Vezirin Kader Mühürü: Boğdan Bataklığında Kalan Onur ve Fatih’in Gazabı

Hafızamda, o dönemin hatıraları daima bir gölge gibi durur. Gazi Hünkârımız Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri’nin cihanşümul azminin gölgesidir bu. Devlet-i Aliyye’nin kudretini denizlerde ve karalarda tescil ettiği yıllardı.

Boğdan Beyi, Stefan Çel Mare, uzun bir süre vergisini ödemiş, boyun eğmişti. Ancak Hünkârımız’ın Venedik, Macar, Napoli ve diğer gavurlar ile uğraştığı o zorlu demler, bu küstahın kalbinde bağımsızlık fitnesini yeşertti.

Sadece vergisini kesmekle kalmadı. 1473’te, Macarların kışkırtmasıyla, Türk topraklarına saldırma hazırlıklarına girişti. Hatta Kefe’den İstanbul’a gönderilmekte olan 150 Cenevizli esiri taşıyan gemiyi ele geçirerek, onlara hamilik yaptı. Osmanlı’nın “Teslim edin!” tekliflerine kulak asmadılar.

Bardağı taşıran son damla, Boğdan Beyi’nin, Osmanlı’ya bağlı Eflak Beyliği üzerine yürümesi oldu. Yaptığı tahribat büyüktü. Fatih’in sabrı tükenmişti.

Hünkârımız, “Vergisini veren bir prens için, kral müdahalesini kabul etmeyiz!” diyerek, bu küstahlığı kesin bir dille reddetti. Artık tek bir yol vardı: Kılıç.

Hadım Süleyman Paşa’nın Ağır Yükü

Rumeli Beylerbeyi Hadım Süleyman Paşa, Boğdan Seferi’ne memur edildi. Paşa’nın omuzlarındaki yük ağırdı. Zira kısa süre önce İşkodra kuşatmasında muvaffak olamamış, geri çekilmek zorunda kalmıştı. Asker yorgun, teçhizat noksandı.

Lakin Paşa, “Ferman Padişah’ın!” diyerek, kaderine boyun eğdi. Yanına topladığı 30 bine yakın kuvvetle Tuna’yı aştı ve Balkan topraklarına girdi.

Ancak bu, bir yaz seferi değildi. Kış mevsiminde yapılan sefer, zaten yorgun olan Osmanlı askerini daha da yıpratmıştı. Kar, çamur, soğuk… her adım, bir direniş gerektiriyordu.

Sonunda, iki tarafı da dağlarla çevrili, dar bir vadide Stefan’ın kuvvetleriyle karşılaştılar. O dar geçit, Türk ordusunun hareket kabiliyetini tamamen yitirmesine neden oldu. Bir tuzağa düşülmüştü.

Ordu, ağır bir Bozgun’a uğradı. Askerin büyük bölümü, o soğuk, ihanet kokan bataklıklarda boğulurken, Süleyman Paşa, canını güçlükle kurtarabildi.

Bu, bir Osmanlı Vezirinin tattığı en acı yenilgiydi. Onur, Boğdan’ın çamurlu toprağında kalmıştı.

Fatih’in Bizzat Seferi ve Akdere Meydanı

Süleyman Paşa’nın uğradığı hezimet, Sultan Mehmed Han’ın yüreğinde büyük bir üzüntüye ve gazaba yol açtı. Fatih, 1476 ilkbaharında, beklemeksizin bizzat sefere çıktı.

Tuna civarına geldiğinde, Leh elçilik heyetiyle karşılaştı. Stefan’ın rahatlatılması için arabuluculuk istiyorlardı. Fatih, hiddetle gürledi: “Anlaşma ancak vergilerin derhal ödenmesi, esirlerin serbest bırakılması ve Kilo Kalesi’nin teslimi ile mümkündür!”

Boğdan Beyi’nin uzlaşmaya yanaşmaması üzerine, Ordu süratle ilerledi ve Tuna’yı geçti. Kırk gün kadar Boğdan topraklarında, düşman Voyvoda bir türlü ortaya çıkmadı. Tıpkı bir gölge gibi kaçıyor, gizleniyordu.

