
Bursa’nın tarihi Mudanya yolunda siyah bir Mercedes, akşam güneşiyle altın rengi bir parıltı içinde sessizce ilerliyordu. Zeytin ağaçlarının gölgeleri uzuyor, şehir yavaş yavaş geceye hazırlanıyordu. Cengiz Taşkıran, 42 yaşında, başarılı bir yazılım şirketinin sahibi, üç haftalık İzmir seyahatinden dönerken bir yandan İtalyan kravatını düzeltiyor, bir yandan tabletinde şirket raporlarını inceliyordu. Kariyerinin en önemli anlaşmasını imzalamıştı ve şimdi tek istediği, eve varıp yedi yaşındaki oğlu Kuzey’e sarılmaktı.
“Az kaldı beyefendi, beş dakika içinde varırız,” dedi Rüstem amca, ailenin yıllardır güvendiği şoförü. Ama Cengiz, evdeki durumu sorduğunda Rüstem’in sesi titredi. Nergiz Hanım hayır işleriyle meşguldü, ev sakindi, dedi. Fakat sesindeki bir şey Cengiz’in kaşlarını çattırdı.
Bursa’nın gözde semti Çekirge’deki taş konaklar nihayet göründüğünde, Cengiz derin bir nefes aldı. Konağın gümüşi yaprakları, Osmanlı mimarisinden izler taşıyan avlusu ve Uludağ’a bakan pencereleriyle, onun gururuydu. Fakat Rüstem’in bakışları komşu konağa kayınca, Cengiz de gözlerini oraya çevirdi ve ciğerlerindeki havanın boşaldığını hissetti.
Kuzey, komşuları Gülderen Hanım’ın merdivenlerinde oturuyordu. Üzerinde birkaç beden büyük bir tişört, ellerinde sıkıca tuttuğu bir Çin kase vardı. Cengiz, oğlunun belirgin şekilde zayıfladığını fark etti. Arabadan inmeden kapıyı açtı, taş yolda hızla ilerledi. Gülderen Hanım, 50 yaşlarında, anaç yüzlü bir kadındı. Cengiz’in yaklaştığını görünce endişelendi. Kuzey başını kaldırdı, gözlerinde rahatlama ve utanç karışımı bir ifade vardı.
“Oğlum burada ne yapıyorsun? Nergiz nerede?” diye sordu Cengiz, sesi endişeyle kalınlaşmıştı. Gülderen Hanım boğazını temizleyerek, “Kuzey birkaç saat önce karnı aç şekilde geldi,” dedi. “Aç mı?” kelimesi Cengiz’in boğazından boğuk bir hırıltı gibi çıktı. Kuzey başını eğdi. Gülderen Hanım anlatırken Cengiz’in dünyası paramparça oluyordu.
Nergiz Hanım akşam yemeği için yeterli yiyecek olmadığını söylemiş, Kuzey’e yarına kadar beklemesini söylemişti. Kuzeyin sesi neredeyse duyulmayacak kadar hafifti. “Bu ilk kez değil Cengiz Bey. Son birkaç haftadır küçük bey ara sıra bize geldi. Bazen bir bardak ayran, bazen biraz çorba için,” dedi Gülderen Hanım.
Cengiz, Uludağ’ın soğuk rüzgarları gibi bir ürpertiyle sarsıldı. Oğlunun bir zamanlar dolgun yanakları çökmüştü, kolları tişörtün içinde kayboluyordu. “Neden bana söylemedin oğlum?” dedi Cengiz, gözlerinde biriken yaşları gizlemeye çalışarak. “Nergiz teyze telefonumu aldı. Yaramazlık yaptığımı, seni rahatsız etmemem gerektiğini söyledi. Anlaşmanı kaybedersin,” dedi Kuzey. Ayrıca “Sana söylersem beni sevmeyeceğini söyledi.”
Gülderen Hanım boğazını temizledi. Kocası Bülent Bey geçen hafta Kuzey’i bahçe duvarında üşürken görmüş, eve alıp çorba vermiş. O zamandan beri birkaç kez daha gelmiş. “Nergiz evdeyken neredeydi?” diye sordu Cengiz. “Çoğunlukla dışarıdaydı, arkadaşlarıyla çay içmeye gidiyordu, bazen geç saatlere kadar dönmüyordu,” dedi Gülderen Hanım. “Dün gece sizin evinizden yüksek sesli kahkahalar duyduk.”
