MİLYARDER KOCASI HAMİLE EŞİNİ HERKESİN ORTASINDA 300 KEZ KIRBAÇLADI — Bilmediği O Tek Şey, Kadının Babasının Türkiye’nin En Güçlü Holdinginin CEO’su Olduğuydu ve İntikam Soğuk Servis Edildi
O an, kristal avizelerin altındaki balo salonunda zaman durmuştu. Yüzlerce zengin davetlinin önünde, Türkiye’nin en gözde genç girişimcisi Demir Aras, hamile eşi Elif’e bir müzayede kırbacıyla 300’den fazla darbe indiriyordu. Her bir şaklama sesi, yüzlerce yıllık mermer duvarda yankılanırken, kalabalık dehşet içinde donup kalmıştı. Edward, öfke ve kibirle kör olmuştu; karısının, onu utandıran bu “köpeğin” kim olduğunu bilmiyordu. Oysa Elif, bir zamanlar dünyanın en güçlü iş adamlarından biri olan, babasının tek varisiydi. O gece, kan ve gözyaşlarıyla ıslanan zeminde sadece bir evlilik değil, tüm bir imparatorluk yerle bir olacaktı.
İstanbul Boğazı’nın Avrupa yakasında, tarihi bir yalıda verilen hayırseverlik galası, şehrin en prestijli etkinliğiydi. Aras Holding’in genç CEO’su Demir Aras (30’larında, keskin hatlı, soğuk gri gözlü), herkesin gıpta ettiği, acımasız ve yakışıklı bir iş adamıydı. Gecenin yıldızı oydu. Etrafındaki fısıltılar, karısının kim olduğu, ailesinin gerçek gücü hakkında hiçbir fikri olmadığını gösteriyordu. Bu cehalet, onun en büyük zayıflığıydı.
Köşede, 7 aylık hamile Elif Aras (25, narin, yorgun bir güzelliğe sahip) duruyordu. Üzerindeki pastel mavi, sade elbise, etrafındaki tasarım harikası tuvaletlerin yanında adeta bir gölge gibiydi. Kendi eliyle diktiği ve büyüyen karnına uyarladığı bu elbise, onun eski parlak hayatından kalan son parçaydı. Elif’in yüzü solgundu, bakışları ise Demir’in koluna yapışmış, kırmızı ipekler içindeki sekreteri ve aynı zamanda metresi Seren’e (28, cüretkar, yırtıcı bakışlı) takılı kalmıştı.
Elif, boğazının düğümlendiğini hissetti. Bir zamanlar bu dünyanın prensesiydi, babası Kerim Bey‘in (60, efsanevi Güven Holding‘in kurucusu, halka açık şirket yönetiminden 5 yıl önce sessizce çekilmişti) gölgesinde büyümüştü. Ancak Demir’le evlendikten sonra, o ışıltılı hayat yerini sessiz bir hapis hayatına bırakmıştı. Demir, evliliğin ilk aylarından itibaren onu sistemli bir şekilde izole etmiş, kontrol etmeye başlamıştı. İlk başta küçük eleştirilerle başlayan bu süreç, hamileliği ilerledikçe kaba şiddete dönüşmüştü.
Elif, birkaç gün önce Demir’e yalvarmıştı: “Bu gece evde kalayım, çok yorgunum. Bacaklarım şişiyor.”
Demir’in yanıtı, çelik gibi keskin ve soğuktu: “Sen geleceksin ve yüzün gülecek. Benim itibarım senin utancından daha önemlidir, Elif. Unutma, sen benim en değerli aksesuarımsın. Ve aksesuarlar itaat eder.”
Şimdi buradaydı, boğucu atmosferin ortasında, Demir’in onu görmezden gelmesine ve Seren’in alaycı bakışlarına maruz kalıyordu. Herkes fısıldaşıyordu, ama hiç kimse bir şey söylemeye cesaret edemiyordu. Demir Aras, fazla güçlüydü.
Elif, bir tepsiye uzandı. Amacı sadece bir bardak su alıp kalabalıktan kaybolmaktı, ancak yorgunluk ve gerginlik elini titretti. Barmen, refleksle ona kırmızı şarap uzattı. Elif’in eli kaydı. Koyu bordo şarap, Demir’in tertemiz beyaz ipek takımının manşetine sıçradı.
O anda bir şeylerin çok yanlış olduğunu hissettim…
Müzik aniden kesilmiş gibiydi. Balo salonundaki yüzlerce kişinin sesi bir anda buharlaştı. Sessizlik o kadar yoğundu ki, Elif kendi kalp atışını kulaklarında duyabiliyordu.
