Kuzeyin Soğuk Sularındaki Paslı Yemin: Tek Bir Top Atamadan Batan Çelikten Gurur

Kuzeyin soğuk, acı rüzgârları arasında, Almanların gururu olması gereken dev bir gövde, yıllarca sessizce, rıhtımlara zincirlenmiş olarak yatıyordu. Adı, gökyüzünün fatihine, zeplinlerin mucidi Kont Ferdinand von Zeppelin’e ithafen verilmişti: Graf Zeppelin.
Bu gemi, binlerce tonluk bir deveydi. 33.000 tondan fazla çelikten örülmüş, 1.700 mürettebat için yaşam alanı ve 60’tan fazla uçağı taşıma kapasitesine sahipti. Çağının en korkutucu silahı olabilirdi. Ama kader, ona denizlerdeki ihtişamı bahşetmedi. İngilizlerin, Amerikalıların ve hatta Japonların uçak gemileriyle denizleri kasıp kavurduğu bir dönemde, Almanya’nın tek uçak gemisi, limanlardan bir adım bile öteye geçememişti.
Bu devasa gölge, bir hayalet gibi Kuzey Denizi’nin kıyılarında dolaştı. Ama asla, savaşın kaderini değiştirecek o büyük fırsatı bulamadı. Peki, nasıl oldu da böyle bir ‘mucize silah’, tarihin en büyük unutulmuşlarından biri haline geldi?
Yasağın Zincirleri ve Utancın Kıvılcımı
Bu hikâye, aslında Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra başladı. Haziran 1919’da imzalanan o ağır Versay Antlaşması, Almanya’yı âdeta dizlerinin üzerine çökertmişti. Ülkenin ordusu yüz bin askerle sınırlandırıldı. Modern silahlar, yeni teknolojiler yasaklandı. Donanma ise neredeyse yok edilmişti.
Bu, bir millet için sadece askerî bir zayıflık değil, aynı zamanda ulusal bir aşağılanmaydı.
İngiltere ve Fransa gibi deniz güçleri, okyanusları devasa savaş gemileriyle doldururken, Alman donanması, 10.000 tonla sınırlandırılmış, eski tip gemilerle yetinmek zorundaydı. Bu utanç vericiydi. Subaylar için ise dayanılması güç bir aşağılanma.
Ama Alman mühendislerinin ruhunda, tevekkülden ziyade, her zaman bir sıyrılma kıvılcımı vardı. Onlar yasakların arasından sıyrılmanın yollarını aradılar. İşte böylece, görünüşte küçük ama kruvazörlerden güçlü, hızlı ve uzun menzilli “cep zırhlısı” fikri doğdu. Bu gemiler, Versay’ın koyduğu yasakları, zekice aşmanın yolu olmuştu. Dünya, Almanların hâlâ denizlerde ses çıkarabilecek gücü olduğunu gördü.
Hitler’in Büyük Hayali ve ‘Plan Z’
Tam da bu dönemde, 1933’te Adolf Hitler iktidara geldi. Yeni rejim, orduyu yeniden inşa etmeyi kutsal bir görev olarak görüyordu. Hitler, sadece kara kuvvetlerini güçlendirmekle kalmadı; gökyüzünü Luftwaffe ile, denizleri ise Kriegsmarine ile doldurmayı planladı. Onun gözünde bir ulusun gerçek kudreti, hem karada hem havada, hem de denizlerdeki mutlak hâkimiyetten geçerdi.
Kriegsmarine‘nin yeniden doğuşu, gizli anlaşmalar ve diplomatik manevralarla başladı. 1935’te imzalanan İngiliz-Alman Deniz Antlaşması, Almanya’ya savaş gemileri üretme izni verdi. Bu, Hitler ve amiralleri için bir açık kapı demekti.
Kriegsmarine‘nin başına getirilen Amiral Erich Raeder, Hitler’in deniz hayallerini gerçekleştirmek için ‘Plan Z’ adını verdiği görkemli bir projeyi açıkladı. Bu plana göre Almanya’nın gelecekte dört uçak gemisi, on zırhlı ve yüzlerce denizaltısı olacaktı. Kâğıt üzerinde bu, koca bir rüya gibiydi. Ancak bu muazzam planın tamamlanması için en az 1948 yılına kadar zaman gerekiyordu. Oysa, savaşın kara bulutları çok daha yakında birikmekteydi.
