
Yağmur, Eskişehir’in iç kesimlerindeki küçük kasabada soluk pembe elbiseyi baştan ayağa ıslatırken, 68 yaşındaki Umut Yılmaz deri bavulunun sapını sıkı sıkıya tutuyordu. Böyle bir gecede, kendi oğlunun elinden evden atılacağını hiç düşünmemişti. Bora Yılmaz, alnına yağmurla yapışmış siyah saçları ve öfkeden kızarmış yüzüyle kapıyı sertçe kapatmış, “Yeter anne, artık dayanamıyorum,” diye bağırmıştı. İçeride 35 yaşındaki eşi Melis, salon penceresinden rahatsız bir ifadeyle izliyor; üç yıldır annesi-kayınvalidesi onların yanında yaşadığı için evin dengesi, Bora’nın tekstil fabrikasındaki işini kaybettiğinden beri iyice bozulmuş görünüyordu.
Fırtına şiddetlenirken, Umut düzensiz kaldırımda sendeledi; bir çamur birikintisine takılıp bavulu düşürdü. Eski kilit açıldı; içindekiler ıslak taşların üzerine saçıldı. Kağıtlar rüzgârla kapılara, ağaçlara yapıştı. Umut çamura diz çökerek “Hayır, hayır, hayır,” diye fısıldadı; yağmurla karışan gözyaşları yüzünden akıyordu. O esnada Bora, pencereden gelen patırtıya takılıp dışarı adım attı. Annesini yerde, ıslak kağıtların peşinde perişan hâlde görünce bir an vicdanı sızladı; ama gururu üstün geldi. Melis “Hiç değilse kağıtlarını toplayalım,” diye çekingen önerdi. Bora homurdandı; birleşen doğal bir aydınlıkta, bir şimşek daha sokağı yıkayınca, yerde savrulan kağıtların “tahmin ettiğinden fazlası” olduğunu seçti. İsteksizce ceketini alıp dışarı çıktı.
“Bu kadar kağıt nedir anne?” diye sordu Bora; bir direğe yapışmış ıslak sayfayı çekip baktı. Tapu senedi. Gözleri büyüdü. “Tapu mu? Anne, bu nedir?” Umut “Önemli bir şey değil, ver onu,” dedi, ama Bora çoktan birden fazla belgeyi toplamıştı: üç evin tapusu; hepsi “Umut Yılmaz” adına.
Melis yaklaşıp “Ne oldu?” diye sorunca, Bora inanamaz bir sesle “Annemin üç evi var,” dedi. Umut yorgunlukla iç çekti: “Lütfen içeri girelim; her şeyi açıklarım.” Bora öfkeyle “Hayır; yağmur altında açıklayın. Madem dışarıda kalmayı seviyorsunuz,” diye üsteledi. Tam o sırada komşu kapısı aralandı; 72 yaşındaki Cemile Hanım sabahlığıyla balkona çıktı: “Bütün sokağı uyandırdınız!” Bora “Siz annemi tanıyorsunuz; onun üç evi olduğunu biliyor muydunuz?” diye sordu. Komşu, “Belki bunu evde konuşsanız daha iyi,” diye yanıt verdi, ama Bora kontrolü kaybetmişti: “Kendi annem beni üç yıl kandırmış!”
Umut titreyen sesiyle konuştu: “Oğlum, seni kandırmadım; sadece her şeyi anlatmadım.” Melis, “Saygımla ama bu çok şeyi değiştirir. Sizi geçindirmek için zorlandık; siz üç eve sahipken…” deyince, Umut fısıldadı: “Evlerden birini iki yıl önce sattım; diğerini geçen yıl.” Bora sertleşti: “Para nerede?” Umut: “Borçlarını ödemek için, Bora.”
Sessizlikte sadece yağmur vardı. Melis kocasına döndü: “Hangi borçlar?” Bora gözlerini kaçırdı; fabrikanın iflası sonrası tedarikçilere biriken borçlarını çok iyi biliyordu. Umut, “Alacaklılar bu eve gelmeye başlayınca ilk evi satıp kapattım,” dedi; Melis şokla “Bora, bana işten çıkarıldığını söylemiştin; kendi işini denediğini gizledin,” diye çıkışınca Bora “Seni endişelendirmek istemedim,” dedi. “Biz evliyiz; birlikte çözeriz,” diye karşılık verdi Melis.
