
İzmir’in en zengin adamlarından biri olan Tarık Soykan, hayatının en büyük kaybını 20 yıl önce yaşamıştı. Lüks otelleri, Ege’nin göz alıcı sahil siteleri, tarihi konaklardan dönüştürdüğü butik işletmeleriyle bir imparatorluk kurmuştu. Ama bu imparatorluk, karısı İnci’nin aniden kaybolduğu o günden beri, içi boş bir kabuk gibiydi. Her akşam eve döndüğünde, Osmanlı sanatlarıyla süslü konağında, İnci’nin kanununu ve onun narin parmaklarıyla çaldığı melodileri hatırlıyordu. Her köşe, her koku, her sessizlik ona İnci’yi hatırlatıyordu.
İnci bir sabah kahvaltıdan sonra çarşıya çıkmış ve bir daha geri dönmemişti. Tarık, servetinin büyük kısmını onu bulmak için harcamış, polis ve özel dedektifler tutmuştu. Ama İnci sanki yer yarılıp içine girmişti. O günden sonra Tarık kendini işine vermiş, “Demir Efendi” lakabını almıştı. Titizliği, acımasızlığı ve merhametsizliğiyle tanınır olmuştu. Çünkü boş kaldığında, aklı hep İnci’ye gidiyordu.
Bir gün, Köşk Otel’in açılışı için erkenden otele gittiğinde hayatı bir kez daha değişecekti. Lobide hafif bir müzik sesi duydu. Önce önemsemedi, ama birkaç adım sonra melodiyi tanıdı. Bu, sadece İnci’nin bildiği ve ona armağan ettiği özel bir besteydi. Koridorun sonunda hizmet bölümüne açılan kapıyı iterek girdi. Köşede, eski bir kanunun başında genç bir kadın, gözleri kapalı, parmaklarıyla aynı melodiyi çalıyordu. Tarık’ın dünyası bir anda durdu.
Kadının yüzü İnci’ye benzemiyordu, ama elleri ve melodiyi çalış tarzı ona o kadar tanıdıktı ki Tarık sarsıldı. “Kimsin sen?” diye boğuk bir sesle sordu. Kadın irkildi, gözlerinde korku vardı. “Ben Sevda, temizlik görevlisiyim. Molamda biraz çalıyordum, affedersiniz,” dedi titrek bir sesle. Tarık, melodiyi nereden bildiğini sordu. Sevda başını kaldırdı, koyu kahverengi gözleriyle, “Annem çalardı. Küçükken bana öğretti. Sonra beni bir yetimhaneye bıraktı. Adını bile hatırlamıyorum,” dedi.
Tarık’ın aklına bir ihtimal geldi: İnci hamile miydi? Sevda 25 yaşındaydı, İnci kaybolduğunda hamile olabilirdi. Tarık, Sevda’yı ofisine davet etti. Genç kadın kanununu da yanına alarak Tarık’ın Osmanlı sanatlarıyla süslü lüks ofisine geçti. Tarık ona çay ikram etti ve annesiyle ilgili ne hatırladığını sordu. Sevda, “Yasemin kokardı. Bir de bu ezgiyi hep çalardı. Bize bir gün babamın geleceğini söylerdi,” dedi.
Tarık, Sevda’ya incinin fotoğrafını gösterdi. Genç kadın fotoğrafa dokunduğunda gözlerinde tanıma ve şaşkınlık vardı. “Bu annem olabilir mi?” dedi. O gece Tarık uyuyamadı, eski albümleri karıştırdı. Ertesi sabah, 20 yıl önce İnci’nin kaybolma davasında da çalışmış olan emekli polis Cemal Boz’u çağırdı. Cemal, Sevda’nın geçmişini araştırmaya başladı: hangi yetimhanede kalmış, kim bırakmış, hastane kayıtları, nüfus belgeleri… Tarık, “Ne gerekiyorsa yap, para önemli değil. Eğer Sevda gerçekten kızım ise bunu bilmem gerek,” dedi.
Cemal’in araştırmaları sonucu ortaya çıkan bilgiler şok ediciydi. Sevda, İnci kaybolduktan birkaç gün sonra Bornova’daki devlet yetimhanesine bırakılmıştı. Yetimhaneye getiren kadın hasta ve korkmuş görünüyordu, kimliğini göstermeyi reddetmişti. Vücudunda morluklar vardı. Aynı gün hastaneye kimliği belirsiz, ağır yaralı bir kadın getirilmişti. Kadın tedavi edilirken sürekli “Kızımızı kurtar Tarık,” diye sayıklamıştı. Bir gece hastaneye Nazmi Eren gelmişti; Tarık’ın en güvendiği iş ortağı. Nazmi hastane yönetimiyle özel görüşme yapmış ve kadının odasına iki adamla gitmişti. Bir mahkeme kararıyla kadını götürmüşlerdi. Bu kararın sahte olduğu belliydi ama kimse kanıtlayamamıştı.
Tarık’ın kafasında yıllardır güven duyduğu Nazmi’nin karanlık yüzü ortaya çıkıyordu. Nazmi, İnci’yi Kaş yakınlarındaki izole bir malikanede tutuyordu. Sevda’nın DNA testi sonucu kesinleşti: Sevda, Tarık ve İnci’nin biyolojik kızıydı.