Gururun Doğuşu: Graf Zeppelin
Alman donanmasının yeniden doğuşu için atılan en büyük adım, şüphesiz ilk uçak gemisinin inşasıydı. 1935’in Kasım ayında Hitler nihayet bu projeye onay verdi. Görev, Kiel’deki Deutche Werke tersanesine verildi. Burada ‘A uçak gemisi’ adıyla gizlice başlayan çalışmalar, kısa sürede herkesin bildiği bir sembole dönüştü.
Geminin ismi, bu yüzden dikkatle seçildi: Graf Zeppelin. Tıpkı zeplinlerin gökyüzüne hükmetmesi gibi, bu uçak gemisinin de denizlerde ve havada aynı etkiyi yaratması amaçlanıyordu. Gökyüzüyle denizi birleştirecek, uçakların gücünü okyanuslara taşıyacaktı.
1938’in Aralık ayında, görkemli bir tören düzenlendi. Gemiyi, Kont Ferdinand von Zeppelin’in kızı Helen kutsadı. O an, Almanya’nın yeniden süper güç olacağına dair bir işaret gibi görüldü.
Bu devin özellikleri, hakikaten göz kamaştırıcıydı: 262 metre uzunluğunda, 36 metre genişliğinde. Tam yüklü hâlde 33.500 tondan fazla ağırlığa ulaşıyordu. 16 kazan ve dört dev türbin, saatte 62 kilometre hız yapabilecek kadar güç üretiyordu. Sadece uçakları değil, 15 cm’lik topları ve uçaksavar bataryalarıyla da donatılmıştı. Planlanan uçak filosu, Atlantik’te terör estirecek kadar güçlüydü: Avcı ve pike bombardıman uçaklarından oluşan 43 hava aracı…
Kara Bulutlar ve Göring’in Hırsı
Graf Zeppelin neredeyse tamamlanmaya yaklaştığında (yüzde 80 oranında), tüm gözler ona çevrilmişti. Alman halkı, kendi deniz devlerinin ufukta belirmesini bekliyordu.
Fakat kimse, bu muhteşem projenin en kritik anda kaderine terk edileceğini bilmiyordu. 1939’un Eylül ayında savaş patlak verdiğinde, gerçek bambaşkaydı. Kara cepheleri, tüm kaynakları yutuyordu. Denizlerde zafer kazanmak için uçak gemisine ihtiyaç vardı, evet, ama Berlin’de öncelikler farklıydı.
Asıl sorunlardan biri de Hermann Göring’ti. Luftwaffe‘nin başındaki bu hırslı lider, gökyüzünde kullanılacak her uçağın kendi kontrolünde olmasını istiyordu. Graf Zeppelin için özel uçaklar geliştirilmesi gerekiyordu ama Göring buna izin vermedi. “Benim uçağım, benim pilotum!” diyerek Kriegsmarine‘ye âdeta savaş açtı. Bu, hırsın, görevi yendiği anlardan biriydi.
Mecburen, var olan uçak modellerinin güverteye uyarlanması gündeme geldi. Bu da projenin sürekli ertelenmesine yol açtı.
Zincirler ve Utancın Deposuna Dönüş
Amiral Raeder, Hitler’e defalarca uçak gemisinin önemini anlattı. Ancak savaşın ilk yıllarında, kara cepheleri çok daha ön plandaydı. Norveç seferi sırasında acilen ağır toplara ihtiyaç duyulunca, Graf Zeppelin‘in üzerinde monte edilmiş birkaç top sökülerek Norveç’e gönderildi. Bu, geminin tamamlanmasını bir yıl daha geriye itti.
Sonra sıra, en dramatik karara geldi. 1940 yılında Hitler, geminin inşasının tamamen durdurulmasına onay verdi.
Graf Zeppelin, Gdinya limanına çekildi ve tam iki yıl boyunca kereste deposu olarak kullanıldı. Bir zamanların gurur kaynağı olacak bu dev, paslı zincirlerle rıhtıma bağlanmış halde, kaderini bekliyordu.
Oysa aynı dönemde, deniz savaşlarında uçak gemilerinin önemi defalarca kanıtlanmıştı: İngilizler Taranto’da İtalyan donanmasını uçaklarla yok etmiş, Bismarck İngiliz uçak gemilerinden kalkan torpidolarla ağır hasar almıştı. Pasifik’te Japonlar, Pearl Harbor saldırısını tamamen uçak gemilerinin gücüyle gerçekleştirmişti.