Sultan Mehmet, Serhat Nehri kenarındaki Başkent Suceava’yı kuşattı. Tam bu sırada, Stefan’ın sarp bir dağın içerisine gizlendiği ve muazzam müdafaa tertipleri aldığı haberi geldi.

26 Temmuz günü, Tanyeri ağarmaktayken Osmanlı askeri, Boğdanlıların mevzilendiği Akdere denilen hatta ulaştı. Düşmanın müdafaa takipleri anlaşıldıktan sonra, savaş karşılıklı top atışlarıyla başladı.

Akdere’de On Saatlik Sınav

Kuşluk vakti başlayan bu amansız savaş, İkindi vaktine kadar tam 10 saat sürdü. Orada, Akdere’nin sıcak tozunda, pek çok Gazi, Şehadet şerbetini içti.

Stefan, yanında kalan fakat sayısı azalmış kuvvetlerle ormanın bir köşesine çekildi ve dağlara doğru kaçtı. Kaçabilenler sabaha kadar takip edildiyse de, Voyvoda ele geçirilemedi.

Ertesi gün savaş meydanında konaklayan Fatih Sultan Mehmet, hemen Akıncıları Boğdan’ın dört bir yanına sevk etti. Hünkârımız, Boğdan’ı tamamen Osmanlı toprağı yapmak düşüncesindeydi.

Ancak, ihanet Macarlardan geldi. Macarların Semendire civarını vurmak üzere hazırlandıkları haberi ulaştı. Fatih, büyük bir ferasetle, “Kafir hesabına affetmektense, Diyar-ı İslam’ı koruma tedbirlerini almak evladır,” diyerek geri döndü.

Affedilen Hain ve Otranto’ya Giden Yol

Fatih, bu seferde yanında bulunan Eflak Beyi’ne ganimet malından önemli bir hisse ayırdı. Seferden canını güçlükle kurtarabilen Stefan ise, hiç vakit kaybetmeden elçilerini gönderdi.

Voyvoda, o zamana kadar verdiği 3.000 altın yerine, 6.000 altın vergi vereceğini ve Osmanlı’nın dostuna dost, düşmanına düşman olacağını bildirerek affını rica ediyordu.

Fatih, bu müracaatı kabul etti ve Voyvoda’yı affettiğini bildirdi.

Bu sırada, uzun süredir kaçak bulunan ve zulmüyle nam salan Kazıklı Voyvoda (III. Vlad), sonunda öldürülüp kellesi Sultan’ın huzuruna getirildi. Böylece, Boğdan cephesi sükûnete kavuştu.

Osmanlı’nın Gazi Padişahı, çıktığı Batı seferinde tüm savaşlarını bitirmeye ve isyanları bastırmaya muvaffak olmuştu.

II. BÖLÜM: DENİZDE SABIR VE ZAFERİN MÜHRÜ

Venedik Oyalaması ve İnebahtı Utancı

Ancak Venediklilerle savaş devam etmekteydi. Fatih, bir taraftan Kırım ve Kefe işleriyle ilgilenip donanmasını güçlendirirken, Venedikliler ise Barış görüşmeleriyle oyalama yolunu tutmuşlardı.

Uzun müzakereler başladı. Anlaşma için Venedik’ten, Arnavutluk’ta sahip oldukları Kroya’nın Osmanlı’ya iadesi ve senelik 150 bin duka vergi verilmesi istendi. Elçi, bunları kabul etme yetkisi olmadığını söyleyince görüşmeler kesildi. Buna rağmen, iki devlet arasında bir sene mütareke (ateşkes) ilan edildi.

Mütarekenin dolmasıyla birlikte Fatih, artık yıllardan beri uzayıp giden Venedik işine bir son vermenin zamanı geldiğine inanıyordu. 1476’da büyük savaş bir kez daha başladı.

Hadım Süleyman Paşa, maiyetinde 40 bin kişi olduğu halde Mora’da, Venedik’in en büyük limanlarından biri olan İnebahtı’yı kuşattı.

Lakin Venedik donanmasının sahile yanaşarak kuşatma yapan Türk birliklerini topa tutması üzerine, Süleyman Paşa saldırıları durdurdu. Fatih’in haberi ulaştı: İnebahtı, denizden kuşatılmadan zapt edilemezdi.

