Uç Beyliğinden Devlete: Osman Gazi’nin 1302’de Yazdığı Kaderin Sırrı

🌅 Söğüt’te Doğan Işık

Tarih 13. yüzyılın ortalarıydı. Söğüt ve çevresi, gökyüzünün altında bir umut fısıltısı gibi duruyordu. Burası, yaklaşık 400 çadırdan oluşan ve ulu beyimiz Ertuğrul Bey’in liderliğini yaptığı Kayı Boyu Türklerinin yeni yurduydu.

Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı bir uç beyi olan Ertuğrul Bey, bir yandan Bizans İmparatorluğu’nun devasa gölgesine karşı onurlu bir mücadele verirken, diğer yandan komşu beyleri ile dostluk ilişkilerini titizlikle geliştiriyordu. O, zorlu şartlar altında dirayetle ayakta durmuş, obasını her geçen gün biraz daha büyütüp kuvvetlendirmişti.

Ertuğrul Bey’in Gündüz Bey, Savcı Bey ve nihayetinde Osman Bey isminde üç yiğit oğlu oldu. Gelecekte cihanı yönetecek olan Osmanlı İmparatorluğu’nun temellerini atacak kişi olan Osman Bey, 1254 veya 1258 yılında Söğüt’ün bu mübarek topraklarında dünyaya geldi.

Osman Bey, tıpkı babası gibi cesur ve savaşçı bir ruha sahipti. O henüz genç bir dahi iken, obadaki gençlerin, alplerin ve yiğitlerin güvenini kazanmayı başardı. Onun bakışlarında sadece ateş değil, aynı zamanda derin bir adalet ve ileride ne olacağını sezen bir bilgelik vardı.


🐎 Taht Kavgası ve İlk Çatışmalar

Vakit geldiğinde, 1281 yılında, Ertuğrul Bey 93 yaşında Hakk’ın rahmetine kavuştu. Onun ruhu, Söğüt’ün dağlarında bir nur olarak kaldı.

Babası vefat ettiğinde, küçük oğlu Osman Bey, obanın liderliğini ele geçirmek için amcası Dündar Bey ile bir mücadeleye girişti. Bu, Kayı’nın geleneklerinin bir imtihanıydı. Obanın ileri gelenleri, yaşça büyük olmasından dolayı Dündar Bey’i desteklerken, obanın gençleri ve alpleri, 23 yaşındaki Osman Bey’in yanında saf tuttu. Onlar, Osman Bey’deki vizyonu, keskin zekâyı ve sarsılmaz inancı görüyorlardı.

Kısa süren bu taht mücadelesinin ardından Osman Bey, amcası Dündar Bey’i mağlup etti ve Kayı Türklerinin yeni Beyi olmayı başardı.

Bu dönemde, Bizans devleti içindeki Bilecik tekfuru, Kayı Aşireti ve Osman Bey ile ihtiyatlı, iyi ilişkiler kurmuştu. Ancak İnegöl tekfuru Aya Nikola ise bunun tam tersi bir ruha sahipti. O, Kayı Türklerinin topraklarını ele geçirmeyi istemekte ve ilk fırsatta Osman Bey’i ortadan kaldırmayı planlıyordu.


💔 Ermeni Beli ve İlk Acı

İnegöl tekfurunun bu hain emellerinden haberdar olan Osman Bey, takvimler 1283’ü gösterdiğinde İnegöl kalesine bir baskın yapmak üzere harekete geçti. O, beklemek yerine düşmanın üstüne yürümeyi tercih etmişti.

İnegöl tekfuru Aya Nikola, bu durumun haberini aldı ve Ermeni Beli denilen dar ve tehlikeli bir geçitte Osman Bey’e pusu kurdu. Bizans ordusu bir hayli kalabalıktı. Osman Gazi’nin kuvvetleri ise yalnızca 120 süvariden oluşmaktaydı; 120 alp, koca bir orduya karşı.

İşte o an, Osman Bey’in liderlik dehası ve alplerinin yiğitliği ortaya çıktı. Başarılı bir savunmayla düşman çemberini yarmayı başaran Osman Bey, saldırıdan yara almadan kurtulmayı başardı.