Komşuların açık pencereleri arasında, daha fazla skandala dönmeden içeri girdiler. Melis havluları getirdi; kahve yaparken Bora, “Şimdi düzgünce anlat,” dedi. Umut sarınıp açtı: “Baban 15 yıl önce vefat ettiğinde bana üç ev bıraktı. Size ‘ancak aşırı ihtiyaç hâlinde kullan’ diye vasiyet etti. Küçük apartmanımı ise kız kardeşin Canan’ın tedavisi için sattım; para bitince sizinle yaşamaya geldim.”
Bora, “Peki niye zengin bir ev varken burada kaldın?” diye sordu. Umut gözlerini indirdi: “Çiçek Sokağı’ndaki o büyük ev boş değil.” “Kirada mı?” “Evet; Cemal Bey’in ailesi beş yıldır orada. Onların özel bir kızı var; her ay pahalı tedavi görüyor. Hem kira hem tedavi bütçesi yok; onlardan kira almıyorum.” Melis duygulanarak, “Yani bedava oturtuyor, üstüne tedavisine de yardım ediyorsunuz,” dedi. Umut: “Elimden geldiğince. Geceleri temizlik yapıyorum; sabah dörtte fırın, beş buçukta muayenehane, cumartesileri ev işleri…”
Bora, “68 yaşında geceleri çalışıp burada aşağılanmayı mı tercih ettiniz?” diye patladı. Umut yumuşak ama kararlı bir sesle: “Aşağılanma değil; sevgiydi. Sizin için, Cemal Bey’in kızı için… Aile için.” Sonra ıslak bavuldan sararmış bir zarf çıkardı: “Baban vefatından önce bir mektup bıraktı; yalnızca çok ihtiyaç olduğunda vermemi istedi.”
Bora titreyen ellerle açtı. Ahmet Yılmaz’ın el yazısı: “Sevgili oğlum Bora… Annene bıraktığım evler 30 yıllık emeğin güvencesidir. Annen yalnızca aşırı ihtiyaç hâlinde kullanır. Eğer bir ev satıldıysa çok önemli bir sebepledir. Merkez Meydan’daki Yapı Kredi’de annenin adına bir tasarruf hesabı var; yeniden başlamana yardım için. Ama o para yalnızca anneni gönül kırıklığın için özür diler ve yardıma gerçekten ihtiyacın olduğunu gösterirsen kullanılacak. Annen bilgedir; ona güven.”
Bora mektubu gözleri dolu bitirdi. “Bankada bir hesap mı?” “Evet,” dedi Umut; “200.000 lira.” Bora ve Melis dona kaldı. “Babanın hayat sigortası; 15 yıldır faizde.” Bora annesine baktı: ıslak, yorgun ama bakışları sevgi ve sabır doluydu. Bir anda diz çöktü: “Beni affet anne. Aptallık ettim; seni evden kovdum, ‘yük’ dedim. Oysa iki evi benim borçlarım için satmışsın; geceleri çalışmışsın; bir aileye kol olmuşsun.” Umut, oğlunun yüzünü okşadı: “Affediyorum; zor durumun öfkesiydi.” Melis de özür diledi: “Sizi savunacak cesaret gösteremedim.”
Tam o sırada kapı çaldı. Yağmur altındaki 45 yaşlarında bir adam: “Ben Cemal Demir; Umut Hanım’ın evinde kalıyorum.” İçeri girip havluyla kurulandı. “Umut Hanım’ın ev sahibi olduğunu ikinci ay öğrendim; belgeleri kontrol ederken. Sonra onun kim olduğunu anladım: Kızıma her ay ilaç getiren, işsiz kaldığımda yemek getiren, şoförlüğe başlarken depozito ödeyen kadın…” Melis hayretle Umut’a baktı; Umut “Anlatmana gerek yok,” dedi. Cemal devam etti: “Kızım Gül serebral palsi. Tedavisi ayda 4.000 lira. Umut Hanım evinde bedava oturtmakla kalmıyor, her ay 1.000 lira da destek veriyor.” Bora başı döner gibi: “O 1.000 lirayı nereden?” “Gece işleri,” diye fısıldadı Umut.
