Ufukların Sultanı: Osman’ın Gözünden Kanuni Devri, Kaderin ve Askerliğin Ağırlığı
Osman, 25 yaşındaydı. Uzun boylu, çatık kaşlı ve Yeniçeri Ocağı’nın çelik disipliniyle yoğrulmuştu. On yaşındayken Kırım’ın Kefe sancağından alınmış, bir köle olarak gelmiş, ama şimdi İmparatorluğun en seçkin askeriydi.
Babası, Yavuz Sultan Selim Han’ın vefat haberi İstanbul’u kasıp kavurduğunda, Osman da surların önünde, diğer Yeniçerilerle birlikte Ulûfe (bahşiş) bekliyordu. Genç Şehzade Süleyman, Manisa’dan gelip tahta oturdu.
Yeniçeriler, Ulufe’den sonra memnun görünüyorlardı. Halk, genç bir padişahın, hayatın tüm lezzetlerine sahip olmasına rağmen, devlet işlerine odaklanmasından sevinç duyuyordu.
Osman’ın gözünde, bu genç padişah bir nefesten farksızdı. Yavuz Han’ın keskin, acımasız ve daima tetikte olan siyasetinden sonra, Kanuni’nin gelişi, daha adil, daha ihtişamlı bir dönemin habercisiydi. Ancak, devlet otoritesi her yerde kabul görmüyordu.
2. ŞAM’DA İHANETİN KILICI: CANBERDİ GAZALİ
Beklenmedik bir yerde, Şam eyaletinde bir isyan patlak verdi.
Canberdi Gazali. Aslen Slav kökenli bir memlük esiri iken, Selim Han’a itaatini arz etmiş ve affedilerek Şam Beylerbeyliği’ne getirilmişti. Osman, bu tür adamların sadakatinin, rüzgârda sallanan bir mum alevi kadar güvenilmez olduğunu biliyordu.
Gazali, Yavuz’un vefatını duyar duymaz “Melik Eşref” unvanıyla hükümdarlığını ilan etti. Adına hutbe okuttu, sikke bastırdı. Mısır Beylerbeyi Hayır Bey’e ve hatta İran hükümdarı Şah İsmail’e bile haber gönderdi.
Osman’ın kalbi, bu cüret karşısında öfkeyle doldu. İsyan, sadece bir vali’nin hırsı değildi; bu, Selim Han’ın kanla kazandığı Mısır topraklarının elden gitmesi demekti.
Ancak Hayır Bey, sadakatini devlete gösterdi ve durumu İstanbul’a bildirdi. Şah İsmail ise, Çaldıran’ın öcünü almak için hadiseleri dikkatle izlemeye başladı.
3. FERHAT PAŞA VE ADALETİN KESKİN KILICI
Gazali, 20.000 kişilik bir kuvvetle Halep üzerine yürüdü, ancak şiddetli bir direnişle karşılaştı. İstanbul, durumu çözmek için aceleci davranmadı. Merkezden gelen emirde, aceleye lüzum olmadığı, asıl kuvvetlerin Anadolu’dan sevk edileceği bildirildi.
Osman, Üçüncü Vezir Ferhat Paşa komutasındaki 4.000 kişilik Kapıkulu birliğine dâhildi. Birlik, Anadolu, Karaman ve Sivas Tımarlı sipahileriyle birleşecekti.
Ferhat Paşa henüz gelmeden, Dulkadir Beyi Şehsuvarzâde’nin kuvvetleri isyancıları bozguna uğrattı. Ocak 1521’de, Gazali iki kez mağlup edildi.
Osman ve birliği, bu son toparlanmanın ardından bölgeye ulaştı. Ferhat Paşa’nın soğukkanlılığı ve kararlılığı, Gazali’nin son ve kesin çarpışmada mağlup edilmesini sağladı. Osman, isyanın son kalıntılarını süpürürken, Gazali’nin kesik başının İstanbul’a yollandığını gördü.
Adalet yerini bulmuştu. Osman, genç Kanuni’nin otoritesinin, ilk büyük sınavını başarıyla geçtiğini hissetti.
4. MACAR YOLUNDA İLK SEFER: BELGRAD
Gazali isyanının bastırıldığı haberi İstanbul’a geldiğinde, Kanuni Sultan Süleyman, daha büyük bir hedefe yönelmişti: Macaristan.
Macar Kralı II. Layoş, kendini beğenmiş, gururlu bir gençti. Avusturya Arşidükü Ferdinand’ın kız kardeşiyle evlenmesi, onu Osmanlılara karşı daha saldırgan hareketlere itmişti.