Bütün dünya, deniz savaşlarının yeni kralını görürken, Almanya’nın tek uçak gemisi, pas içinde çürüyordu. Hitler’in gözünde artık deniz gücü değil, tanklar ve uçaklar vardı. Kriegsmarine‘nin en büyük umudu, daha yolun başında, kaderine terk edilmiş bir hayal gemisine dönüştü.
Yeniden Diriliş ve Kararlı Bir İnfaz
1942 yılına gelindiğinde, savaşın tablosu artık iyice değişmişti. Müttefikler üstünlük kuruyordu. Hitler, bu gelişmeleri dikkatle izledi ve beklenmedik bir emir verdi: Graf Zeppelin üzerindeki çalışmalar derhal yeniden başlatılacaktı!
Uzun zamandır kaderine terk edilen bu devasa gövde, tekrar hayata dönecek gibiydi. Amiral Raeder bu fırsatı kaçırmak istemedi. Ancak sorunlar büyüktü. Göring yine karşı çıktı. Hava sanayii cepheler için üretimle boğuşuyordu. Çözüm, yine mevcut uçakların güverteye uyarlanmasından geçti. Bir süreliğine gerçekten de geminin tamamlanacağına dair umut doğdu.
Fakat savaşın gidişatı Almanya’nın aleyhine dönüyordu. İşte tam bu kritik anda Hitler, deniz stratejisinde büyük bir değişikliğe gitti. Amiral Raeder görevden alındı. Yerine, denizaltıların ustası Carl Dönitz getirildi. Dönitz’in görüşü kesindi: Almanya’nın geleceği yüzeydeki dev gemilerde değil, denizaltı filosundaydı. Ona göre Graf Zeppelin gibi projeler, kaynak israfından başka bir şey değildi.
Böylece 1943’ün Ocak ayında, çalışmalar tekrar durduruldu. Bir kez daha, hayaller paramparça olmuştu. Graf Zeppelin, Stettin limanına çekildi ve iki yıl boyunca neredeyse unutulmuş şekilde orada kaldı.
Almanların Kendi Eliyle Gömülen Gururu
1945 yılına gelindiğinde, savaş Almanya için artık geri dönülmez bir felaketti. Doğudan Sovyet orduları hızla ilerliyor, Batı’dan Müttefikler yaklaşıyordu. Stettin limanında kaderini bekleyen Graf Zeppelin de sonunu bulacaktı.
Sovyetler limana yaklaşırken, Alman komutanlar büyük bir karar vermek zorunda kaldı. Graf Zeppelin‘in onların eline geçmesine izin verilemezdi. Bu yüzden Nisan 1945’te, geminin bizzat batırılması emri verildi.
Valfler açıldı. Bölmeler suyla dolmaya başladı. Dev gövde ağır ağır yana yatarken, dalgaların arasında metalin iniltisi yankılandı. Bir zamanlar Almanya’nın denizlerdeki gururu olması beklenen Graf Zeppelin, kendi elleriyle mezara gönderiliyordu. Yıllarını verdikleri bu gemi, tek bir savaş bile görmeden, tarihin karanlık sularına gömülüyordu.
Hayalet Gemi’nin İbretlik Sonu
Almanların kendi elleriyle batırdığı Graf Zeppelin‘in hikâyesi, orada bitmedi. Sovyetler Birliği, savaş ganimetine büyük önem veriyordu. 1946 yılının sonlarına doğru, Almanların hayalet gemisi yeniden su üstüne çıkarıldı. Bu, Alman subayların gözünde imkânsız bir şeydi.
Sovyetler, gemiyi aktif bir savaş gemisine dönüştürmeyi hiç düşünmedi. Onların kafasında bambaşka bir plan vardı: Bu devasa uçak gemisini, Amerikan uçak gemilerine yapılacak saldırıların simülasyonu için bir hedef olarak kullanmak.
İşte o an geldi. Temmuz 1947’de Graf Zeppelin, Sovyet bombardıman uçaklarının saldırısına uğradı. Bombalar güverteyi deldi. Torpidolar gövdeyi sarstı. Yıllarını limanlarda bekleyerek geçirmiş olan bu dev, sonunda savaşla tanıştı, ama kendi tarafının değil, düşmanının silahlarıyla.