Cengiz konağına baktı. Alt katın ışıkları yanıyor, avizeler Nergiz’in bir gala için hazırlandığını gösteriyordu. Üç hafta önce İzmir’e gitmeden önce Nergiz havaalanında ağlamış, Kuzey’i ne kadar özleyeceğini söylemişti. Şimdi bu tiyatronun arkasındaki gerçeği görüyordu.
“Rüstem amca, arabayı hazırla. Kuzey ile hastaneye gideceğiz,” dedi Cengiz. Oğlunun elindeki kaseyi nazikçe aldı, içindeki çorbanın son damlasına kadar içildiğini gördü. Oğlunu kollarına alırken Kuzey tüy gibi hafifti. “Eve geri dönecek miyiz baba?” diye sordu Kuzey. “Şimdilik değil oğlum. Önce seni doktora göstereceğiz.”
Gülderen Hanım gözlerinde yaşlarla, “Size yardım edebileceğimiz bir şey var mı?” diye sordu. Cengiz başını iki yana salladı. “Yaptıklarınız için teşekkür ederim. Sizin sayenizde oğlum…” Cümleyi bitiremedi, boğazı düğümlenmişti.
Mercedes, Bursa’nın tarihi sokaklarından geçerek özel Doruk Hastanesi’ne ulaştığında hava kararmıştı. Kuzey koltuğunda sessizce oturuyor, ara sıra babasına endişeli bakışlar atıyordu. Cengiz oğlunun ne kadar zayıfladığını görmek için parlak ışığa ihtiyacı yoktu. Kemikleri teninin altından belli oluyordu.
Doktor Taner Özdemir, kuzeyin doğumundan beri aileye bakan çocuk doktoru, kısa sürede hastanede belirdi. Kuzeyi muayene ederken yüzündeki profesyonel ifade giderek kaygıya dönüştü. “Son 6 ay önce kuzeyi gördüğümde kilosu normaldi. Şimdi en az 4,5 kilo kaybetmiş,” dedi. “Beslenme yetersizliği belirgin. Kan testleri isteyeceğim ama klinik bulgular yeterince açık.”
Kuzeyin vücudu her dokunuşta geriliyor, doktorun ellerinin acıtmasından korkuyordu. “Uyku düzenin nasıl?” diye sordu doktor. Kuzey başını eğdi. “Bazen karnım acıdığında uyanıyorum ve bazen korkuyorum.” “Neden korkuyorsun yavrum?” diye sordu doktor. “Nergiz teyze kızmasın diye geceleri odamın kapısını kilitliyordu. Tuvalete gitmek için izin almam gerekiyordu ama bazen duymuyordu. Ben de altıma yapmamak için tutmaya çalışıyordum.”
Cengiz’in kalbi durdu. Doktor Taner kuzeyin yanağını okşadı. “Son günlerde ne yiyordun anlatır mısın bana?” “Nergiz teyze buzdolabında bana özel yiyecekler olduğunu söyledi. Genellikle biraz ekmek ve peynir, bazen de hiçbir şey. Dün simit suya batırıp yedim. Karnım çok acıktığında Gülderen teyzeye gidiyordum. O bana çorba yapıyordu. Ama Nergiz teyze öğrenirse diye korkuyordum.”
Doktor Taner Kuzey’i çocuk servisine götürmesi için hemşireyi çağırdı. Çocuk odadan çıktıktan sonra Cengiz’e döndü. “Bu kaza veya ihmal değil. Bu sistematik bir istismar vakası. Bir çocuk, özellikle kuzey gibi daha önce sağlıklı bir çocuk bu kadar kilo kaybetmez. Kasıtlı olarak aç bırakılmadıkça bu seviyede beslenme bozukluğu gelişmez.”
Hemşire kuzey için birkaç oyuncak ve bol miktarda meyve suyu getirmişti. Çocuğun yüzü meyve suyunu görünce aydınlandı. “Tabii ki oğlum, istediğin kadarını içebilirsin,” dedi Cengiz.
Doktor Taner muayene notlarına bakarken kaşlarını çattı. “Başka belirtiler de var. Kuzey aşırı uysal, sürekli izin istiyor. Bir çocuk psikologumuz var. Yarın sabah değerlendirme yapmak istiyorum. Bu çocuk travmatik bir süreçten geçmiş.”