Son darbe: Kanuni’nin cülûs (tahta çıkış) haberini getiren Osmanlı elçisi Behram Çavuş, Macaristan’da hakarete uğramış ve ardından öldürülmüştü.
Bu, affedilemez bir hakaretti. Bir elçiye dokunmak, devletlerarası hukukun en temel onur kuralını çiğnemek demekti. Kanuni derhal sefer hazırlıklarını başlattı.
Osman, 1521 baharında, yüz bin kişilik bir ordunun parçası olarak İstanbul’dan hareket etti. Hedef, Belgrad’dı.
Veziriazam Piri Paşa ve devlet adamları, Belgrad’ın çok muhkem bir kale olduğunu, orayı arkada bırakıp ilerlemenin isabetli olmayacağını ikaz ettiler. Kanuni, bu ikazları yerinde bularak Belgrad’ın fethine karar verdi.
5. BELGRAD: İKİ BÜYÜK SULTANIN YARIM KALAN İŞİ
Osman, 20 Temmuz günü Sava Nehri kenarında, Kanuni’nin otağ-ı hümayununun kurulduğu tepeye baktı. Belgrad, Fatih Sultan Mehmed’in bile alamadığı, iki kez kuşatılıp geri çekilmek zorunda kalınan bir kaleydi. Burası, Hristiyanlığın Avrupa’ya açılan kilidiydi.
Kuşatma başladı. Toplar birkaç gün boyunca kaleyi dövdü. 10 Ağustos’tan itibaren neredeyse 24 saat kesintisiz hücumlar devam etti.
Osman, 13 ve 23 Ağustos’taki şiddetli hücumlara katıldı.
Ramazan ayının verdiği gayretle vuruyorlardı. Yorgunluk, açlık ve sıcaklık iç içeydi. Kale duvarları, Türk ve Macar kanıyla boyanıyordu. Bursa Beylerbeyi Yahya Bey şehit düştü, Karaca Ahmed Paşa yaralandı.
Osman, yoldaşlarının birçoğunun, tünel kazılarak yerleştirilen barutun patlaması sonucu nasıl havaya uçtuğunu gördü.
Her adım, büyük bir fedakârlık pahasına atılıyordu.
Nihayet, kale komutanı teslim olmaya razı oldu. 30 Ağustos 1521’de Belgrad, Kanuni Sultan Süleyman’ın eline geçti. Osman, surların içindeki sessizliği ve Müslüman askerlerin secdeye kapanışını izlerken, ecdadın yarım kalan işinin tamamlanmasının verdiği derin huzuru hissetti.
6. RODOS: HAÇLILARIN SON KARAKOLU
Belgrad’dan dönüşte Kanuni’nin dokuz yaşındaki oğlu Şehzade Mahmud’un vefatı padişahı üzdü. Kış, yas ve imar işleriyle geçti. Ancak, yeni hedefin neresi olduğu yakında belli oldu: Rodos.
Rodos Şövalyeleri, yüzyıllardır Akdeniz ticaretini sekteye uğratıyor, korsanlık yapıyor, seferleri geciktiriyor ve en önemlisi, adada tutulan 5-6 bin Müslüman esire işkence ediyordu. Ayrıca, Canberdi Gazali isyanına yardım etmişlerdi.
Osmanlı Divan-ı Hümayun’da bu seferin tehlikeli ve masraflı olacağına dair itirazlar vardı. Şövalyelerin şöhreti, adanın sağlamlığı ve Avrupa’nın yardıma koşma ihtimali, ekseriyeti korkutuyordu.
Ancak Kanuni, veziriazam Piri Mehmet Paşa’nın, İkinci Vezir Çoban Mustafa Paşa’nın ve denizci Kurdoğlu Muslihiddin Reis’in seferden yana olan görüşlerine katıldı. Onur, geri adım atmayı yasaklıyordu.
7. KALE’NİN YANIK YÜZÜ VE PAŞALARIN KAVGASI
Kanuni, 16 Haziran 1522’de karadan harekete geçti. Osman, Marmaris’e ulaştığında, ordu yüz bin kişiyi aşmıştı. Hatta şair Kemalpaşazâde’nin dediği gibi, atları Fırat’a sulamaya götürseler nehirde su kalmazdı.
30 Temmuz’da padişah adaya geçti. Şövalyeler, dışarıdaki bütün binaları yakmış ve yıkmış, kale duvarlarını tamir için köylüleri içeri almıştı.
Kanuni, şövalye reisine mektup göndererek barışçıl teslimiyeti teklif etti, ancak beklenen red cevabı geldi.