Demir, önce manşetine baktı, sonra omuzlarının üzerinden Elif’e döndü. Yüzündeki donmuş, cilalı gülümseme, yerini anında metalik gri gözlerinde yanan saf bir nefrete bıraktı.
“Aptal,” diye tısladı. “Bunun ne kadar pahalı olduğunu biliyor musun? Herkesin önünde beni rezil ettin.”
Elif’in sesi boğazında takılı kaldı. “Ö-özür dilerim. Kaza oldu.”
Demir, bir anda Elif’in bileğini yakaladı. Parmaklarının kemikleri, Elif’in narin cildini ezdi. Acıyla inledi. Demir’in gücü, Elif’in hamileliğinin getirdiği kırılganlıkla birleşince dayanılmazdı.
“Bırak beni, Demir, lütfen!” diye fısıldadı.
“Bırakmak mı?” Demir’in sesi cam gibi keskinleşti. “Hayır. Belki de bu insanlar, benim ne tür bir eşe sahip olduğumu görmelidir.”
Bir anlık refleksle, Elif’i kalabalığın tam ortasına, müzayede kürsüsünün yanına sürükledi. Masadaki şampanya kadehleri titreşti. Fotoğraf makineleri onlara döndü. Demir, müzayede standından dekoratif amaçlı sergilenen, el işçiliği, ağır deriden yapılmış bir kırbacı kavradı.
Kalabalık dehşetle nefesini tuttu. Elif, bunun bir şaka olduğunu düşündü. Bir anlık öfke gösterisi… Ama değildi.
İlk şaklama sesi, gök gürültüsü gibi havayı yardı.
Elif çığlık attı, ileriye sendeledi, sırtına yayılan yanık acısı nefesini kesti. İkinci darbe, daha sert geldi. Sonra bir tane daha.
“Yeter!” diye bağırdı bir kadın sesi, ama hiç kimse, hayır, kimse Demir Aras’a karşı hareket etmedi.
darbe… 100. darbe… Her biri bir öncekinden daha acımasızdı. Elif, karnının üzerine devrilmemek için dizlerinin üzerine çöktü, bir eli karnını, diğer eli soğuk mermeri tutuyordu. Gözyaşları akıyordu.
“Dayan, lütfen dayan…” diye fısıldadı, karnındaki oğluna yalvarıyordu.
Seren, köşede şampanyasını yudumluyor, gözleri parlak bir keyifle izliyordu. “Zavallı,” diye mırıldandı yanındaki bir kadına.
Kırbaç şakladı, defalarca, defalarca. Elif’in ince mavi elbisesinden kan sızmaya başladı. Nefesi zayıfladı. Acı, görüşünü bulandırdı, ama tek bir düşünce onu ayakta tutuyordu: Bebeği korumak. Kendini kasarak karnını sardı, ateş gibi yağan darbelerden korumaya çalıştı.
Misafirler panik içinde fısıldaşıyordu: “Hamile! Delirmiş olmalı!” Ama korku, onları hareketsiz kıldı. Demir Aras çok güçlü, çok tehlikeliydi.
darbeden sonra kırbaç nihayet yere düştüğünde, Elif tamamen yıkıldı. Yanağı, gözyaşlarından ıslak ve kanlı mermere dayandı. Demir’in göğsü öfkeyle inip kalkıyordu. Kırbacı yanına fırlattı ve salonda buz estiren sözleri tükürdü:
“Beni utandırmanın bedeli budur.”
Kimse hareket etmedi. Kameralar karanlıkta gözler gibi flaşlar saçıyordu.
İşte o an, salonun arka tarafındaki büyük bronz kapılar açıldı.
Kalabalık içgüdüsel olarak ikiye ayrıldı.
İçeriye, siyah bir takım elbise giymiş, uzun boylu, dimdik bir adam girdi. Varlığı, odanın havasını anında değiştirdi. Fısıltılar durdu. O, Kerim Bey’di, Güven Holding’in efsanevi CEO’su, galanın gizli sponsoru ve yerde parçalanmış yatan kadının babası.
Kerim Bey, bir acil durum toplantısından yeni geliyordu ve ne olduğundan habersizdi. Ancak kanlı mavi elbiseyi, titreyen elleriyle karnını saran kızını gördüğü an, yüzündeki ifade taşa dönüştü. Yavaşça yürüdü. Ayakkabılarının sesi, mermerde yankılanıyordu.