Bunun üzerine geri çekilme emredildi. İnebahtı kuşatmasının kaldırıldığı haberi, Venedik’te büyük bir sevinç yarattı ve Şükran ayinleri yapıldı. Bu, kısa bir süre sonra telafi edilecek bir hüzündü.

Kroya ve İşkodra’nın Fethi

Diğer taraftan, Veziriazam Gedik Ahmed Paşa’nın komutasındaki kuvvetler, Arnavutluk’ta Kroya’yı kuşatmıştı.

Savaşın ilerleyen demlerinde, Akıncı Beyi Turhanoğlu Ömer Bey Gazi, 1477 Eylül’ünde akıncılarıyla Venedik topraklarındaydı. Akıncılar, Venediklilerin müstahkem mevkilerini rahatlıkla geçerek ilerledi.

Fakat kritik nokta şuydu: Fatih, Venedik’i tamamen dize getirmek için, o ana kadar hiçbir güç tarafından alınamamış olan İşkodra’nın zaptını istiyordu.

Hünkârımız, İşkodra’nın zaptı görevini yeniden Gedik Ahmed Paşa’ya vermek istedi. Paşa, buranın sarp bir dağ üzerine kurulmuş, çok muhkem bir yapıya sahip olduğunu, çevresindeki üç kale ile korunduğunu vurguladı ve “Ancak Padişahımızın bizzat gelmesiyle Fethi mümkün olur,” diyerek görevi kabul etmedi.

Gedik Ahmed Paşa’nın bu itirazına fena halde kızan Fatih, kendisini azlederek Rumeli Hisarı’na hapsetti.

Gedik Ahmed Paşa, zindanın karanlığında otururken, kader ona başka bir rol hazırlıyordu.

Nihai Harekat ve Venedik’in Çaresizliği

Fatih, yeni Vezir-i Azam Karamanî Mehmed Paşa’yı tayin ettikten sonra, nihai harekatı başlattı. Akıncı beyleri, Mihaloğlu Ali Bey, Mihaloğlu İskender Bey ve Malkoçoğlu Bali Bey’in kuvvetleri İşkodra’yı abluka altına aldılar.

Fatih de bizzat, uzun süredir kuşatma altında tutulan Kroya’nın fethini tamamlamak üzere Arnavutluk üzerine yürüdü. Bir müddet sonra Kroya kumandanları, can ve mallarına dokunulmaması şartıyla Kaleyi teslim ettiler.

Kroya’nın düşmesinden kısa süre sonra İşkodra’nın Fethi de gerçekleştirildi.

Artık Arnavutluk’ta Venedik’in hâkimiyetinde hiçbir kale ve şehir kalmamıştı. Arnavutluk bir Osmanlı toprağıydı.

İşkodra’nın teslim olması üzerine, 16 seneden beri devam eden ve büyük zararlara sebep olan o uzun savaşa nihayet verildi. Venedik, harbe devam etmenin kendine mal olacağını iyi anlamıştı.

III. BÖLÜM: BARIŞ VE YENİ UFUKLAR

Zaferin Tescili ve Rodos’un Reddi

Barış için gönderilen Venedik temsilcisi, doğudaki ticari faaliyetlerini garanti altına alarak, Osmanlı’nın tüm isteklerini kabul etti.

25 Ocak 1479’da imzalanan Osmanlı-Venedik Antlaşması’na göre; Venedikliler, aldıkları yerleri geri veriyor, Arnavutluk’taki Kroya ve İşkodra, Türklere kalıyordu.

Türklerin muhteşem zaferi, bu uzun savaşı sona erdiriyordu. Artık Fatih’in zihninde yeni bir hedef vardı: Rodos Adası.

Rodoslular, daha önce vergi vermeyi reddetmişlerdi. Fatih, yine sulh teklifinde bulundu: her sene vergi vermeleri şartıyla.

Rodos Şövalyeleri ise, kendilerini doğrudan Papalığa bağlı olduklarını belirterek, “Christian bir ülkeye dahi vergi veremeyiz,” dediler. Ancak her sene hediyeler gönderebileceklerini ifade ettiler.