Ağustos boyunca kuşatma başladı. Toplar, Alman Burcu’na ve Saint Nicholas Kulesi’ne yıldırımlar yağdırıyordu. Osman, siper kazma ve lağım açma işleriyle meşguldü.
Eylül ayındaki şiddetli hücumlardan sonuç alınamadı. 24 Eylül’de verilen umumi hücum emri, Osman’ın da katıldığı en kanlı çarpışmaydı. Yeniçeri Ağası, İspanyolların savunduğu burçtan içeri girdi ve bayrağı dikti. Osman, bayrağın altında bir anlık zafer coşkusu yaşadı.
Ancak bu üstünlük kısa sürdü. Hristiyanlar tüm sancakları geri aldı.
Padişah, muvaffakiyetsizlikten hiddetlenmişti. Divanda, Üçüncü Vezir Ahmet Paşa, Rumeli Beylerbeyi Ayas Paşa’yı suçladı. Ayas Paşa azledildi, ancak çok geçmeden affedilerek görevine iade edildi. Osman, Paşalar arasındaki bu çekişmenin ve hırsın, askerlerin döktüğü kanı gölgelediğini hissetti.
8. KADERİN SON DÜĞÜMÜ
7 Ekim’de Mısır valisi Hayır Bey’in vefat haberi geldi. Seferin Serdarı İkinci Vezir Mustafa Paşa, hemen Mısır Valiliği’ne tayin edilerek ordudan ayrıldı. Rodos serdarlığı, suçlayıcı Ahmet Paşa’ya verildi.
Ahmet Paşa, 12 Ekim’de İngiliz Burcu’na yeniden hücum etti.
Osman, bu çarpışmaların şiddetinin Belgrad’dan daha farklı olduğunu gördü. Şövalyeler yorulmuş, erzakları tükenmişti. Osmanlıların kararlılığı, onlardaki direnci kırmıştı. Türkler önemli ölçüde zayiat vermelerine rağmen, kararlılıklarından vazgeçmiyorlardı. Padişah oradaydı. Bu, ordu için en büyük moraldi.
17 Aralık 1522’de, şövalyeler Kanuni’ye müracaat etmek zorunda kaldılar. Bir anlaşma imzalandı. Rodos fethedilmişti.
Osman, fethin ardından, civardaki kalelerin de Osmanlı idaresine girdiğini öğrendi. Kanuni, 1 Ocak 1523’te adayı terk etti ve Şubat başında İstanbul’a ulaştı.
9. MISIR’DAKİ İKİNCİ İHANET: AHMET PAŞA
Rodos’un fethinde büyük rol oynayan Ahmet Paşa, İstanbul’a döndüğünde Veziriazam olmayı bekliyordu. Ancak bu gerçekleşmedi. Yaşadığı büyük hayal kırıklığıyla İstanbul’da durmak istemeyerek Mısır Valiliği’ni istedi ve bu göreve kavuştu.
Osman, bu hırsın ve kırgınlığın iyi bir şeye işaret etmediğini sezdi.
Nitekim, 1523’te Mısır’a vali olan Ahmet Paşa, çok geçmeden istiklalini ilan etti. Memlüklülerin birçoğunu yanına çekti, adına hutbe okutup para bastırdı ve eski Memlük saltanatını ihya etti.
Osmanlı Hükümeti, Kahire kalesindeki Yeniçeriler aracılığıyla direnmeye çalıştı. Osman’ın tanıdığı Kapıkulu efradı, bu isyancı valiye direniyordu.
Ahmet Paşa, sinsi bir hamleyle, eski bir su yolundan kaleye girerek Yeniçerileri öldürdü ve kaleyi teslim aldı. Ancak, Kadızâde Mehmet Bey adlı sadık bir görevli, hamamda Ahmet Paşa’yı bastırmayı denese de başarısız oldu.
Ahmet Paşa, bir Bedevi aşiretine sığındı, ancak yakalanıp başı kesildi. Mısır’daki ikinci isyan da bastırılmıştı. Osman, devletin bu tür iç ihanetlerle uğraşmak zorunda kalışının, dış düşmanlardan daha yorucu olduğunu düşündü.
10. MOHAÇ: BİR DEVRİN SONU
İkinci Macaristan Seferi’nin sebepleri, Belgrad’ın fethinden sonra devam eden sınır çatışmalarıydı. Kanuni, bu kez doğrudan Macaristan’ın merkezi Budin’e yürümeye karar verdi.
Osman, 1526’da Sadrazam İbrahim Paşa’nın Serdâr-ı Ekrem olarak tayin edilmesiyle başlayan sefere katıldı. Ordu 100 bin kişiden fazlaydı ve 300 top taşıyordu.