Demir, yalpalayan bir gülümsemeyle döndü. “K-Kerim Bey,” diye kekelemeye başladı, sesi titriyordu. “Göründüğü gibi değil. O…”
Kerim Bey onu kesti. Sesi alçaktı, sakindi, ama salonun her köşesini doldurdu:
“Sen az önce benim kızıma vurdun.”
Sessizlik mutlak oldu. Kerim Bey, Elif’in yanına diz çöktü, başını dikkatlice kaldırdı. Dudakları titriyordu, gözleri kısılmıştı.
“Baba!” diye fısıldadı Elif, sesi zayıftı. “Özür dilerim.”
Kerim Bey, alnından bir tutam saçı çekti. “Senin özür dileyecek hiçbir şeyin yok. Ama o, dileyecek.”
Elif’i kollarına alarak ayağa kalktı. Etraflarındaki flaşlar şimşek gibi çakıyordu. Mavi avizelerin ışığı, kızının gözyaşlarında parlıyordu.
O gece, Demir Aras ilk kez korkuyu tattı. Ve o an, dünyanın ona karşı dönmeye başladığı an oldu.
Gala gecesi kaosla sona erdi. Kerim Bey, kanlar içindeki Elif’i kollarında tutarken, davetliler fısıltılarla kaçtı. Güvenlik, düzeni sağlamaya çalışıyordu, ancak Kerim Bey, kızını sarsılmaz bir kararlılıkla tutuyordu. Elif’in titreyen vücudundaki zayıf ama var olan kalp atışını hissediyordu.
Dışarıda, ambulans sirenleri geceyi yarıyor, gazeteciler ve fotoğrafçılar kapıyı sarmıştı.
“Bay Aras karısına saldırdı mı? Durumu nasıl? Şikayetçi olacak mısınız?” diye bağırdılar.
Kerim Bey cevap vermedi. Yüzü taştan oyulmuş gibiydi. Elif’i bekleyen ambulansa yerleştirdi ve yanına bindi.
Hastanede, Kerim Bey cam kapıların önünde bekledi. Her saniye, bir saat gibi uzuyordu. Nihayet doktor çıktı.
“Stabil. Yaraları ciddi, ancak güçlü bir kadın. Bebeğin kalp atışı zayıf ama sabit. Yakından izliyoruz.”
Kerim Bey bir kez başını salladı, ama gözleri sertti. “Kızımla ilgilenmesi için en iyi ekibi istiyorum. Maliyeti ne olursa olsun.”
Doktor tereddüt etti. “Efendim, medya dışarıda. Haber hızla yayılıyor.”
Kerim Bey pencereye döndü, dışarıdaki kamera flaşlarının parıltısını gördü. “Konuşsunlar,” dedi alçak sesle. “Bu gece dünya, Demir Aras’ın gerçekten ne tür bir canavar olduğunu görecek.”
Ertesi sabah, haberler tüm kanalları sarstı. Milyarder Yatırımcı Eşine Saldırdı! Carter Ailesi Adalet İstiyor! Saldırının videoları sosyal medyayı su bastı.
Güven Holding’in yönetim kurulu odasında, sabah güneşi camların arkasından parlıyordu. Kerim Bey, oğlu Emir (35, sert, Demir’e kıyasla daha ölçülü bir iş adamı) ve baş hukuk danışmanı Leyla Şen ile bir araya geldi.
Emir masaya yumruğunu vurdu. “Bunu öylece bırakamayız. Onu neredeyse öldürüyordu.”
Leyla, gözlüğünü düzeltti. “Duygusallık hataya yol açar. Stratejik hareket etmeliyiz. Önce kanıtları toplayıp, hem cezai hem de hukuki dava açmalıyız. Medyanın gerçekleri almasını sağlayacağız.”
Kerim Bey’in gözleri öfkeyle yandı. “Yapın. Her teması, her muhabiri, her hissedarı kullanın. Onun gerçek yüzünü görmelerini istiyorum.”
Emir ciddiyetle başını salladı. “Aaron’u arayacağım. Kan Group’un paravan şirketlerini ve mali suçlarını takip edebilir. Ona hem hukuki hem de ekonomik cepheden saldıracağız.”
Leyla Kerim Bey’e baktı. “Başlattığınız şeyin farkında mısınız? Bu halka açık, acımasız bir savaş olacak. Geri dönüş yok.”