Cemal ciddi bir teklifle geldi: “Gelecek aydan itibaren kira ödemeye başlayacağım; terfi aldım. Dahası, bir ortaklık kuralım: sen yönetim tecrüben, bende nakliye bilgisi. Umut Hanım’ın evinin büyük bahçesi var; küçük bir teslimat şirketi kurarız.” Bora merakla eğildi; “Benim bir minibüsüm var; çiçek sokaktaki ev depo olur.” Umut ekledi: “Babanın tasarrufuyla iki minibüs daha alırız.” Melis heyecanlandı; “Bu iş yürüyebilir.” Cemal: “Kârı, sorumluluğu paylaşır; Umut Hanım’a birlikte bakarız.”
Bora elini uzattı: “Anlaştık; ama bir şartla: Annem sonsuza dek bizimle yaşayacak. Gül’ün tedavisi de bizim sorumluluğumuzda.” Umut gülümsedi: “Benim de bir şartım: Bir gün fazla sıkıcı olursam doğrudan söyleyin; ama beni bir daha fırtınada kapıdan atmayın.” Herkes gülerek söz verdi.
Ertesi sabah bankaya gittiler. Umut’un hesabında 215.000 lira vardı; 15 yılın faizi. Müdür projeyi benimsedi: “Nakliye büyüyen bir pazar; 200.000 lira başlangıçla sağlam bir şirket kurarsınız. İsterseniz çiçek sokaktaki evi teminat gösterip 100.000 lira daha…” Umut araya girdi: “Ev olmaz; Gül’ün yuvası. İşten bağımsız kalmalı.” Bora annesinin bilgesine uydu: “Haklısın.”
Çiçek Sokağındaki ev büyük ve ferah; kocaman bahçesi, rampalı girişi, uyarlanmış banyosu. Cemal onları sevinçle karşıladı; 12 yaşındaki Gül, tekerlekli sandalyesinde ışıl ışıldı: “Umut Nine’nin ailesi misiniz?” Umut Nine diye seslenince Bora gülümsedi; Gül “Umut Nine, senin çok zeki olduğunu söyledi Bora; Melis’in de çok güzel,” dedi. Melis tatlı bir karşılık verdi; Gül “Matematiğe iyiyim; muhasebede yardımcı olurum,” deyince Bora “Genç finans danışmanımız olacaksın,” dedi; Gül sevinçle alkışladı.
Eve dönünce Bora eski tedarikçileri aradı; en az beş garantili müşteri buldu. Melis evrak düzenlerken “Yetimhaneye bağış makbuzları — üç yıldır her ay 200 lira,” dedi. Bora annesine döndü: “Az kazanırken nasıl bu kadar cömert?” Umut: “Cömertlik para bolluğu değil; kalpte sevgi bolluğu.”
Akşam, Bora “Baba öldükten sonra neden evlenmedin?” diye sordu; Umut şefkatle gülümsedi: “Hayatımı yeniden kurdum: çocuklarıma bakmak, ihtiyacı olana yardım, babanızın bıraktıklarını korumak. Yalnız değilim; siz varsınız, Cemal ve Gül var; yetimhanedeki çocuklar var. Aile sadece kan değil; sevmek ve ilgilenmek için seçtiklerimiz.”
Canan aradı; Bora her şeyi anlattı. Canan “Annemi evden kovdun mu?” diye sitem etti; sonra “Babanın 215.000 lirası… Annem dokunmamış. Abi, bundan sonra çok iyi bak,” dedi. Umut’la konuşup “Siz inanılmazsınız,” dedi; Umut ise “Sadelik yaşadım,” diye düzeltti. Hafta sonu Canan geldi; annesine “Yılda bir ay bizimle kal,” teklifi etti; Umut Nakliyat’a 50.000 liralık azınlık ortaklık önerdi. Bora ve Cemal memnuniyetle kabul etti; iki minibüs daha, bir çalışan daha. Logosunu Gül çizdi; “Umut Nakliyat.”