Ancak, zaferin gölgesinde büyük bir keder vardı. Ağabeyi Savcı Bey’in oğlu, Kayı’nın gençlerinden Bay Hoca bu saldırıda şehit oldu, Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Osman Bey, her ne kadar saldırıdan sağ kurtulmayı başarsa da, hem Bizans’a karşı yaptığı ilk önemli savaşta böylesine bir tuzağa düşmüş hem de canından kanından birisini kaybetmişti. Bu, sadece bir kayıp değil, aynı zamanda genç beyin kalbine saplanan, intikamı gerektiren derin bir acıydı. Bunun bir karşılığı olmalıydı; o günden sonra Osman Bey’in her adımı, Bay Hoca’nın kanının yerde kalmaması yeminiyle atıldı.


🏰 İlk Kale Fethi: Kulaca Hisar

Bay Hoca’nın yası, Osman Bey’in kararlılığını bir kılıç gibi biledi. Bir sene sonra, 1284 yılında, Osman Bey 300 kişilik bir kuvvetle İnegöl yakınlarındaki Kulaca Hisar’a saldırdı. Bu kez tedbirli ve öfkeliydi. Kaleyi kuşatma altına aldı.

Kısa süren, ancak kararlı bir mücadelenin ardından Kulaca Hisar Kalesi fethedildi. Bu fetih, Osman Bey’in Bizans’tan aldığı ilk kale olarak tarihe geçti ve aynı zamanda Kayı topraklarını genişlettiği ilk önemli muharebeydi. Bu, bir uç beyinin, cihan devletine giden yolda attığı ilk sağlam adımdı.

Kulaca Hisar’ın Kayı Türkleri tarafından fethedilmesinin ardından, İnegöl tekfuru Aya Nikola telaşlandı ve Osman Bey’i durdurmak amacıyla ittifak arayışına başladı. Kendi zafiyetini görüyordu. Kısa süre içinde Karacahisar tekfuru ile Güç Birliği yapıldı ve ortak bir ordu oluşturuldu. Bu ordunun başına Karacahisar tekfurunun kardeşi Kalanoz getirildi.


⚖️ Domaniç’te Bilenen Kılıç

1286 yılı geldiğinde, Kalanoz liderliğindeki Bizans ordusuyla Osman Gazi komutasındaki Kayı boyu ordusu, Domaniç yakınlarındaki İkizce köyünde karşı karşıya geldi. Bu, kaçınılmaz bir çarpışmaydı.

Osman Bey ve ordusu, kendilerinden sayıca fazla olan, zırhlı Bizans ordusunu adeta bozguna uğrattı. Bu savaşta, düşman komutanı Kalanoz ve birçok Bizans askeri öldürülürken, sağ kalan Bizans askerleri canlarını kurtarmak için kaçtı.

Tarihe Domaniç Muharebesi olarak geçen bu meydan muharebesi, Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna giden sürecin sadece bir zaferi değil, aynı zamanda Kayı’nın bu topraklardaki varlığının tescili, domin taşlarından birisi oldu. Bu zafer, Kayı’nın adını sadece Söğüt’te değil, tüm Anadolu’da duyurdu.


🌟 Yeni Bir Statü: Karacahisar’ın Ardından

Osman Bey, Domaniç’teki zaferin ardından, daha önce Selçuklu Devleti’ne bağlılığını bildiren ancak İnegöl tekfuruyla işbirliği yapan Karacahisar tekfurunun üzerine yürüdü. Hıyanetin cezası olmalıydı.

Bu sırada, dönemin Selçuklu Hükümdarı II. Gıyaseddin Mesut, küçük bir ordu göndererek Osman Bey’e destek verdi. Bu, Selçuklu’nun Kayı’ya olan güvenini gösteriyordu.

Kısa sürede Karacahisar’a gelen Osman Bey, Kaleyi kuşatma altına aldı. Birkaç hafta süren bu kuşatmanın ardından galip gelen taraf yine Osman Bey oldu ve Karacahisar Kalesi 1288 yılında fethedildi.