Kanuni, ordusunu yüksek bir moral konuşmasıyla hazırladı. Hedef: düşmanı kendi otağında ezmek.
Macar Kralı II. Layoş, çaresizce her taraftan yardım istiyordu. Kanuni, bu yardımların önüne geçmek için Akıncı beyleri Bali Bey ve Hüsrev Bey’e, gelecek takviyeleri engellemelerini emretti.
29 Ağustos 1526. Türk ordusu, Macaristan’ın Mohaç Ovası’nda, Kral Layoş’un komutasındaki İspanyol, Alman, İtalyan ve Macar ordusuyla karşılaştı.
Osman, zırhlı atının üzerinde, savaşın dehşetli anını bekledi. Padişah, zırhlı at ve elbisesiyle, geride yerini almıştı.
Savaş, üç saat sürdü.
Osman, tarihin en hızlı zaferlerinden birine tanıklık etti. Osmanlı toplarının dehşeti ve ordunun disiplini, Macar düzenini bozdu. Kral Layoş, kaçarken bir bataklıkta boğularak hayatını kaybetti.
Padişahın zırhında bile birkaç ok izi vardı. Osman, Kanuni’nin bu tehlikeye rağmen yerinden kımıldamamasını, Devlet-i Aliyye’nin metanetinin bir simgesi olarak gördü.
Macar ordusu tamamen imha edilmişti. Ertesi gün, akıncılar Macar topraklarına yayıldı.
11. BUDİN VE ZAPOLYA’NIN TACI
Osmanlı ordusunun önünde artık hiçbir engel kalmamıştı. Budin’e doğru ilerlediler. 20 Eylül’de Budin’e gelindi. Şehrin ileri gelenleri kaçmıştı. Yahudi reisi Salomon oğlu Yasef, Budin kalesinin anahtarlarını Kanuni Sultan Süleyman’a teslim etti. Şehir, direniş göstermeden teslim oldu.
Kanuni, Budin’de altı gün kaldı. Bu sırada, Macar büyüklerinin isteği üzerine Macar Kralı ilan edilen Erdel Voyvodası Yanos Zapolya‘yı huzuruna kabul etti ve Macar Kralı tacını giydirdi.
Osman, Macar Krallığı’nın artık Osmanlı’nın himayesi altına girdiğini anladı. Ancak, taçta iki rakip vardı: Zapolya ve Avusturya Arşidükü Ferdinand.
12. VİYANA: ZAMANIN VE MEVSİMİN İHANETİ
Kanuni, Ferdinand’ın Macaristan’daki hak iddialarını sona erdirmek için 1529’da Viyana üzerine yürüdü. Osman, bu seferde de yerini aldı.
Ordu 250 bin asker ve 300 topla İstanbul’dan hareket etti. Hedef, Habsburglara haddini bildirmekti.
19 Ağustos’ta Mohaç ovasında Zapolya, padişahı karşıladı. 3 Eylül’de Budin’e gelindi. Ferdinand’a bağlı Avusturya kuvvetleri, direniş göstermeden teslim oldu.
7 Eylül’de Viyana Kuşatması başladı. Osmanlılar üç hafta boyunca kaleye hücum etti. Osman, bu kuşatmanın da Rodos gibi zorlu olduğunu gördü. Viyana, güçlü surlarla müdafaa ediliyordu.
Osman, havanın soğumaya başlamasını ve şiddetli yağmurları hissetti. Kuşatma toplarının büyük bir kısmı, yolların çamurlaşması nedeniyle orduya yetişememişti.
Halk Meclisi toplandı. Karar: Mevsim artık müsait değildi. Soğuklar ve azalan erzak, kuşatmanın uzamasını tehlikeli hale getiriyordu.
Kanuni, esas amacının Ferdinand’ı cezalandırmak olduğunu değerlendirdi ve 16 Ekim’de Viyana önünden ayrıldı. Fethin engeli, düşmanın kılıcı değil, kışın kendisi olmuştu.
13. ALMAN SEFERİ VE İHTİŞAMLI DÖNÜŞ
Ferdinand’ın Macaristan üzerindeki iddiası bitmiyordu. 1532’de Kanuni, Ferdinand ve kardeşi Alman İmparatoru Şarlken’e karşı, tarihe Alman Seferi olarak geçen büyük bir sefere çıktı.
Osman, bu seferde de yer aldı. Ordu, 100 binden fazlaydı. Hedef, Şarlken’i meydana çekmekti.