Şirket ikinci haftada faaliyete geçti; Eskişehir’den İstanbul’a acil teslimatı zamanından önce gerçekleştirdiler; müşteri aylık sözleşme imzaladı. Gül, siparişleri düzenleyip finansı kontrol etti; Melis yarı zamanlı işe döndü. Murat, 25 yaşında, üçüncü şoför olarak işe alındı. Bir ay içinde 15 sabit müşteri ve dolu iş programı.
Üç ay sonra Bursa’dan bir süpermarket zinciri aylık 50.000 liralık ev teslimatları için teklif verdi; dört minibüs daha, altı elemana ihtiyaç vardı. Umut sakladığı bir sırrı açıkladı: “İki yıl önce sattığım ilk ev 300.000’di; 200.000’i borçlar için kullandım, 100.000’i faizde değerlendirdim, şimdi ~120.000.” Bu sayede sözleşme kabul edildi; altı yeni minibüs, sekiz çalışan, geniş ofis. Murat süpervizör; Gül resmi muhasebe asistanı.
Altı ay sonunda Umut Nakliyat bölgenin en büyük nakliye firması oldu. Bora ve Cemal iş insanı olarak tanındı; Gül en iyi hastanede tedavi görmeye devam etti; “Annem olmasaydı olmazdı,” dediler. Bora aileyi toplayıp “Anneme şirketten maaş,” diye duyurdu: “Özel İK danışmanımız ve resmi aşçımız; 5.000 lira.” Umut şaşkındı; Cemal “Hak ettiğinizin bile altı,” dedi. Melis utangaç bir gülümsemeyle ekledi: “Hamileyim.” Sevinç patladı; Umut’ın gözleri doldu; Gül tekerlekli sandalyesinde alkışladı.
Bir yıl sonra sağlıklı bir erkek çocuk, Polat Yılmaz doğdu. Umut torununa bakıp şirkette yardım ederken, şirket 20+ kişiye istihdam sağladı. Gül 14 yaşında muhasebeyi tamamen öğrendi; işletme fakültesi hayali kurdu: “Bora ve babam gibi şirketim olsun,” derken, Umut “Olacak,” diye teşvik etti.
Bora 42 yaşında hem mesleki hem kişisel doyuma yaklaşırken, “Anne, o fırtına gecesi farklı olsaydı?” diye sordu. Umut: “O gece olmalıydı; ailenin para/mülkten ibaret olmadığını öğrenmen gerekiyordu. Sevgi, birlik, zorlukta omuz omuzadır.” Eskişehir Belediyesi ilaç dağıtımı lojistiği için Umut Nakliyat’ı seçti; başkan “Şehir sizin hikayenizi biliyor,” dedi. Aynı yıl Gül İstanbul’da en iyi üniversitede tam burs kazandı. “Mezun olup dönerim; CEO’nuz olurum,” diye şakalaşınca Bora “Kesinlikle,” dedi.
Umut 71 yaşında hâlâ aktifti; Polat “Nine, o fırtına hikayesini anlat,” diye isteyince Umut, “Bir zamanlar çok yağmurlu bir gece…” diye başlar, Bora üç yıl öncenin dönüşümünü hatırlardı. Melis, ikinci bebeğe beş aylık hamileyken, “O geceden beri olanlar rüya gibi,” derdi. Aile pazar öğlenleri Çiçek Sokağı’nda toplanmayı gelenek hâline getirdi; herkes oradaydı.
Bora meyve suyu kadehini kaldırdı: “Ailenin en değerli hazine olduğuna…” Canan tamamladı: “Bizi asla bırakmayan bir annemiz olduğuna…” Cemal: “Sevgi, çalışma, birlikle her zorluğun aşılabildiğine…” Gül: “Büyük ve mutlu bir aile olduğumuza…” Umut ayağa kalktı: “Tanrı’ya şükranlarımı sunuyorum; o fırtınalı gece ailemiz için en iyi şeydi.” Bora şaşırdı; Umut gülümsedi: “Çünkü evlat olmanın almak değil, sevmek olduğunu o gece keşfettin; gerçek ailemiz o gece doğdu.”