Tarık, Sevda ve Cemal, Nazmi’nin malikanesini bulmak için plan yaptılar. Polis desteği ile malikaneye baskın düzenlediler. Malikane adeta bir hapishane gibi tasarlanmıştı. Özel kanatta İnci’nin eşyaları, günlüğü ve kanunu vardı ama kendisi yoktu. Günlükte İnci, 20 yıl boyunca yaşadıklarını, Sevda’yı nasıl gizlice yetimhaneye bıraktığını ve Nazmi’nin takıntılı sevgisini anlatıyordu. Son ipucu, Bodrum’daki bir yazlık evdi.
Bodrum’da polis villayı kuşattı. Nazmi içeride İnci’yi rehin tutuyordu. Tarık, megafonla Nazmi’ye seslendi. Nazmi, “İnci benim olmalıydı. Sen onu hak etmedin,” diye haykırdı. İnci, Nazmi’ye karşı koydu, kısa bir boğuşma yaşandı. Polisler içeri girdi, Nazmi’yi etkisiz hale getirdi. İnci, Tarık ve Sevda 20 yıl sonra birbirlerine kavuştu. İnci hastaneye kaldırıldı, uzun tedavi sürecinden sonra yeniden hayata tutundu.
Nazmi’nin davası Türkiye’nin gündemine oturdu. Tüm suçlardan suçlu bulundu, ömür boyu hapse mahkûm edildi. İnci ve ailesi, yılların acısını geride bırakmaya çalıştı. Tarık işlerini Sevda’ya devretti, ailesiyle vakit geçirmeye başladı. Sevda, annesiyle yeni anılar biriktiriyor, Tarık ise kaybettikleri zamanı telafi ediyordu.
Ancak huzur kısa sürdü. Nazmi, cezaevinden firar etti. Tüm Türkiye alarma geçti. Tarık ailesini Marmaris’teki izole yazlık evine götürdü, güvenlik önlemlerini artırdı. Fırtınalı bir gecede, Nazmi evi bastı. Tarık ve Nazmi karşı karşıya geldiler. Nazmi, İnci’ye “Gel benimle, seni seviyorum,” dedi. İnci, “Bu sevgi değil, sahiplenme,” diyerek karşı çıktı. Bir boğuşma yaşandı, silah patladı. Nazmi omzundan vuruldu, polisler tarafından etkisiz hale getirildi. Tarık hafif yaralandı ama ailesini korumayı başardı.
Sonunda, aile yeniden bir araya geldi. İnci, 20 yıl sonra özgürlüğüne kavuştu. Sevda, Murat’la nişanlandı ve anne olacağını açıkladı. Aile, geçmişin acılarını geride bırakıp yeni bir hayata umutla başladı. Tarık, İnci’ye yeni bir ev armağan etti. Sevda, annesine “Senin direnişin bana güç veriyor,” dedi. Cemal, “Sizin gibi güçlü bir kadını tanımak onur,” diye ekledi.
Güneş İzmir Körfezi’ne batarken, dört kişi çay bahçesinde oturup hayatın acılarını ve mutluluklarını paylaştılar. İnci, 20 yıl boyunca hayalini kurduğu özgürlüğün tadını çıkarıyordu. Artık gerçekten özgürdü.
News
Bir Cihan İmparatorluğunun Kibri ve Bir Uç Beyliğinin Sessiz Stratejisi: Maltepe’de Batan Güneş
Bir Cihan İmparatorluğunun Kibri ve Bir Uç Beyliğinin Sessiz Stratejisi: Maltepe’de Batan Güneş Mermer korkuluklara yaslanmış, Boğaz’ın karşı yakasındaki puslu…
Medine’de Bırakılan Son Sancak: Çekirge Tavalarıyla Kutsal Toprakları Savunan Paşanın Vedası
Medine’de Bırakılan Son Sancak: Çekirge Tavalarıyla Kutsal Toprakları Savunan Paşanın Vedası Bölüm 1: Kapalı Kalan Oda ve Açılan Sandık 1918…
Kuzeyin Soğuk Sularındaki Paslı Yemin: Tek Bir Top Atamadan Batan Çelikten Gurur
Kuzeyin Soğuk Sularındaki Paslı Yemin: Tek Bir Top Atamadan Batan Çelikten Gurur Kuzeyin soğuk, acı rüzgârları arasında, Almanların gururu olması…
Tahtın Gölgesi ve Kanlı İhanet: Sultan Murad’ın Yetim Kaldığı O Acı İlkbahar
Tahtın Gölgesi ve Kanlı İhanet: Sultan Murad’ın Yetim Kaldığı O Acı İlkbahar Bursa’da, yeşillikler içindeki ulu şehirde, 1421 senesinin o…
Yetim Gözlerden İktidarın Zirvesine: Caterina’nın Taç Takan Dört Duvar Arasındaki Sessiz Yemini
Yetim Gözlerden İktidarın Zirvesine: Caterina’nın Taç Takan Dört Duvar Arasındaki Sessiz Yemini Floransa’nın görkemli Palazzo Medici-Riccardi Sarayı, 13 Nisan 1519…
Erzurum’un Kilit Taşı: Aziziye Gecesi, Bir Ananın Satarla Ödediği Şeref Borcu
Erzurum’un Kilit Taşı: Aziziye Gecesi, Bir Ananın Satarla Ödediği Şeref Borcu “Yavrumu Allah’a emanet edip mutfaktaki satırı aldım ve tabyalara…
End of content
No more pages to load