Bu cevap, Hünkârımızın azmini kamçıladı. Fatih, bir taraftan donanmasını güçlendirirken, diğer taraftan Rodos hakkında bilgi toplamaya başladı.

Rodos Kuşatması ve Mesih Paşa’nın Dönüşü

1480 ilkbaharında Fatih Sultan Mehmet, Vezir Mesih Paşa kumandasında, 100 parçadan fazla gemiden oluşan bir donanmayı Rodos’a gönderdi.

Mesih Paşa, kaleye karşı yaptığı taarruzlarla surları iyice yıprattı. 28 Temmuz 1480’de başlattığı büyük taarruzda, surlardan açılan büyük deliklerden içeri giren askerler, bazı burçlara bayrak dikmeyi bile başardılar.

Fakat kalenin düşmekte olduğunu gören Şövalyeler, son bir gayretle, kaleye giren askerlerin hepsini geri püskürttüler.

Mesih Paşa, bir süre daha kuşatmaya devam etti. Ancak binlerce Türk askerinin şehit olması ve kış aylarının yaklaşması sebebiyle kuşatmayı kaldırıp İstanbul’a döndü.

Rodos, alınamamıştı. Bu, Fatih’in Batı’da bıraktığı son yarım kalmış işti.

IV. BÖLÜM: SON BÜYÜK HEDEF VE BİLİNMEYEN SON

Gedik Ahmed Paşa ve İtalya Macerası

Arnavutluk’un zaptı ile Fatih Sultan Mehmet, uzun süredir aklında olan İtalya’nın Fethi için harekete geçti.

Seferin kilit noktası, Otranto ve Puglia bölgesiydi. Ordunun sevkiyatı için Arnavutluk, hayati bir öneme sahipti.

Bu hayati sefere Kumandan olarak, daha önce İşkodra yüzünden azlettiği Gedik Ahmed Paşa’yı tayin etti. Paşa’nın zindanda geçen günleri, Fatih’in ona olan itimadını sarsmamıştı. Bu, bir Osmanlı Padişahının büyüklüğünü gösteren bir affediş ve görevlendirmeydi.

Yüz gemiden oluşan Osmanlı donanması, 1480 Haziran’ında yola çıktı. 28 Temmuz 1480 tarihinde donanma, İtalya’daki Otranto Limanı’na demirledi.

Gedik Ahmed Paşa hemen şehri kuşattı. Şehir direnmek istediyse de fazla dayanamadı ve 11 Ağustos 1480 tarihinde Feth olundu.

Bu stratejik mevkiin düşmesi, Papalık için tehlike çanlarının çalmasına neden oldu. Avrupa’da büyük panik yaşanıyordu. Fatih’in atlıları, İtalya topraklarındaydı.

Fatih’in Erken Vedası

Fatih Sultan Mehmet, bu sırada hastalığına rağmen sefere çıkma kararı aldı. Amacının tam olarak nereye olduğu bilinmese de, İtalya üzerine olması muhtemeldi.

Ama Takdir-i İlahi tecelli etti.

3 Mayıs 1481 tarihinde, cihanşümul padişahımız Fatih Sultan Mehmet Han, rahmet-i Rahman’a kavuştu.

Fatih’in vefat etmesiyle Avrupa’da üç günlük bayram ilan edildi. Zira üzerlerindeki o kara gölge kalkmıştı.

Bu büyük Hünkârın vefatından kısa bir süre sonra, İtalya’daki Kumandan Gedik Ahmed Paşa’nın yerine Hadım Süleyman Paşa getirildi.

Ve o anda, İtalya macerası, bir daha açılmamak üzere kapanmış oldu. Otranto, Hünkârın vefatıyla geri alındı.

Fatih Sultan Mehmet, onurlu bir Vezirinin yenilgisini telafi etmiş, 16 yıllık bir savaşı muhteşem bir zaferle noktalamış, lakin İtalya’nın Fethi arzusunu ahirete taşımıştı.

Bu, her Osmanlı neferinin omuzlarında taşıdığı, hem utanç hem de zaferle mühürlenmiş, kutsal bir mirastır.