hızla çarpmaya başladı. Büyükannesi ona “Bildiğin bir şey başkasının hayatını kurtarabilir. Sessiz kalma,” demişti. Ne yapmalıydı? Kime söylemeliydi? Tam o anda misafirler geldi, Kemal ve korumaları otoparka yöneldi. Sevgi, kalabalığın arasından sıyrılıp Kemal Arıkan’a doğru koştu, kolunu tuttu ve titreyen bir sesle “Bay Arıkan, lütfen bir dakika,” dedi. Korumalar kızı uzaklaştırmak isterken Kemal onun seviyesine indi. “Nedir küçük hanım? Çok meşgul bir adamım.” Sevgi, Rusça konuşan adamların arabanıza zarar vermek istediklerini, eve varmadan bir şey olacağını söyledi.

Kemal kısa bir tereddütten sonra güvenlik şefine arabayı tekrar kontrol etmesini emretti. Güvenlik ekibi arabayı detaylı inceledi, Kemal ise Sevgi’nin gözlerindeki samimiyetin yalan söyleyemeyecek kadar gerçek olduğunu hissetti. Birkaç dakika sonra güvenlik şefi Murat, arabanın altında profesyonel bir sabotaj cihazı bulduklarını bildirdi. Kemal soğukkanlılığını koruyarak polisi aramalarını ve Sevgi’yi bulmalarını istedi.

Polis geldi, Kemal özel bir odada Sevgi ve babasını ağırladı. Ali Yılmaz kızının hayatını kurtardığını duyunca şaşkınlık ve minnet duygusuyla Kemal’e teşekkür etti. Kemal, Sevgi’ye “Bu söylediklerin doğruysa sana çok şey borçlu olacağım küçük hanım,” dedi. Sevgi babasına sarıldı, Kemal’e baktı. “O adamları yakaladılar mı?” diye sordu. Kemal, polisin araştırdığını söyledi. Sevgi, “Size zarar vermek isteyen kişi çok güçlü olmalı,” dedi. Kemal, küçük kızın zekasına hayran kaldı. “Ama ben de güçlüyüm,” dedi. O gece Kemal’in hayatı bir çocuğun cesaretiyle kurtulmuştu.

 

Ertesi sabah Kemal ofisine erken geldi. Basın toplantısı, yönetim kurulu toplantısı, Serdar’ın endişeli yüzü, herkesin şirketin geleceğiyle ilgili korkuları… Kemal, Ali Yılmaz’ı aradı, Sevgi’nin durumunu sordu ve akşam onlarla görüşmek istediğini belirtti. Akşam, Kemal Ali’nin mütevazı evine gitti. Sevgi, Kemal’e Rusçayı büyükannesinden öğrendiğini anlattı. Kemal, Sevgi’ye İstanbul’un en iyi okullarından birinde burs teklif etti. Ali’ye ise şirketin merkez binasında daha iyi şartlarda iş teklif etti. Sevgi’nin gözleri parladı, Ali gözyaşlarını zor tuttu.

Bir ay sonra Sevgi Boğaziçi Koleji’nde başarıdan başarıya koşarken Ali, Arıkan Holding’in merkez mutfağında çalışıyordu. Kemal, şirket çalışanlarıyla daha yakın ilişkiler kurmaya başladı. Ancak şirket içinde Serdar’ın başlattığı bir kampanya ile Kemal’in kişisel harcamalarının şirket fonlarından yapıldığına dair sahte belgeler ortaya çıktı. Yönetim kurulu, Kemal’in görevini Serdar’a devretmesini istedi. Kemal, adli muhasebe ekibiyle sabaha kadar çalıştı ve sahte belgelerin izini buldu. Yönetim kurulunda gerçek belgeleri sundu, Serdar’ın planı bozuldu ve Kemal görevine devam etti.

Serdar, Kemal’e karşı öfkeliydi. Medyaya Sevgi ve Ali ile ilgili özel bilgileri sızdırdı. Kemal, Ali ve Sevgi’ye destek oldu, Zeynep ile yeniden yakınlaşmaya başladı. Ancak şirket içinde daha derin bir tehdit vardı: Eski güvenlik şefi Ferhat’ın izini buldular. Ferhat, Kemal’in ofisine dinleme cihazı yerleştirmişti. Serdar ile buluşan Kemal, Ferhat’ın aslında Nazım Bey için çalıştığını öğrendi. Nazım Bey, yıllardır Kemal ve Serdar’ı birbirlerine karşı oynatan gizli patrondu.

Ferhat, Nazım Bey’in Sevgi’yi tehdit olarak gördüğünü ve ortadan kaldırmak istediğini açıkladı. Kemal, Ali ve Sevgi’yi güvenli bir yere gönderdi. Serdar ile birlikte Nazım Bey’in tüm suçlarını belgeleyen USB bellek ile yüzleşmeye karar verdiler. Nazım Bey, Kemal’in karşısına çıktığında her şeyi itiraf etti ve şirketten, iş dünyasından sessizce çekileceğini, Sevgi ve Ali’ye dokunmayacağını söz verdi.

 

Nazım Bey’in istifasıyla Kemal, şirketinde yeni bir vizyon başlattı. Çalışanlara kreş, burs, daha iyi çalışma koşulları sundu. Serdar ise kendi şirketini Kemal’in değerlerine uygun şekilde yeniden yapılandırdı. Eski iki düşman şimdi iş ortağı olmuşlardı. Kemal, Zeynep ile ilişkisini yeniden inşa etti, Ali ve Sevgi ise aile gibi oldular.

Bir akşam Sevgi, Kemal’e kendi yazdığı hikayelerle dolu bir defter gösterdi. Hikayeler cesaret, dürüstlük, dostluk temalarını işliyordu. Kemal, “En güzeli yaşadığımız hikaye. Teşekkür ederim bana hayatı yeniden öğrettiğin için,” dedi. Artık buz adam değil, sevgi dolu bir adamdı. İstanbul’un ışıklarına bakarken, hayatın en beklenmedik anlarda değişebileceğini, bir çocuğun cesaretiyle sadece bir hayatın değil, bir ruhun da kurtulabileceğini biliyordu.