Cengiz ellerini saçlarından geçirdi. “Ne yapmalıyım doktor?” “Öncelikle kuzeyi güvenli bir yerde tutmalıyız. Bu gece hastanede kalacak. Yarın daha detaylı bir değerlendirme yapacağız. Ve Cengiz Bey, polise başvurmanızı öneririm. Bu ciddi bir çocuk ihmali vakası.”
Sabah güneşi hastanenin perdelerinden süzülürken Kuzey hala derin uykudaydı. Gece boyunca hemşireler çocuğun sıvı ve besin seviyelerini düzenlemek için damar yolu açmışlardı. Cengiz koltukta uyukladığı birkaç saatin ardından fokurdayan öfke ile bekliyordu.
Saat 9’a doğru hastanenin çocuk psikoloğu Doktor Seda Güven, elinde dosyalarla içeri girdi. “Günaydın Cengiz Bey. Kuzey uyanmadan önce konuşabilir miyiz?” Koridora çıktılar. “Kuzeyin durumundaki ciddi beslenme yetersizliği uzun süreli bir ihmal göstergesi. Ama beni asıl endişelendiren ruhsal belirtileri.” Hemşirelerin gece notlarını gösterdi. “Kuzey gece dört kez kabus görerek uyandı. Sürekli aynı cümleyi tekrarlıyordu. Lütfen beni kilitleme. Uslu duracağım.”
Kahvaltıda çocuk yemeğe başlamak için izin istemiş, bir lokmayı 10 dakika boyunca ağzında tutmuş. Bu uzun süreli açlık çeken çocuklarda görülen tipik bir davranış.
Kuzey uyandığında Doktor Seda renkli kağıtları ve pastel boyaları masaya yerleştirdi. “Bana biraz resim çizer misin? Evini ve aileni görmek isterim.” Kuzey tedirgin bakışlarla babasına baktı. Onay alınca kağıda eğildi. Titreyen elleriyle kendisini küçük bir kuş kafesinin içinde çizdi. Kafes büyük bir evin en üst katındaki küçük bir odadaydı. Bir köşede babasını temsil eden bir figür vardı.
“Neden kendini kafeste çizdin Kuzey?” “Çünkü Nergiz teyze bazen beni odama kitliyordu. Arkadaşları geldiğinde bir keresinde bütün gün oradaydım. Çok susadım ama kapıyı açmadı. Ben de su şişemi doldurmak için lavabodaki sabunlu suyu içtim.”
Doktor Seda başka bir resim çizmesini istedi. Kuzey, Nergiz’in büyük ve korkunç bir gölge olarak yükseldiği, kendisinin yerde küçücük kaldığı bir resim yaptı. Nergiz’in elinde bir anahtar vardı. “Bu anahtar ne anahtarı?” “O da anahtarı. Nergiz teyze, ‘Baban bir daha gelmeyecek. Sen artık benim sorunumsun ve senden kurtulmanın yolunu bulacağım’ diyordu. Sonra kapıyı kilitleyip gidiyordu.”
Doktor Seda Cengiz’e döndü. “Bu sadece ihmal değil. Çocuğunuz duygusal işkence ve psikolojik şiddet görmüş. Kuzey savunma mekanizmaları geliştirmiş ama bunların hiçbiri normal değil.”
Cengiz ellerini Kuzey’in omuzlarına koydu. “Artık güvendesin oğlum. Bir daha asla o eve dönmeyeceğiz.” Kuzey babasına umut ve inanmak isteğiyle baktı. “Söz mü baba?” “Baldan tatlı söz oğlum.”
Öğleden sonra Kuzey nihayet sakinleşmiş bir şekilde uyurken Cengiz’in telefonu titredi. Ekranda Nergiz yazıyordu. Telefon elinde sanki bir akrep tutuyormuş gibi ağırlaştı. Doktor Taner konuşmayı kaydedeceklerini ima etti. Cengiz derin bir nefes alıp telefonu açtı. Nergiz’in sesi telaşlı ve endişeliydi, “Kuzey okula gitmedi. Bana da haber vermedin. Telefonlarıma cevap vermiyorsun.” Cengiz, “Kuzy benimle,” dedi.