Kerim Bey’in çenesi kasıldı. “O, benim kızıma el kaldırdığında, bunu zaten halka açık hale getirdi.”
Hastanede, Elif pencereden doğan güneşi izliyordu. Dünyanın onu izlediğini, yargıladığını, acıdığını hissediyordu. Bundan nefret etti. Ama babasını kapıda, telefonda konuşurken, kararlılıkla sertleşmiş bir ifadeyle gördüğünde, yıllardır hissetmediği bir şeyi hissetti: Umut.
Öğleden sonra, Kerim Bey tekrar odaya girdi. “Doktorlarla konuştum. Dinlenmen gerekiyor, ama iyileşeceksin. Bebeğin durumu da düzeliyor.”
“Peki ya Demir?”
“Saklanıyor,” diye yanıtladı Kerim Bey. “Avukatları çaresiz, ama endişelenme. Dışarı çıktığı an, dünya onu bekliyor olacak.”
Elif gözlerini kapattı ve fısıldadı: “İntikam istemiyorum baba. Sadece huzur istiyorum.”
Kerim Bey, saçlarını okşadı. “Huzur gelecek, ama ancak adalet yerini bulduktan sonra.”
Elif, pencereden dışarıdaki gürültüye baktı. “Yapman gerekeni yap, baba. Sadece bir daha kimseye zarar veremeyeceğinden emin ol.”
Kerim Bey ayağa kalktı. İşte o an, o sadece bir iş adamı olmaktan çıktı ve çok daha tehlikeli bir şeye dönüştü: Savaşçı bir baba.
Kerim Bey’in emriyle, Güven Holding’in devasa kaynakları Demir Aras’a karşı çevrilmişti. Yönetim kurulu odası artık bir savaş odasıydı. Masanın üzerinde, Kan Group’un mali tabloları ve Kerim Bey’in özel soruşturmacılarının topladığı kişisel dosyalar yayılıyordu.
“Medya baskısı işe yarıyor,” dedi Emir. “Ama Demir hala parasının arkasına saklanıyor. Avukat ordusu onu koruyor.”
Kerim Bey başını salladı. “Öyleyse, onu koruduğuna inandığı tek şeyi, imparatorluğunu elinden alacağız.”
Leyla, Kan Group logolu bir belgeyi masaya koydu. “Bir şey bulduk. Edward, Elif’in imzasını birden fazla finansal belgede sahte olarak kullanmış. Ortak hesaplardan yurt dışındaki paravan şirketlere para transfer etmiş. Hatta Hamptons’taki bir mülkün tapusunda da onun imzası var. Elif, bu işlemlere asla izin vermedi.”
Emir şaşkınlıkla gözlerini açtı. “Yani, kendi parasını çalmak için onun imzasını mı taklit etti?”
“Tam olarak,” diye yanıtladı Leyla. “Ve bu, dolandırıcılıktır. Doğru sunarsak, hem mali yıkımla hem de cezai suçlamalarla karşı karşıya kalacak.”
Aaron Lee, elinde bir tabletle içeri girdi. “Yurt dışı hesaplarının izini sürdüm. Beş paravan şirket aracılığıyla para aktarmış. Bazıları Seren Mo’nun adına kayıtlı. Kendisi, bu transferlerin merkezinde yer alan bir figür.”
Kerim Bey’in bakışları sertleşti. “Onu buraya getirin.”
İki gün sonra, sessiz, özel bir ofiste, Seren Mo, Leyla Şen ve bir kayıt ekibinin karşısında oturuyordu. Galadaki çekici kadından eser yoktu. Gözleri şişmiş, sade gri bir takım elbise giymişti.
Leyla kayıt cihazını açtı. “Seren Hanım, bu ifadenin mahkemede kullanılacağını biliyor musunuz?”
Seren yavaşça başını salladı. “Evet.”
“Hesaplardan bahsedin,” dedi Leyla.
Seren tereddüt etti, sonra içini çekti. “Demir benden açmamı istedi. İş kolaylığı için olduğunu söyledi. Sorgulamadım. Sürekli sarhoştu ve belgeler üzerinde istediği herhangi bir ismi gösterebileceğiyle övünürdü. Elif’in imzasını sık sık kullanırdı. Buna gülerdi.”
“Kendi gözlerinizle imzasını taklit ettiğini gördünüz mü?” diye sordu Leyla.
Seren’in gözleri yaşlarla doldu. “Evet. Bir keresinde, kusursuz olana kadar pratik yaptı.”