Karacahisar’ın fethinden sonra Selçuklu Sultanı Mesut, Osman Bey’e bir Ferman gönderdi. Bu ferman, fethettiği yerlerin gelirini ve idaresini kendisine bıraktığını açıklıyordu. Bu andan itibaren Osman Bey artık sadece bir aşiret reisi değildi; o, devlet olmaya aday bir beyliğin idarecisi konumuna yükseldi. Bu, sadece rütbe değil, sorumluluktu. Artık omuzlarındaki yük, sadece Kayı’nın değil, tüm İslam’ın geleceğiydi.


💡 Oyun İçinde Oyun

Osman Bey’in bu hızlı yükselişinden, Bilecik tekfuru başta olmak üzere, sınırdaki Bizans tekfurları son derece rahatsızdı. Bu Türk Beyi’nin hızını kesmeliydiler.

Tekfurlar, Osman Bey’e pusu kurup onu öldürmeye karar verdiler. Bilecik tekfuru, Yarhisar tekfuru ve Harmankaya tekfuru sinsi bir plan yaparak Osman Bey’i Bilecik’teki bir düğüne davet etti. Plana göre, düğüne gelen Osman Bey suikast ile öldürülecekti.

Ancak, kaderin işleyişi farklıydı. Osman Bey’in müttefiki olan, kadim dostu Harmankaya Beyi Köse Mihal, onu bu suikast planından haberdar etti. Köse Mihal’in sadakati, Osman Bey’i büyük bir felaketten kurtardı.

Osman Bey, bu plandan haberi yokmuş gibi davrandı ve düğüne katılacağını bildirdi. Fakat düğünün yapılacağı Bilecik kalesine, sandıklara gizlediği askerlerini de kurnazca soktu. Bu, bir dâhinin hamlesiydi: Oyun içinde oyun.

Fırsatını bulduğunda, planını uyguladı. Osman Bey, Bilecik tekfurunu öldürerek önce Bilecik Kalesi’ni, ardından Yarhisar Kalesi’ni fethetti. Tekfurların tuzağı, kendi sonları oldu.


🎯 Yarım Kalan Hesap

Osman Bey’in gözü artık İnegöl Kalesi’ne dikilmişti. Bu Kalenin kumandanı, Ermeni Beli muharebesinde kendisine pusu kuran hain Aya Nikola idi. Aradan yıllar geçmişti, ancak Osman Bey yarım kalan hesabını tamamlamakta kararlıydı.

1299 yılı içerisinde İnegöl Kalesi’ni kuşatma altına aldı. Birkaç gün süren muharebenin ardından, Kale kumandanı Aya Nikola, bizzat Osman Bey tarafından öldürüldü. Nihayet adalet yerini buldu. İnegöl Kalesi Türklerin eline geçti.

Bu dönemde Anadolu Selçuklu Devleti’nin de zayıflamasıyla fetihlerini sürdüren Osman Bey, topraklarını doğuya ve batıya doğru genişletmeyi sürdürdü. Yapılan bu önemli fetihlerle birlikte, Osman Bey’e ait topraklar artık Osmanoğulları Beyliği olarak anılmaya başlandı.


⚔️ Yalakova’da Bir Dönüm Noktası

1299 yılı birçok kesim tarafından Osmanlı Devleti’nin kuruluş yılı olarak kabul edilse de, Türkiye’nin en önemli tarih profesörlerinden biri olan Halil İnalcık, kuruluş yılını 1299 değil, 1302 olarak kabul etmiştir. Bu kabulün ardında, devletleşmeyi tescilleyen asıl büyük askeri zafer yatmaktadır.

İnegöl’ü fethettikten sonra Osman Bey’in hedefinde İznik vardı. Fakat bir dönem Bizans’a başkentlik yapmış bu kadim şehri almak o kadar kolay değildi. Sevk ve idarenin kesintiye uğramaması için İznik yakınlarında yeni bir şehir olması gerekmekteydi. Osman Bey, İznik Gölü’nün güneyinde Yenişehir isimli bir şehir kurarak yönetim merkezini buraya taşıdı.