“Hastane mi? Ne oldu?” “Gelme,” dedi Cengiz. “Oğlumun ağır beslenme yetersizliği var. 4,5 kilo kaybetmiş. Düzensiz kalp atışları, vitamin eksiklikleri.” “Ne saçmalıyorsun sen Cengiz? Ben her gün düzenli yemek veriyorum çocuğa. Belki de bir şeyler uyduruyordur çocuklar.”
Cengiz, komşuların Kuzey’in aç olduğunu söylediklerini, doktorun haftalarca süren bir ihmalin sonucu olduğunu anlattı. “Odanın kapısını neden kilitledin Nergiz?” Bir anlık sessizlikten sonra Nergiz’in sesi buz gibi hesaplayıcı bir tona büründü. “Sen kiminle konuştuğunun farkında değilsin Cengiz. Bana zarar vermeye çalışırsan pişman olursun. O şirketin, o evin, o arabaların hiçbiri kalmaz. Kuzey de dahil.”
Cengiz’in boğazına bir yumruk oturdu. “Oğlumu nasıl tehdit edersin?” Nergis’in gülüşü telefondan tüyler ürpertici şekilde yükseldi. “Canavar mı? Ben sadece hayatta kalmaya çalışıyorum. O çocuk benim planlarımın önünde bir engeldi. İstersen git şikayet et. Mahkemeye çık. Ama unutma ben de bir hikaye anlatacağım. Beni nasıl ihmal ettiğini, çocuğunla ilgilenmediğini, beni nasıl kıskandığını.”
Cengiz telefonu hoparlöre aldı. Sosyal hizmet uzmanı Ayrin Hanım hemen not almaya başladı. “Gerçeği herkes bilecek Nergiz.” “Gerçek mi? Benim anlattığım hikayedir. Medya arkadaşlarım, sosyal çevrem. Herkes benim mağdur olduğumu düşünecek. Sen de her şeyini kaybedeceksin. Kuzeye ne yaptığını itiraf ediyorsun.” “Yani itiraf mı? Belki biraz aç bıraktım. Belki biraz yalnız kaldı ama ne olmuş yani? Kırılmadı ya, hala hayatta.”
Aylin Hanım kaydı durdurdu. “Tebrikler Cengiz Bey. Şimdi elimizde Nergiz Hanım’ın kendi ağzından itirafı var. Bu davada çok güçlü bir kanıt olacak.”
İki gün sonra Cengiz ve Kuzey, Nilüfer’deki bir koruma evine yerleştirildiler. Kuzey, mavi tonlarda nevresimli odasını keşfederken tedirgindi. Pencereden çocuk oyun alanını izliyordu. “Baba dışarı çıkıp oynayabilir miyim?” diye sordu. “Tabii ki oğlum, önce biraz yemek yiyelim.”
Yemekten sonra aşağıya indiler. Kuzey parkın kenarında durdu, izin istercesine babasına baktı. Cengiz başını salladı. Kuzey tereddütlü adımlarla diğer çocuklara yaklaştı. Bir süre izledi, sonra çocuklardan biri ona top attı. Yüzündeki mutluluk Cengiz’in gözyaşlarını tutmasını zorlaştırdı.
Aylin Hanım yanında durmuş, “Çocuklar inanılmaz derecede güçlüdür. Doğru destek ve sevgiyle en derin yaraları bile iyileştirebilirler,” dedi. Cengiz suçlulukla, “Nasıl fark edemedim?” diye sordu. “İstismarcılar gerçek yüzlerini en yakınlarından bile gizlemekte ustadırlar. Asıl önemli olan şimdi fark etmiş olmanız ve harekete geçmeniz.”
Avukatı Selim Bey aradı. “Nergiz Hanım, Özgüven ortakları hukuk bürosunu tutmuş. Türkiye’nin en agresif boşanma avukatları. Sizin hakkınızda kaçırma ve iftira suçlamasıyla karşı dava açmışlar. İlk medya haberleri çıkmaya başladı bile.”
Kuzey neşe ile koşarak Cengiz’e geldi. “Baba top oynadık. Ve Emre beni takımına seçti.” Cengiz oğlunun sevincini bozmak istemeyerek ona sarıldı. Kuzeyin bu kadar kısa sürede diğer çocuklarla bağ kurması mucizevi görünüyordu. Ama Nergis’in başlattığı medya savaşı ve hukuki süreç fırtına öncesi sessizlik gibiydi.