Leyla sözlerine devam etti. “Galadan önce Elif’e fiziksel olarak zarar verdiğinden bahsetti mi hiç?”
Seren tekrar başını salladı. “Onun zayıf olduğunu, kontrol altında tutması gerektiğini söylerdi. Görmezden gelmeye çalıştım ama o geceden sonra… Elif’in yere yığıldığını gördüm. Kanı gördüm ve hiçbir şey yapmadım. Geri alamam ama en azından gerçeği söyleyebilirim.”
Aynı gün, hastanede Elif, telefonundan son manşetleri okuyordu. Makaleler acımasızdı. Saldırıya Uğrayan Eş Savaşıyor. Carter Ailesi İntikam Peşinde. Kendini teşhir edilmiş hissediyordu, ama aynı zamanda garip bir şekilde güçlü. Hikayesi artık saklı değildi.
Kerim Bey onu o gece ziyaret etti. “Vanessa Mo’dan ifade aldık. Yalancı imzayı doğruladı. Linda’nın (eski temizlikçi) kanıtları ve Aaron’un mali raporlarıyla, Demir’in saklanacak yeri kalmadı. Yarın tüm suçlamaları sunuyoruz. Ve hemen ardından medyaya açıklıyoruz.”
Elif’in yüzünde, artık korkudan eser yoktu. “Yapın,” dedi.
Ertesi gün, Kerim Bey’in talimatıyla, Güven Holding’in operasyonu başladı. Leyla, SEC’e (ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu’nun Türk dengi bir kuruma) mali dolandırıcılık kanıtlarını sundu. Aynı anda, haberler Kan Group’un hisselerinin düşüşe geçtiğini duyurdu. Demir’in imparatorluğu, kelimenin tam anlamıyla bir gecede çökmeye başladı.
Demir, ofisinde öfkeyle camları yumrukluyordu. “Bunu Kerim yaptı! Beni mahvetmek istiyor!”
Avukatı terleyerek, “Efendim, tüm büyük hissedarlar geri çekiliyor. Kurul acil toplantı talep ediyor.”
Demir, televizyonda kendi tutuklanma görüntülerini izledi. İşte o an, o kibir dolu, acımasız milyarder, kibrinin kurbanı oldu. Polisin kelepçelerle onu alıp götürmesi, tüm haber bültenlerinin flaş haberiydi. Edward Kane, bir suçlu olarak düşüşünü televizyonda canlı izledi.
Duruşma, haftalar sonra gerçekleşti. Bütün ülke izliyordu. Demir Kane, suçlamalarla boğulmuş, avukatlarının arasında çökmüş bir haldeydi. Ama en güçlü darbe, Elif’in ifadesiyle geldi.
Hamileliğinin son ayındaydı, kürsüye yürüdü. Vücudu narin, ama sesi çelik gibiydi.
“Yıllarca sustum. Bana, sevgiyi ve saygıyı hak etmediğimi söyledi. Bana, sadece bir aksesuar olduğumu söyledi. Korkudan, bebeğimin hayatını riske attım. Ama o gece, yerde yatarken, 300 darbeden sonra, Demir’in bana yaptığı son iyilik olduğunu anladım: Bana kaybedecek hiçbir şeyim kalmadığını gösterdi. Ve kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış bir kadından daha tehlikelisi yoktur.”
Elif, sakin ve kararlı bir şekilde, Demir’in onu nasıl kontrol ettiğini, gizli morlukları, sürekli aşağılanmaları ve son saldırıyı anlattı. Linda’nın gizli kamera kayıtları ve Seren’in ifadesi delil olarak sunuldu.
Demir’in avukatları, Elif’i parayla satın alınmış bir yalancı olarak göstermeye çalıştı, ancak Elif, son kozunu masaya sürdü.
“Demir, bana ait olan parayı çaldı. Ama daha önemlisi, kocamın ve bu olayın bende yarattığı travmayı, kendimi ondan kurtarmak için kullanacağım. Demir’e olan nefreti, kocamın adına yapılmış bir Hayır Kurumuna dönüştüreceğim: ‘300. Darbe Kadın Sığınağı’. Bu, Demir’in hayatıma yaptığı tek katkı olacak. Onun suçu, benim kurtuluşum ve yüzlerce kadının sığınağı olacak.”
Bu, sadece bir tanıklık değil, Kerim Bey’in yardımıyla planlanmış son bir darbeydi. Elif, boşanma anlaşmasıyla kendisine geçen tüm mal varlığı ve tazminat haklarını, bu sığınağa aktaracağını açıkladı. Demir’in adını, şiddetin değil, şiddetten kurtuluşun sembolü haline getirdi.