Birkaç saatlik bombardımandan sonra Graf Zeppelin tekrar sulara gömüldü. Bu kez gerçekten geri dönüşü olmayacaktı.
Derinliklerdeki Sır ve Keşfedilen Pişmanlık
Ondan sonraki onlarca yıl boyunca, kimse geminin tam olarak nerede battığını bilmiyordu. Sovyetler bu bilgiyi gizledi. Hayalet gemi, âdeta denizin dibinde uyuyan bir sır haline geldi.
Derken 2006 yılında, Baltık Denizi’nde petrol arama çalışmaları yapan bir Polonya araştırma gemisi, beklenmedik bir keşfe imza attı. Ekip, sonar cihazlarıyla denizin dibini tararken, yaklaşık 265 metre uzunluğunda devasa bir siluete rastladı. Bu, kayıp Graf Zeppelin‘di.
Polonya donanması dalgıçları, soğuk ve karanlık suların altında yatan gövdeyi gördüklerinde nefesleri kesildi. Paslı zırh plakaları hâlâ sağlamdı. Yıllardır tarih kitaplarında kaybolmuş olarak anlatılan bu dev, şimdi gözlerinin önünde yatıyordu.
Graf Zeppelin‘in hikâyesi, Batı’nın stratejik hatalarının ve kaçırılan fırsatların en büyük sembolüdür. Yüz binlerce ton çeliğin ve yıllar süren emeğin, sadece yanlış öncelikler, hırs ve ihmal yüzünden, savaşta tek bir kurşun atmadan heba olması, tarih kitaplarına ibretlik bir sayfa olarak geçmiştir. O, denizin dibinde yatan sadece bir batık değil, bir milletin en büyük keşkesidir. O, hepimize tevekkülün ve önceliklerin ne denli kıymetli olduğunu hatırlatan bir hayalet gemi olarak kalacaktır.
Ruhuna sükûnet olsun.
News
Bir Mutasarrıfın Sessiz İtibarı: Urfa’nın Haksız İşgale Karşı İlk Adımı ve Nusret Bey’in Son Vedası
Bir Mutasarrıfın Sessiz İtibarı: Urfa’nın Haksız İşgale Karşı İlk Adımı ve Nusret Bey’in Son Vedası O günler, gökyüzünün bile matem…
Sarayların Derinliklerinde Saklanan Korkunç Güzellik Sırları: Bir Tutkunun Bedeli
Sarayların Derinliklerinde Saklanan Korkunç Güzellik Sırları: Bir Tutkunun Bedeli Harem dairesinin loş koridorlarında, fısıltılar rüzgâr gibi yayılırdı. Kimi zaman bir…
Dünyadaki Hiçbir Silahın Batıramadığı Çelikten Kale: Pasifik’in Ufuklarında Doğan Efsane, USS North Carolina’nın Hikâyesi
Dünyadaki Hiçbir Silahın Batıramadığı Çelikten Kale: Pasifik’in Ufuklarında Doğan Efsane, USS North Carolina’nın Hikâyesi Pasifik’in bitmeyen ufuklarında, dalgaları adeta bir…
Bir Ulu Sultanın Sessiz Duası ve Kosova’da Bırakılan O Kanlı Emanet: Şehadetin Sırrı
Bir Ulu Sultanın Sessiz Duası ve Kosova’da Bırakılan O Kanlı Emanet: Şehadetin Sırrı Mitroviçe ile Üsküp arasındaki o geniş, tozlu…
Bir Cihan İmparatorluğunun Kibri ve Bir Uç Beyliğinin Sessiz Stratejisi: Maltepe’de Batan Güneş
Bir Cihan İmparatorluğunun Kibri ve Bir Uç Beyliğinin Sessiz Stratejisi: Maltepe’de Batan Güneş Mermer korkuluklara yaslanmış, Boğaz’ın karşı yakasındaki puslu…
Medine’de Bırakılan Son Sancak: Çekirge Tavalarıyla Kutsal Toprakları Savunan Paşanın Vedası
Medine’de Bırakılan Son Sancak: Çekirge Tavalarıyla Kutsal Toprakları Savunan Paşanın Vedası Bölüm 1: Kapalı Kalan Oda ve Açılan Sandık 1918…
End of content
No more pages to load