Koruma evinde geçirdikleri ilk gecenin sabahında Cengiz’in telefonu sürekli bildirimlerle çınlıyordu. Haberlerde Nergiz mükemmel üvey anne imajıyla resmedilmişti. Hayır etkinliklerinde gülümseyen çocuklarla dolu fotoğraflar, ünlü psikologlardan alıntılar, tüm hikaye Cengiz’in kararlı bir şekilde kurgulanmıştı.
Gazeteci İsmail Yılmaz, “Resmi hikayede bir şeyler yanlış. Bir baba çocuğunu kaçırdıktan hemen sonra hastaneye götürmez. Bir üvey anne çocuğun kaybolduğunu 12 saat sonra bildirir. Gerçeği ortaya çıkarmak istiyorum,” dedi.
Cengiz olan biteni anlattı. Beklenmedik dönüşü, aç bırakılmış oğlunu komşuda bulması, hastane raporları, Kuzey’in psikolojik değerlendirmesi, Nergiz’in itirafları. İsmail her detayı not aldı. “Yarın ilk makalem yayınlanacak. Hikayenizi anlatacağım.”
Cengiz koruma evine döndüğünde Kuzey uyuyordu. Yatağının yanındaki küçük masada renkli kalemlerle çizdiği yeni bir resim duruyordu. Cengiz ve Kuzey ele tutuşmuş güneşin altında gülümsüyorlardı. Resimdeki güneşin yüzü vardı ve gülümsüyordu. Nergis yoktu. Hiçbir kafes, hiçbir kilit yoktu.
Rüstem amca elinde kalın bir dosyayla geldi. “Beyim, size anlatmam gereken şeyler var.” Dosyada Nergiz’in lüks restoranlarda tanımadığı erkeklerle, özel ofis binalarında, ünlü boşanma avukatlarının ofislerinde çekilmiş fotoğrafları vardı. Kuzeyin odasında yeni takılmış bir kilit, boş bir buzdolabı, içeriden açılmayı engelleyen özel kilitler… Yatağın altında Kuzey’in titrek el yazısı ve boya kalemleriyle dolu bir defter: “Babasız 5 gün. Nergiz teyze yemek yok diyor. Çok açım. Babam ne zaman dönecek?”
Evdeki güvenlik kameralarını inceleyememişlerdi, Nergiz sistemi kapatmıştı. Rüstem amca kendi arabasında küçük bir kamera ile Kuzey’in son aylardaki değişimini kaydetmişti. Kuzeyin odasında bir hapishane yaratılmıştı.
İsmail’in ilk makalesinden bir hafta sonra medya fırtınası farklı bir yön aldı. Nergis’in sosyete arkadaşları savunmasından vazgeçmeye başladı. Bazı eski dostları Cengiz’e ulaşarak Nergis’in kendilerine de yalan söylediğini itiraf ediyordu. Nergis özel bir dedektif tutmuş, Cengiz ve Kuzey’i takip ediyordu. Polis ve avukatlar alarma geçti.
Bir gece apartmanın alarm sistemi çalıştı. Kameralarda siyah giyimli iki kişinin kapı kilidini açmaya çalıştığı görüldü. Polis hızla geldi, saldırganlar kaçtı. Nergis’in mal varlığını yurtdışına aktardığı, kaçmaya hazırlandığı anlaşıldı. Sonunda Santorini’ye kaçtığı, ardından İtalya’ya geçtiği belirlendi. Uluslararası arama emri çıkarıldı.
Cengiz ve Kuzey, Gölyazı’daki küçük bir apartman dairesinde yeni bir hayat kurdu. Kuzey terapiye gidiyor, okulda arkadaşlar ediniyor, kabusları azalıyor, yavaş yavaş iyileşiyordu. Bir pazar sabahı Kuzey, “Baba, ben kötü bir çocuk muyum?” diye sordu. “Sen dünyanın en iyi çocuğusun Kuzey. Senin hiçbir suçun yok. Nergiz teyzenin sana yaptıkları onun sorunu, senin değil.”
Nergis’in geçmişi araştırıldıkça, benzer hikayeler ortaya çıktı. Tahir Bey ve Alaaddin Bey, Nergis’in önceki evliliklerinde de çocuklara sistematik istismar uyguladığını anlattılar. Ferdi, intihar girişiminden kurtulmuş, yıllarca tedavi görmüş bir başka kurbandı.