Ardından İznik’e akınlar düzenlemeye başladı. İznik şehrinin Konstantinopolis’ten yardım talep etmesi üzerine, Bizans İmparatoru II. Andronikos paralı askerlerden oluşan 2.000 kişilik bir kuvvet oluşturdu ve Muzalon komutasında İznik’e gönderdi. Buna ek olarak, Bursa çevresindeki tekfurlar tarafından oluşturulan ayrı bir Bizans ordusu da Osmanoğulları’nın üzerine doğru ilerleyişe geçti.

Bizanslıların üzerlerine geldiğini duyan Osman Gazi, onların saldırmasını beklemeden hemen harekete geçti. O, kaderine razı olmayacak, onu bizzat yazacaktı. Öncü birliklerini, batıdan üzerlerine gelen Bizans ordusunu durdurması için Koyunhisar bölgesine gönderdi. Kendisi ise yaklaşık 5.000 kişilik bir kuvvetle, Konstantinopolis’ten gelen düşmanı karşılamak için kuzeye doğru ilerledi.

Bu sırada Bizans ordusu Boğazı geçip Yalakova civarında karaya çıktı. Osmanoğulları ordusu, Yalakova’nın hemen güneyinde Bizans ordusunun yolunu kesti.


☀️ Bafeus (Yalakova) Muharebesi

Tarihe Bafeus Muharebesi veya yaygın bilinen adıyla Koyunhisar Muharebesi olarak geçecek olan bu savaş, Bizans tarihçisi Yoros Pımmeris ve Osmanlı kayıtlarına göre Yalakova’nın hemen güneyinde yaşanmıştır.

Yalakova’nın güneyinde, Muzalon komutasındaki 2.000 kişilik Bizans ordusuna karşılık, Osman Gazi’nin yaklaşık 5.000 kişilik bir kuvveti bulunmaktaydı. Bu savaş, sadece bir çarpışma değil, bir beyliğin devlet olma mührüydü.

27 Temmuz 1302 gününün sabah saatlerinde iki komutan da öncü birliklerine hücum emri verdi.

Kıran kırana geçen çarpışmada, Bizans kuvvetleri Osmanlı kılıçlarının karşısında adeta eridi. Türk alpleri, sarsılmaz bir inançla savaşıyordu.

Bunun üzerine komutan Muzalon, geri kalan paralı piyadelerine hücum emri verdi, ancak savaşın şiddetinden korkan paralı askerler, Osmanlı kuvvetlerinin karşısına çıkmaktan çekindi. Onlar, sadece para için savaşan kiralık askerlerdi; Osman Bey’in askerleri ise vatan, şeref ve inanç için savaşıyordu.

Muzalon çaresizce bir kez daha hücum emri verse de, askerler bu emri dinlemedi ve savaş alanından kaçtı.


🌍 Mühürlenen Kuruluş

Osman Bey, Bafeus Muharebesi’ni kazanarak, Bizans tehlikesini bu bölgede tamamen bertaraf etmiş oldu. Dahası, bu zafer, Osmanoğulları’nın bağımsızlığını ve devlet kurduğunu tescilledi, tüm Bizans’a ve Anadolu’ya ilan etti. Bir beylik, artık tam teşekküllü bir devletin eşiğindeydi.

Osman Gazi’nin kurduğu bu devlet, fetihlerini hızlandıracak, Anadolu’nun birçok bölgesinden gaza ruhu taşıyan göç alacak ve nihayetinde, yaklaşık 600 yıl boyunca dünyaya hükmedecekti.

1302 yılında Yalakova’da atılan bu adım, sadece bir zafer değil, aynı zamanda gelecek altı yüzyılın kaderiydi. Osman Bey’in omuzladığı bu kutlu yük, atalarından aldığı bir mirastı; onur, görev ve sadakat üzerine inşa edilmiş bir devletin sarsılmaz başlangıcıydı.

Bu zaferin anısı, Kayı’nın alpleri tarafından nesilden nesile fısıldanarak aktarıldı. O gün, sadece Bizans ordusu yenilmedi; umutsuzluk, keder ve boyun eğme fikri de yenilmişti. Ve o günden sonra, güneş Kayı’nın sancakları altında farklı bir parlaklıkta doğdu.