Jüri, sadece iki saat sonra karara vardı: Tüm suçlamalardan suçlu.
Demir Aras, sahte imza ve ağırlaştırılmış saldırı suçlarından, hayatının en iyi yıllarını hapishanede geçireceği uzun bir hapis cezasına çarptırıldı. Hapsedildiği an, mali imparatorluğu çoktan çökmüştü.
Olaydan birkaç hafta sonra, Elif, Kerim Bey’in yalısında, Boğaz’ın sularına bakıyordu. Artık soyadını Carter olarak geri almıştı.
Kısa süre sonra, bir erkek bebek dünyaya getirdi. Sağlıklı, güçlü ve dünyaya sanki hiçbir şey olmamış gibi sakinlikle bakan bir bebekti.
Elif, oğlunu kucağına aldı. Gözlerinde ne acı ne de nefret vardı, sadece anneliğin getirdiği saf, derin bir huzur vardı. Kırbaç izleri, sırtında ince, beyaz çizgilere dönüşmüştü – acının değil, dayanıklılığın haritalarıydı.
Kerim Bey, torununu izlerken gözleri doldu. “Adını ne koyacaksın, kızım?”
Elif, bebeğin küçük elini öptü. “Onun adı Umut olacak, baba. Çünkü babasının en karanlık, en şiddetli anında doğdu. O, annesinin korkularını yendiğinin kanıtıdır.”
300. Darbe Kadın Sığınağı faaliyete geçti. Demir Aras’ın eski malikanesi, artık yüzlerce kadına güvenli bir liman sağlıyordu. Elif, artık oranın hamisiydi. Artık bir aksesuar değildi; bir kurtarıcıydı.
Hayatta kalanlar, sadece kırılmayı reddedenlerdir.
Ve böylece, Demir’in kibri sadece bir kadının canını almadı; Kerim Bey’in sessiz gücü ve Elif’in sarsılmaz iradesiyle, o kibrin yarattığı şiddet, yüzlerce kadının sığınağına dönüştü.
News
Bir Cihan İmparatorluğunun Kibri ve Bir Uç Beyliğinin Sessiz Stratejisi: Maltepe’de Batan Güneş
Bir Cihan İmparatorluğunun Kibri ve Bir Uç Beyliğinin Sessiz Stratejisi: Maltepe’de Batan Güneş Mermer korkuluklara yaslanmış, Boğaz’ın karşı yakasındaki puslu…
Medine’de Bırakılan Son Sancak: Çekirge Tavalarıyla Kutsal Toprakları Savunan Paşanın Vedası
Medine’de Bırakılan Son Sancak: Çekirge Tavalarıyla Kutsal Toprakları Savunan Paşanın Vedası Bölüm 1: Kapalı Kalan Oda ve Açılan Sandık 1918…
Kuzeyin Soğuk Sularındaki Paslı Yemin: Tek Bir Top Atamadan Batan Çelikten Gurur
Kuzeyin Soğuk Sularındaki Paslı Yemin: Tek Bir Top Atamadan Batan Çelikten Gurur Kuzeyin soğuk, acı rüzgârları arasında, Almanların gururu olması…
Tahtın Gölgesi ve Kanlı İhanet: Sultan Murad’ın Yetim Kaldığı O Acı İlkbahar
Tahtın Gölgesi ve Kanlı İhanet: Sultan Murad’ın Yetim Kaldığı O Acı İlkbahar Bursa’da, yeşillikler içindeki ulu şehirde, 1421 senesinin o…
Yetim Gözlerden İktidarın Zirvesine: Caterina’nın Taç Takan Dört Duvar Arasındaki Sessiz Yemini
Yetim Gözlerden İktidarın Zirvesine: Caterina’nın Taç Takan Dört Duvar Arasındaki Sessiz Yemini Floransa’nın görkemli Palazzo Medici-Riccardi Sarayı, 13 Nisan 1519…
Erzurum’un Kilit Taşı: Aziziye Gecesi, Bir Ananın Satarla Ödediği Şeref Borcu
Erzurum’un Kilit Taşı: Aziziye Gecesi, Bir Ananın Satarla Ödediği Şeref Borcu “Yavrumu Allah’a emanet edip mutfaktaki satırı aldım ve tabyalara…
End of content
No more pages to load