Nergis Rio de Janeiro’da sahte pasaportla yakalandı, Türkiye’ye iade edildi. Mahkemede, üç ayrı çocuğa karşı istismar, mali suçlar ve adliyeden kaçma suçlarından toplam 15 yıl hapse mahkum edildi. Tüm kurbanlarına tazminat ödemesine hükmedildi.
Kuzey, televizyon programında “Birileri size kötü davranıyorsa bunu birine söylemelisiniz. Öğretmeninize, komşunuza, güvendiğiniz herhangi bir büyüğe söyleyin. Kötü sırları içinizde tutmak zorunda değilsiniz,” dedi.
Cengiz, şirketinin bir bölümünü çocuk istismarı mağdurlarına yardım eden bir vakfa dönüştürdü: Kuzey’in Işığı Vakfı. Vakıf, istismara uğrayan çocuklara ve ailelerine hukuki, tıbbi ve psikolojik destek sağlıyordu. Kuzey de etkinliklere katılıyor, diğer çocuklara umut veriyordu.
Bir gün Kuzey, “Baba, hikayemizin en sevdiğim kısmı iyi bitmiş olması. Birlikte ve mutlu olmamız,” dedi. “Peki en sevmediğin kısmı?” “Başka çocukların da şu anda benim hikayemin kötü kısmını yaşıyor olmaları. Onlar henüz iyi sona ulaşamadılar.” “Ne yapmalıyız bununla ilgili?” “Hikayemizi anlatmaya devam etmeliyiz. İnsanların dikkat etmesini, fark etmesini sağlamalıyız. Böylece başka çocuklar da kurtulabilir.”
O gece Cengiz balkonda otururken, Kuzey’in yaptığı resme baktı: “Buradayım.” Bu iki kelime, en karanlık günlerinde birbirlerine verdikleri bir vaat olmuştu. Korku anlarında, terapi seanslarının ardından: “Buradayım.” Cengiz oğlunun alnına bir öpücük kondurdu. “Her zaman burada olacağım.”
Yarın yeni bir gün olacaktı. Sıradan, basit bir gün. Ama tam da bu sıradan günlerin ne kadar değerli olduğunu artık çok iyi biliyorlardı.
News
Bir Cihan İmparatorluğunun Kibri ve Bir Uç Beyliğinin Sessiz Stratejisi: Maltepe’de Batan Güneş
Bir Cihan İmparatorluğunun Kibri ve Bir Uç Beyliğinin Sessiz Stratejisi: Maltepe’de Batan Güneş Mermer korkuluklara yaslanmış, Boğaz’ın karşı yakasındaki puslu…
Medine’de Bırakılan Son Sancak: Çekirge Tavalarıyla Kutsal Toprakları Savunan Paşanın Vedası
Medine’de Bırakılan Son Sancak: Çekirge Tavalarıyla Kutsal Toprakları Savunan Paşanın Vedası Bölüm 1: Kapalı Kalan Oda ve Açılan Sandık 1918…
Kuzeyin Soğuk Sularındaki Paslı Yemin: Tek Bir Top Atamadan Batan Çelikten Gurur
Kuzeyin Soğuk Sularındaki Paslı Yemin: Tek Bir Top Atamadan Batan Çelikten Gurur Kuzeyin soğuk, acı rüzgârları arasında, Almanların gururu olması…
Tahtın Gölgesi ve Kanlı İhanet: Sultan Murad’ın Yetim Kaldığı O Acı İlkbahar
Tahtın Gölgesi ve Kanlı İhanet: Sultan Murad’ın Yetim Kaldığı O Acı İlkbahar Bursa’da, yeşillikler içindeki ulu şehirde, 1421 senesinin o…
Yetim Gözlerden İktidarın Zirvesine: Caterina’nın Taç Takan Dört Duvar Arasındaki Sessiz Yemini
Yetim Gözlerden İktidarın Zirvesine: Caterina’nın Taç Takan Dört Duvar Arasındaki Sessiz Yemini Floransa’nın görkemli Palazzo Medici-Riccardi Sarayı, 13 Nisan 1519…
Erzurum’un Kilit Taşı: Aziziye Gecesi, Bir Ananın Satarla Ödediği Şeref Borcu
Erzurum’un Kilit Taşı: Aziziye Gecesi, Bir Ananın Satarla Ödediği Şeref Borcu “Yavrumu Allah’a emanet edip mutfaktaki satırı aldım ve tabyalara…
End of content
No more pages to load