Sonra muzır bir gülümsemeyle sordu: “Bir sonraki projemizi kim duymak ister?” Herkes merakla yaklaştı. “Maddi sıkıntı çeken ailelere yardım etmek için bir vakıf kurmak istiyorum: finansal rehberlik, duygusal destek ve yeniden başlamak için faizsiz küçük krediler.” Cemal “Harika,” dedi; Bora “Umut Nakliyat sponsor olur,” dedi; Canan “Hukuki kısmında yardımcı olurum,” dedi; Gül “Mezun olup vakfı yönetirim,” dedi; Melis “Finansal eğitim dersleri veririm,” dedi. Umut minnetle baktı: “Adı ‘Yeni Umut Vakfı’ olacak; ailelere vermek istediğimiz şey tam da bu.” Herkes alkışladı.
“Anne, siz harikasınız,” dedi Bora. Umut: “İnsan kalbinde çok sevgi olduğunda onu sadece kendine saklayamaz; paylaşmak zorunda. İşte bu yüzden ailemiz başarılı oldu.” Melis onayladı: “Çünkü sevgiyi, sorunları, çözümleri ve neşeyi paylaşmayı öğrendik.” Polat küçük sesiyle: “Nine, seni çok seviyorum.” Umut onu öpüp sarıldı: “Ben de seni, hepinizi.”
Yağmur bulutları ufka yeniden yürürken, Yılmaz ailesi salonda birbirine sarıldı. Bu kez yağmur, onları birleşmiş, güçlü ve minnettar bulacaktı. Bir zamanlar sırlarla dolu deri bavul, artık salondaki dolapta bir hatıra olarak saklanıyor: gerçek sevginin filizlenebilmesi için bazen kırılganlıklarımızı açmak gerektiğinin sembolü.
Ve dışarıdaki ilk damlalar düşerken, Umut gülümseyip mırıldandı: “Yağmur, bizim ailemiz için bereketin işaretidir.” Bu hikâye, bir fırtınanın ortasında kırılan gururun, açılan bir mektubun ve görünmez emekle bölüşülen sevginin, bir aileyi ve bir şirketi nasıl doğurduğunun kanıtı. Ailenin gerçek tanımı: birlikte olmak, paylaşmak ve asla yalnız bırakmamak.
News
BÜYÜK KARANLIĞIN ORTASINDAKİ IŞIK: Üç Kral Annesi Kraliçe Catherine’in Yetim Kaderi
BÜYÜK KARANLIĞIN ORTASINDAKİ IŞIK: Üç Kral Annesi Kraliçe Catherine’in Yetim Kaderi 👑 Üç Kralın Annesi İtalyan asıllı Fransız Kraliçesi Catherine…
O Kahkahaların Ardındaki Sessiz Plan: Türk Subayın Zaferi Dağlardan Taşıması
O Kahkahaların Ardındaki Sessiz Plan: Türk Subayın Zaferi Dağlardan Taşıması Tarih, bazen yüksek sesle haykırılan zaferlerde değil, sessizce katlanılan onurun…
Sarayın Bilinmeyen Sırrı: Bir Celladın Kaderi, İpek Kement ve Sessizliğin Bedeli
Sarayın Bilinmeyen Sırrı: Bir Celladın Kaderi, İpek Kement ve Sessizliğin Bedeli Onlar sessizdi. Ama her adımları, sarayın duvarlarında yankılanan bir…
Bir Avuç Toprak İçin: Kılıçarslan’ın Sabrı ve Miryokefalon’da Yeniden Yazılan Kader
Bir Avuç Toprak İçin: Kılıçarslan’ın Sabrı ve Miryokefalon’da Yeniden Yazılan Kader Anadolu… O uçsuz bucaksız, bereketli topraklar. Batıda göğe uzanan…
Vezirin Kader Mühürü: Boğdan Bataklığında Kalan Onur ve Fatih’in Gazabı
Vezirin Kader Mühürü: Boğdan Bataklığında Kalan Onur ve Fatih’in Gazabı Hafızamda, o dönemin hatıraları daima bir gölge gibi durur. Gazi…
Yedi Mühürlü Kader: Batırılan Kalyonun İntikam İçin Yeniden Doğuş Destanı
Yedi Mühürlü Kader: Batırılan Kalyonun İntikam İçin Yeniden Doğuş Destanı Sabah güneşi, İstanbul Boğazı’nın durgun, zümrüt suları üzerinde altın bir…
End of content
No more pages to load