Osmanlı ordusu, Macaristan’ın kuzeybatısına ilerledi. Ferdinand ve Şarlken, büyük bir orduya sahip olmalarına rağmen, Osmanlı ile meydan muharebesine girmeye cesaret edemiyorlardı. İmparator, mağlup olması durumunda Fransa’ya karşı kötü duruma düşmekten korkuyordu.
Osman, Kanuni’nin Viyana yolunu açan Güns Kalesi’ni üç hafta kuşattıktan sonra az bir direnişle aldığını gördü.
Kanuni’nin asıl amacı olan Şarlken’i meydan savaşına çekmek gerçekleşmedi. Osman, Kanuni’nin bu durumdan duyduğu büyük hayal kırıklığını hissetti. Sefer yedi ay sürdü.
14. SONUÇ: DÜNYANIN HÜKÜMDARININ YEMİNİ
1533’te Avusturya ile anlaşma imzalandı. Ferdinand, elindeki Macar toprakları için Osmanlı hazinesine her yıl 30.000 altın vergi ödemeyi kabul etti.
Böylece Macaristan, fiilen ikiye bölündü: biri Osmanlı himayesindeki Zapolya Krallığı, diğeri vergiye bağlanan Ferdinand’ın yönettiği topraklar.
Osman, bir Yeniçeri olarak, genç bir şehzadenin tahta çıkışından, koca bir imparatorluğun ufuklarını genişletmesine tanıklık etmişti. Şam’daki ihaneti, Belgrad ve Rodos’taki fedakarlığı, Mohaç’taki zaferi ve Viyana’daki iklimin yenilgisini görmüştü.
Kanuni Sultan Süleyman, ‘Ufukların Sultanı’ unvanını hak etmişti. O, sadece toprakları değil, aynı zamanda Avrupa’nın kibirini de fethetmişti.
Osman, seferlerden yorgun ama ruhu onurlu bir şekilde İstanbul’a döndü. Sıradan bir askerdi, ama en büyük hükümdarın en görkemli zaferlerinin ve en zorlu sınavlarının bir parçasıydı.
O, devlete, imana ve görevine olan sadakatini her şeyin üzerinde tuttu. Bilirdi ki, bu imparatorluğun büyüklüğü, Padişahın ihtişamıyla değil, kendisi gibi isimsiz askerlerin metanet ve sabrıyla yazılıyordu. Onun kaderi, İmparatorluğun kaderiydi.
News
Yıldız Sarayı’nda Bir Hükümdarın Yalnızlığı: Kayıp Yılların Unutulmaz Sırrı
Yıldız Sarayı’nda Bir Hükümdarın Yalnızlığı: Kayıp Yılların Unutulmaz Sırrı 1. AÇILIŞ: TAHTIN GÖLGESİNDEKİ BÜHRAN Cevdet Bey, Yıldız Sarayı’nın loş koridorlarında,…
Sadece 3 Dakika Sürdü: HMS Hood’u Yutan ‘Canavar’ ve İngilizlerin Kanlı İntikam Manifestosu
Sadece 3 Dakika Sürdü: HMS Hood’u Yutan ‘Canavar’ ve İngilizlerin Kanlı İntikam Manifestosu 1. AÇILIŞ: ÖFKELİ BİR BAŞBAKAN VE ALTI…
Ankara Savaşı’nın Gizli Silahı: Susuzluk, İhanet ve Yıldırım Bayezid’in Zincirlere Vuruluşu
Ankara Savaşı’nın Gizli Silahı: Susuzluk, İhanet ve Yıldırım Bayezid’in Zincirlere Vuruluşu Durdurulamaz görünen bir imparatorluğu nasıl yok edersiniz? Avrupa ve…
Barbaros’un Denizdeki Delileri: Yalınayak Savaşçıların Kayıp Destanı ve Ganimetin Sırrı
Barbaros’un Denizdeki Delileri: Yalınayak Savaşçıların Kayıp Destanı ve Ganimetin Sırrı Tarih kitapları, atların nal seslerini, yeniçerinin heybetini ve karada kazanılan…
El Último León de la Fe: El Héroe que Defendió la Tumba del Profeta contra el Oro Inglés y la Traición
El Último León de la Fe: El Héroe que Defendió la Tumba del Profeta contra el Oro Inglés y la…
Maltepe Sırtlarında Bir Ok Değil, Kader Uçtu: Bizans Anadolu’yu Bıraktı
Maltepe Sırtlarında Bir Ok Değil, Kader Uçtu: Bizans Anadolu’yu Bıraktı O günün sabahını hâlâ hatırlarım. Güneş, Marmara’nın üzerinden doğarken ışığı…
End of content
No more pages to load






